"1.5 milyon dolarlık rüşvetin belgesi"

Kılıçdaroğlu, "Fotoğraf nasıl olurmuş, bir de ona bir örnek vereyim" diyerek Başbakan Erdoğan, Reza Sarraf ve bakanların birlikte olduğu fotoğrafı gösterdi.

28 Ocak 2014 Salı, 13:30
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuşuyor. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Erdoğan'ın Pazar günü gösterdiği o fotoğrafı örnek göstererek Erdoğan'ı sert eleştiriler yöneltti. Kılıçdaroğlu, "Pazar günü oldu, eline aldı bir fotoğraf. O fotoğrafla da oynanmış, sahtekarlık yapılmış sen Başbakansın. Sana sahtekarlık yakışır mı? Onların tayfasından o isimleri karalamışlar, flu yapmışlar kimse görmesin diye." diye konuştu...

Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a: Alnına yazacağım senin! - VİDEO
 
Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a belgeli yanıt! - VİDEO

İşte Başbakan Erdoğan’ın gösterdiği fotoğraf ve o fotoğrafın orjinali:
 
 
 

CHP Genelbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kemal Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde Demokrat Parti'den CHP'ye katılan 60 kişiyi temsilen 4 yeni üyeye parti rozetlerini taktı.

Poyrazköy davasının görüldüğü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen TÜBİTAK raporunun delillerin sahte olduğunu ortaya çıkardığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP olarak sahte deliller üretildiğini geçmişte çok kez dile getirdiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Bu davanın çöktüğünü hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz. Birgün bile o arkadaşların hapiste tutulmaları bir demokrasi ve hukuk ayıbıdır. Derhal bunların serbest bırakılması lazım" diye konuştu.

Özel yetkili mahkemelerin iktidarın sopası olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Şimdi bir başka tablo ortaya çıktı. Artık adaletin sağlanması gerekiyor. Bu konuda CHP olarak üzerimize düşeni yaptık. Yasa teklifi mi? Arkadaşlarımız verdiler. Hükümet samimi ise 'milli orduya kumpas kuruldu' söyleminin arkasında hala duruyorsa, çözüm yeri TBMM ise gelin kardeşim, CHP hazır. Bu ülkeye aydınlığı getirelim, haksızlığı bitirelim ve adaleti sağlayalım."

Siyasal partileri demokrasilerin vazgeçilmez unsurları olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, onların iktidar mücadelesi içinde olmalarının doğal olduğunu söyledi. Bunun bir centilmenlik yarışı olduğunu, düşüncelerin özgürce ifade edilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, MHP'nin Esenyurt'taki seçim bürosuna yapılan silahlı saldırıya değindi. "Şiddetle ama şiddetle kınıyoruz. Bir başka siyasal partinin kaba kuvvetle susturulması gibi bir olayı asla kabul etmiyoruz. Demokrasilerde bunun yeri yoktur" diyen Kılıçdaroğlu, MHP camiasına başsağlığı, hayatını kaybeden kişiye de Allah'tan rahmet diledi.
Konuşmasında trafik kazalarına da değinen Kılıçdaroğlu, devletin bu konuda denetimlerini artırmasını istedi.

'Sen baş çalansın, milli iradeyi de çalıyorsun'

Son günlerde sıkça "milli irade hırsızlığı"ndan söz edildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, CHP olarak yüzde 10 seçim barajının milli irade hırsızlığını meşrulaştırmak için getirilmiş bir düzenleme olduğunu defalarca söylediklerini belirtti.
Barajın partilerin aldıkları oyların parlamentoya yansıması önünde büyük bir engel olduğunu, buna darbe hukukunun yol açtığını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti.

"Gelin yüzde 10 seçim barajını kaldıralım. 'Hayır kaldırmayacağız' diyor. O zaman kusura bakma sen milli irade hırsızlığından bahsedemezsin. Senin zaten hırsızlıklarını biliyoruz. Sen baş çalansın, milli iradeyi de çalıyorsun. Vatandaş sana yüzde 49 oy verdiyse, parlamentoda da milletvekili oranın yüzde 49 olacak, 34 oy verdiyse, 34 olur. Bizim 33 milletvekilimizi çaldılar. Aldığımız oy oranına göre bizim 33 milletvekilimizin daha olması lazım. Bunun adı milli irade hırsızlığıdır."

Kılıçdaroğlu, yolsuzluk konusunda hassas olduğunu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenin karşısında kendisini bulacağını ifade ederek, en büyük günahın kul hakkı yemek olduğunu inandığını söyledi.

 
 

'Fotoğraf üzerinde oynandı'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Sarıgül hakkındaki açıklamalarını ve bu açıklamaları yaparken gösterdiği bir fotoğrafı hatırlattı.

Erdoğan'ın gösterdiği fotoğrafın üzerinde oynandığını, fotoğrafta yer alan bazı klasörlerindeki isimlerin flulaştırıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Sen başbakansın, sana sahtekarlık yapmak yakışır mı? O fotoğrafta bir sürü insanın ismi var, onların tayfasından. Onların isimlerini flu yapmışlar, kimse görmesin diye. Bir başbakan bir fotoğraf gösterecekse üzerinde oynamaz. Ama fotoğraf üzerinde oynarsa, o sahte dijital veriler vardı ya, onları yapan adamın o olduğu sonucuna varılır" değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın Sarıgül hakkındaki iddialarına da değindi. Erdoğan'ın gelinen bilgi ve belgelerin doğruluğunu sorgulamadan açıklamalarda bulunduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Olay 2004'te. Parti içinde bir tartışma, genel başkanlık yarışı, şikayetler, kavgalar var. Bunlar olur. Çok şükür şimdi yok. Bitirdik onu. Kavga dönemi bitti. Huzur var artık" dedi.

İçişleri Bakanlığı'na 9 Ağustos 2004 yılında başvuru yapıldığını ve mülkiye müfettişlerinin olayı araştırdığını anlatan Kılıçdaroğlu, Bakanlık raporunda "imar yasasına aykırı uygulamalar var. 27 yapıdan beşi hakkındaki iddialar yerinde bulunmamıştır. 22'sinin ise soruşturmasının gerektiği" sonucuna varıldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, bunun üzerine Danıştay'a başvurulduğunu, Danıştay 1. Dairesinin incelemesi sonucunda ise "22 dosyadan 21 hakkında soruşturmaya gerek yoktur" kararına varıldığını dile getirdi. Bir dosyanın mahkemeye intikal ettirildiğini, Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin de dosya hakkında beraat kararı verdiğini, böylece 27 dosyanın tümünün aklandığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın gözünün "CHP'yi nasıl yolsuzlukla suçlarım" düşüncesiyle karardığını bu nedenle iddiaları soruşturmadan kamuoyuna sunduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Çünkü sen helale değil, harama ortak olan adamsın. Helali bırakmış, harama ortak bizden hesap soracakmış. Kimsin sen? Al dosyaları kardeşim, çık karşıma, senin istediğin televizyon kanalında, senin istediğin gazetecilerle bana soru sor, ben mahçup olayım. (Gelmem, gelemem) diyor. Niye gelemiyorsun Recep Bey? Neden korkuyorsun? Alnın temizse, verilmeyecek hesabın yoksa neden korkuyorsun? Sen baş çalansın da onun için korkuyorsun."

CHP'nin eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal hakkında da İsviçre bankalarında hesabı olduğu iddialarının ortaya atıldığını, Baykal'ın ise ilgili yerlere başvurarak, böyle bir hesabın varlığının söz konusu olmadığını ispatladığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Çıktı toplumun karşısına, açık alınla, 'benim İsviçre bankalarında 5 kuruş hesabım yoktur' dedi. Belgesini aldı" dedi.

Başbakan Erdoğan hakkında da İsviçre bankalarında hesapları olduğu iddialarının olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın bu iddiayı ortaya atanlar hakkında dava açacağını söylediğini, ancak açmadığını ifade etti. Erdoğan'ın neden dava açmadığını ya da Baykal'ın izlediği yolu izlemediğini soran Kılıçdaroğlu, "(Ben temizim) diyor. Geç bunları geç, senin ne kadar temiz olduğunu biz çok iyi biliriz, ben çok iyi bilirim. Sen yürütmenin başısın zaten" diye konuştu.

 

'Ben kapı gibi belge gösteriyorum ve kendi imzası var'

Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası olan ve TBMM'ye gönderilmek üzere hazırlanan bir belgesini gösteren Kılıçdaroğlu, belgede Erdoğan'ın zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçları nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılmasına talebinin yer aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, "O bir fotoğraf gösterirken bile sahtekarlık yaptı, ben kapı gibi belge gösteriyorum ve kendi imzası var. Şimdi utanır mı? Utanması için ne lazım? Ar damarı lazım değil mi? O da yok. Kendi sahtekarlıklarını parlamentoya bildiren bir başbakan var. Bunu herkesin görmesini isterim" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, 24 Kasım 2013 tarihinde bir törende çekilmiş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile eski Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, işadamı Ali Ağaoğlu ve 17 Aralık'ta tutuklanan Reza Zarrab'ın aynı karede yer aldığı bir fotoğrafı göstererek, şunları söyledi: "Bu tablo devlet protokolü. Sayın Başbakan şunu söyleyebilir, (O tarihte 17 Aralık operasyonu yapılmadı. Dolayısıyla ben bunların ne olup olmadığını bilme şansın yok) diyebilir. Ama o da doğru değil, diyemez. Neden? 18 Nisan 2013, bu olaydan çok önce, MİT Başbakan'ın önüne üç sayfalık bir rapor koyuyor. Raporun sonuç bölümünü okuyorum; (Reza Zarrab'ın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve İçişleri Bakanı Muammer Güler ile mevcut ilişkisinin ortaya çıkması halinde söz konusu hususların hükümet aleyhine kullanılabileceği değerlendirilmiştir). Başbakan söylüyor bunu. Yani (benim haberim yoktu) diyemez. Ben onun için buna baş çalan diyorum zaten. Boşuna söylemiyorum. Senin haberin olmadan bu tablo oluşamaz."

Kılıçdaroğlu, İstanbul merkezli operasyona değinerek, istifa eden bakanlara ilişkin fezlekelerin bir an önce TBMM'ye gelmesini beklediklerini söyledi.  Bir bakana 28 kez toplam 52 milyon dolar, başka bir bakana 10 kez rüşvet verildiğini ve bunun da toplamının 10 milyon dolar olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, "Bir başka bakana, bunlar istifa etti malum, isimlerini söylemiyorum ama hepiniz biliyorsunuz, 3 kez rüşvet veriliyor toplamı 1,5 milyon dolar. Baş aktör kim, Sayın Başbakan'la aynı safta oturuyorlar" dedi.

Rıza Sarraf'ın mahkeme kararıyla alınmış bir konuşmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: "Bir bakana 500 bin dolar rüşvet gönderecek. Telefon ediyor arkad, diyor ki; 'Ağabey yarın güzel bir tane çikolata, lokum yaptır. Bir tane gümüş tabak al, içine çikolata dizdir. Bir tane de çikolata kutusu olsun. Onun içine de 500 bin yerleştir. Tamam mı Sadık biliyor, o İstinye tarafında bir yer varya, E.G'ye. Daha öncede göndermiştik ya beşyüz, beşyüz...'Kim o burada oturan, kimin yanında oturuyor? Başçalanın yanında. Kimin bilgisi dahilinde bunlar oluyor. Başçalanı kim uyardı? MİT uyardı. Onun için sana başçalan diyorum. Sıradan bir olay değil bunlar, hala kalmış '2004'te,2005'te şu oldu.' Ya açıkça diyorum, 'yolsuzluk nerede olursa sonuna kadar gitmeyen namerttir' diyorum. Bunlar helale değil, harama ortaktır bunlar. AKP'ye oy veren değerli yurttaşlarıma söylüyorum; Oy verdiniz, 'rüşvet bitsin, yolsuzluk bitsin' diye, sizin paralarınızı çaldılar? Harama ortak oldular, helal bunların kapısının önünden geçmiyor."

TÜRGEV diye bir vakıf olduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, "Erdoğan ailesinin kurduğu. Başında da Bilal oğlan var. 'Benim oğlumla uğraşmayın' diyor. Sevgili Recep Bey, biz senin oğlunla boşuna uğraşmıyoruz. Sen bulunduğun makamı kullanarak oğluna çıkar sağlıyorsun. Sen bulunduğun makamı kullanarak, nüfuz ticareti yapıyorsun. Sen diyorsun ki 'şu ihaleyi sana vereceğim, rüşveti de oğlumun vakfına öde' diyorsun. orayı bir rüşvetin merkezi yaptın sen" dedi.

Başbakan'ın "Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim" dediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Hırsızlık babadan oğula geçer. 'Efendim hayır işi yapıyoruz.' Ne demek hayır işi yapıyoruz. İhaleyi alıyorsun, sonra veriyorsun ona. 'Git parayı buraya yatır, arsayı buna ver' diyorsun. Senin nüfuzun olmasa o para oraya gider mi? Oğlunu yolsuzluğa bulaştırdın, sen ne kadar büyük bir günah işlediğinin farkında mısın? Bir baba evladını nasıl bu konuma düşürebilir, benim vicdanım sızlıyor, senin vicdanın nasıl sızlamıyor" diye konuştu.

 

'Halk adına soru sorma yetkisi medyadadır'

Başbakan Erdoğan'ın sorduğu hiç bir soruya cevap vermediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, medyanın da korkudan soru soramadığını söyledi. Medyanın olayların üzerine ciddiyetle gitmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Yolsuzluk olayı ciddi olaydır. Halk adına soru sorma yetkisi medyadadır, medya yolsuzluk olaylarının üzerini örtemez, örterse ona medya denmez" ifadesi kullandı.

TÜRGEV Vakfı'nın, Vakıflar Bankası'nda bir hesabı olduğunu söyleyen ve IBAN numarasını açıklayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: "Bir; TÜRGEV'in böyle bir hesabı var mı Vakıflar Bankası'nda? İki; bu hesaba 26 Nisan 2012'de 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı? Bu para neyin parasıdır? Bu para bir rüşvet parası mıdır? Bir çıksın açıklasın, merak ediyorum. Bugün diyor ya 'şu kadar çamaşır makinesi sattık.' Recep Bey, bütün dünyayı çamaşır makinesiyle donatsan senin kirliliğini temizleyemez."

Gösterdiği fotoğrafa değinen Kılıçdaroğlu, "İkinci adam kim? Ali Ağaoğlu" dedi.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: "Bakırköy'de arsası vardı malum. İmar durumunu değiştirecek bir türlü değiştiremiyor, nereye gidiyor, başçalana gidiyor. 'Ben bu imar durumunu değiştirmek istiyorum.' O da Erdoğan'a talimat veriyor, Bayraktar'a. 'Hemen gereğini yapın' diyor. O da gereğini yapıyor. Bunun üzerine Ali Ağaoğlu yine mahkeme kararlarıyla tespit edilen konuşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden birisiyle konuşuyor. 'Orada şunu söyleyeyim, ben onu bakanlığa yaptırmadım. Açıkta net de konuşuyorum. Başbakan'a yaptırdım. Ben de gittim sayın patrona söyledim, büyük patrona, o da direk bakana talimat verdi.' Bundan biraz rahatsızlık duymuş, AKP'nin İstanbul il Başkanı Aziz Babuşçu. Şöyle söylüyor, 11 Ocak 2013'te, 'Yani büyükşehirden reddedilen bir dosya, yani hiç büyükşehire uğramamış olsa neyse, ondan sonra bakanlığa gidiyor, özel proje. Yani arkadaşların bana söylediği bu; İstanbul'da ilan edilen tek özel proje. Başka yok diyorlar.' Ali Ağaoğlu da şöyle söylüyor; 'Ha şeyde, ama onu büyük patronun talimatıyla yapılan şey o.' O da bu aile fotoğrafında protokolde en ön sırada oturuyor, büyük patronun yanında. Bu fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz? Bu fotoğrafı yandaş gazeteler sitelerinden sildi elimize geçmesin diye. Ama biz CHP'yiz. Biz halkın partisiyiz."

Fotoğrafta Erdoğan Bayraktar'ın da bulunduğunu ve "gelecek felaketi gördüğü için yüzünden düşenin bin parça" olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Şimdi bir Erdoğan'a söylüyorum, sen böyle bir fotoğraf CHP için gösterebilir misin? Asla gösteremezsin. Yolsuzluk yapanlarla kol kola geziyorsun, bildiğin, uyarıldığın halde. Çıkmışsın, dinden imandan bahsediyorsun. Emin olun bazen ben bile iç dünyamda isyan ediyorum. Bunlar dinden imandan bahsedecekse biz neyden bahsedeceğiz, Allah aşkına" değerlendirmesini yaptı.

 

'Alnına yazacağım senin bunu'

İstifa eden bakanlarla ilgili fezlekenin Adalet Bakanlığı'na gelmesine rağmen Meclis'e gönderilmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Sen o fezlekeleri göndermezsen, biz daha çok şeyi açıklayacağız. Adam gibi gönder. Adam gibi o bakanları da Yüce Divan'a gönder. Adam gibi gönder ve yolsuzluk yapan hiç kimsenin yanında durma, onlara kol kanat germe. Yoksa bu başçalan unvanı senin yakana yapışacaktır. Alnına yazacağım senin bunu" diye konuştu.

Geçen hafta grup toplantısında bir savcının tuttuğu tutanağı açıkladığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın gece yarısı ikinci kez başsavcıyı arayarak, "Bu saatte git, cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et. Bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız" dediğini söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın ülkede olup biten her haberdar olduğunu ve herşeyi bildiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları dedi: "1 metrekalik bir kamu arazisi, Türkiye'nin neresinde olursa olsun, kiralanacaksa, satılacaksa, Erdoğan'dan izin gerekiyor. Resmi Gazete'de yayımlandı bu. O nedenle ben sana başçalan diyorum. Bütün bu olayları biliyorsun sen. Bunların yatacak yeri yok. Bunlar hesap da veremezler. Emin olun, hükümetten düşsünler Türkiye'de göremezsiniz bunları. Ben tabii 'Adalet Bakanlığı Müsteşarı yerinde kalmamalı' dedim. Bakanın bilgisi vardır, o telefondan. Sonra ortaya çıktı ki meğer bakan da telefon etmiş. Ne diyor, 'Müdahale etmek için telefon etmedim, bilgi almak için ettim.' Ulan Müsteşar söyledi, telefon etti, sana bilgiyi verdi. Sen ne diyorsun, 'savcıyı değiştir' diyorsun. Savcıyı değiştir ne demektir. Doğrudan müdahale etmektir. Adalet Bakanlığı şu anda boştur. Yolsuzlukları aklamaya çalışan bir kişi vardır Adalet Bakanı olarak, onun adı da Bekir Bozdağ'dır. Herkes bilsin."

 

'Bunların yeşil merakı var'

"Urla villaları" konusu olduğunu da dile getiren Kılıçdaroğlu, "Ben merak ediyorum, bunların bu villa düşkünlüğü nereden geliyor? Hepsi de havuzlu olacak. Gerçekten merak ediyorum. Bir tane var, iki tane var tamam. Nedir bu villa hastalığı, kime götüreceksin. Öbür dünyaya giderken zaten bir kefenle gideceksin kardeşim. Ama emin olun, dikkatli olun bunlar kefene kesin cep yapacaklardır. Bunların özel bir yeşil merakı var, yeşil derken doğayı anlamayın dolar yeşili" açıklamalarını yaptı.

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Urla'da bir koy, dünyanın en güzel koylarından birisi. Birinci derece sit alanı, kazmayı vursanız tarih fışkırıyor, inşaata başlamış. Kim? Mustafa Latif Topbaş. Önemli bir işadamı, ama bu Sayın Başbakan demiyor. Ağabey diyor. Telefon hep ağabey üzerine kurulu. Vali 'yasa var, genelgeler var, kanun var. Sen birinci derece sit alanı üzerine inşaat yapamazsın.' O da ağabeyine şikayet ediyor. 'Ağabey inşaat yapacağım iki villa da size ait malum, bu vali izin vermiyor.' Başçalan ne yaptı? Başçalan iki villa uğruna devletin valisini sattı ve onu gönderdi. İki villa uğruna, gözünü toprak doyursun. Önce birinci derece sit alanını değiştirdiler, valiyi gönderdiler, raporlar alındı. O raporların da rüşveti alındı hepsi çıkacak ortaya. Beyefendi oraya villa yaptırdı. 'Öyle bir havuz yap ki ikinci kattan bakınca bizim havuz görülmesin' diyor."

Devlet yönetiminde saygının ve kul hakkının korunması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, devleti yönetenlerin 76 milyonun kefaletinden sorumlu olduklarını dile getirdi. Vatandaşların kutuplaştırılmak yerine bir arada tutulması gerektiğini ve birlik içinde devletin yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: "Herkesi kucaklamak zorundadır, devleti yönetenler. Hukukun üstünlüğüne inanırlar. Eğer hukukun alanını siyaset belirlerse orada demokrasi olmaz. Ama siyasetin alanını hukuk belirlerse orada hukukun üstünlüğü vardır. Bizim hukukun üstünlüğünü savunmamız gerekir. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum, AKP'ye oy veren değerli yurttaşlarıma da sesleniyorum; gelin Türkiye'yi kirlilikten arındıralım. Yeni bir Türkiye kuralım, herkesin barışık olduğu bir Türkiye kuralım. Buna bizim gücümüz yeter. Biz birlik içinde olmalıyız, biz varlık içinde olmalıyız, biz özgür biçimde bu topraklarda yaşamalıyız."