Adalet yine 'bir' eksik... Murat Sabuncu ve Ahmet Şık'a tahliye; Akın Atalay'ın tutukluluğuna devam

Yazar ve yöneticilerimizin yayın politikamızın suçlama konusu edilerek yargılandığı davanın altıncı duruşması Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan duruşma salonunda görüldü. Tanıkların dinlendiği duruşmanın sonunda savcı tutukluların mevcut halinin devamı yönünde görüşünü açıkladı. Heyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık'ın tahliyesine; İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay'ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Bir dahaki duruşma 16 Mart Cuma günü görülecek.

09 Mart 2018 Cuma, 10:12
Abone Ol google-news

<video:940229>

(Çizim: Murat Başol)

Cumhuriyet davasında ara kararını açıklayan mahkeme heyeti 495 gündür Silivri’de tutuklu bulunan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve 434 gündür tutuklu bulunan muhabirimiz Ahmet Şık’ın tahliyesine karar verdi. Heyet gazetemiz İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın ise tutukluluğunun devamına hükmetti. Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için savcıya gönderilmesine karar verilerek duruşma 16 Mart’a ertelendi.

Cumhuriyet davasının 6. duruşmasında Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, delil toplama ve tanık dinleme aşamasının tamamlandığını bildirdi. Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açıklamak için dosyanın kendisine gönderilmesini ve bunun için süre verilmesini istedi. Cumhuriyet avukatları, “Deliller toplanmış, tanıklar dinlenmiştir. Kaçma ve delil karartma şüphesi yoktur” diyerek tahliye talebinde bulundu. savcı ise tutukluluk hallerinin devamını istedi.

Özgürlüğüne kavuşan Ahmet Şık: Bu mafya saltanatı hak ettiği yere gidecek

Murat Sabuncu'dan ilk açıklama: İçeride arkadaşımız Akın Atalay'ı bıraktık, onu da alacağız

Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan salonda görülen duruşmanın başında Sabuncu, Atalay ve Şık ile tutuksuz olarak yargılanan yazar ve yöneticilerimiz ayrı yerlere oturtuldu. Yargılanan yazar ve yöneticilerimizin avukat sayısı da üçle sınırlandırıldı. Saat 11.00 civarında başlayan duruşmanın başlangıcında avukat Leyla Han Tüzel, üç avukat sınırının kanuna ve bu davaya uygun olmadığını ifade ederek, “Kanun hükmünde kararname ile getirilen bu uygulama, adil yargılanma ilkesine aykırı. Bu ara karardan dönmenizi talep ediyoruz” dedi. Avukat Tüzel, ayrı oturtulan yazar ve yöneticilerimizin de birlikte oturtulmasını talep etti. Mahkeme avukat sınırlaması uygulamasının kaldırılması talebini reddetti. Mahkeme Başkanı Dağ, yazar ve yöneticilerimizin de birlikte oturabileceğini söyledi.

Saat 22.00 civarı kararını açıklayan heyet, Şık ve Sabuncu’nun tahliyesine karar verdi. Sabuncu’nun tahliyesini “Boğaz’ı görmeyi istiyormuş, gitsin görsün” sözleriyle, Şık’ın tahliyesini ise “Soner Yalçın dedi ki ‘Ahmet Şık’ın annesi ermiştir, onu üzmeyin” sözleriyle duyurdu. Atalay’ın tutukluluğunun devamı ile ilgili de “Kaptan gemiyi en son terk eder” dedi.

Heyet, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için savcıya gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 16 Mart’a erteledi. Bir sonraki duruşmanın da Silivri’de görülmesine karar verdi. Heyet, Şık ve Emre İper’e örgüt propagandası suçlamasıyla ek savunma hakkı verilmesine de hükmetti.

Saat 22.00 civarı kararını açıklayan heyet, Şık ve Sabuncu’nun tahliyesine karar verdi. Sabuncu’nun tahliyesini “Boğaz’ı görmeyi istiyormuş, gitsin görsün” sözleriyle, Şık’ın tahliyesini ise “Soner Yalçın dedi ki ‘Ahmet Şık’ın annesi ermiştir, onu üzmeyin” sözleriyle duyurdu. Atalay’ın tutukluluğunun devamı ile ilgili de “Kaptan gemiyi en son terk eder” dedi.

Heyet, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için savcıya gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 16 Mart’a erteledi. Bir sonraki duruşmanın da Silivri’de görülmesine karar verdi. Heyet, Şık ve Emre İper’e örgüt propagandası suçlamasıyla ek savunma hakkı verilmesine de hükmetti.

‘REZİL BİR TANIKLIK’

Dünkü duruşmada Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Faraç, tanık olarak dinlenmek üzere salona alındı. Faraç’ın elindeki not kâğıtlarını gören başkan Dağ, bunlara ihtiyacının olmadığını, bilgisinin ve görgüsünün anlatılmasının istendiğini hatırlatarak Cumhuriyet gazetesinde ne zaman çalıştığını sordu. Yarım saat konuşan Faraç, beyanlarında uzun uzun yazdığı kitaplardan, katıldığı konferanslardan, o dönem CHP tabanının kendisine partiye katılma yönünde baskı kurduğundan bahsetti. “Bazı konulardaki yargısız infazlarla ilgili beyanda bulunmak istiyorum” diyen Faraç, tanık olmak için başvurmadığını, savcının Aydınlık gazetesinde Cumhuriyet gazetesi ile ilgili yazdığı yazılar nedeniyle kendisini çağırdığını söyledi. Faraç, 2010 yılına kadar İlhan Selçuk’un çağrısıyla yurt haberler servisi şefi olarak çalıştığını belirterek, 2010 yılının sonlarında Kubilay ile ilgili bir yazısının sansürlenmesini protesto ettiği için işten atıldığını ileri sürdü. Faraç, İlhan Selçuk’un vefatının ardından Cumhuriyet gazetesinde tehlikeli bir süreç yaşandığını, bu sürecin de kendisini Cumhuriyet’in dışına attığını savundu. Bu sırada notlarına bakan Faraç’ı başkan Dağ bir kez daha uyardı.

‘Çetinkaya beni kıskandı’

Dava kapsamında yargılanan kişilerin talimatı ile işten çıkarıldığını öne süren Faraç, Anadolu’dan gelmiş birisi olarak CHP’nin parti meclisine en yüksek ikinci oy ile seçildiğini, Hikmet Çetinkaya’nın kendisi hakkında yazı yazdığını, bunu kıskançlıktan yaptığını öne sürdü. Çetinkaya’nın bu nedenle kızını parti meclisine soktuğunu iddia etti. Suçlama konusu haberleri eleştirerek beyanlarda bulunan Faraç, Çetinkaya’nın Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kahvaltı etkinliğine katılmasının okurların dikkatini çektiğini, bu durumun tirajın düşmesinin sebeplerinden biri olduğunu öne sürdü. Faraç tirajın 8 bine düştüğünü iddia etti. Faraç, Atalay’ı Bugün TV’nin kapatılmasına ilişkin Twitter paylaşımlarının kendisini dehşete düşürdüğünü belirtti. “Cumhuriyet gazetesinin içine Fethullahçı yapı girdi’ diyemem, görmedim” dedi. Faraç, bunu “rezillik” olarak nitelendirdi. Faraç, Mustafa filminin ardından yazdığı yazıyla köşesinin kapatıldığını savunarak, “O dönemde gazeteyi bugün yargılananların aralarında bulunduğu kişiler yönetiyordu. Genel yayın yönetmeni o dönem İbrahim Yıldız’dı” dedi.

‘Tanık değilim’

Başkan, Faraç’a, savcılık ifadesini anımsatarak, Cumhuriyet Vakfı seçimlerine veya gayrimenkul satışlarına tanık olup olmadığını sordu. Faraç da, “Değilim ancak yazdım. Cumhuriyet gazetesinin çalışanlarından, görüşmelerimden satışları duydum” dedi. Bu sırada Kitap Eki Yönetmeni Turhan Günay söz alarak, “Her tanık Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk’un arkasına sığınıyor. Mumcu için 1.5 milyon insan yürüdü Türkiye’de. Mumcu öldürüldüğü gün tiraj kaçtı biliyor musunuz? 19 bin satıyordu” dedi.

Gazetemiz avukatlarından Tora Pekin söz alarak, Faraç’ın beyanları sırasında “rezil” sözüyle hakaret ettiğini ifade ederek, “Kendisine iade ediyorum. Bu tanıklık bir rezilliktir” dedi. Pekin’in Cumhuriyet gazetesindeki görevinin kaç yılında ve hangi genel yayın yönetmeni döneminde sonlandığını sordu. Faraç, 2010 yılında İbrahim Yıldız döneminde görevinin sona erdiğini belirtti. Pekin’in Cumhuriyet Vakfı Başkanı ve Başkan vekilinin o dönem kim olduğu sorusunu ise, Orhan Erinç ve Hikmet Çetinkaya olarak yanıtladı. Pekin, başkan vekilinin o dönem Alev Coşkun olduğunu söyleyerek Faraç’ın bu bilgiyi sakladığını söyledi ve Faraç’ın tirajın 8 bine düştüğü bilgisi ile ilgili bir belge sunup sunmayacağını sordu. Faraç, buna bir yanıt veremedi. Pekin, Faraç’a suçlama konusu edilen haberlerden “Fakirhaneme bunlar hâlâ malikâne diyorlar” haberinin içeriğinde eleştirilen kişinin kim olduğunu sordu. Faraç soruya yanıt vermek yerine haberin başlığını eleştirdi. Pekin, bunun üzerine haberde Berat Albayrak’ın Pensilvanya’ya gittiğinin işlendiğini anımsattı.

Sorular canını sıktı

Pekin, Faraç’ın beyanındaki iddiayı anımsatarak, Cumhuriyet’ten Pensilvanya’ya giden muhabirin kim olduğunu ve ne zaman gittiğini sordu. Faraç da Leyla Tavşanoğlu olduğunu söyledi. Pekin’in Tavşanoğlu’nun Pensilvanya’ya gittiği sırada gazetenin genel yayın yönetmeninin kim olduğunu sorması üzerine Faraç, “Genel yayın yönetmeni bugün burada yargılanan Hikmet Çetinkaya, Akın Atalay ve Orhan Erinç’in göreve getirdiği İbrahim Yıldız’dır. Gazetelerde genel yayın yönetmenlerinin ne kadar fonksiyonu var? Yayın yönetmeni tek başına Pensilvanya’ya git diyemez” dedi. Pekin, son olarak, Faraç’a 2009’da gazete binasının dışında bir büroda çalışmasının istenip istenmediğini sordu. Faraç da, “Böyle tuzak sorular hiç yakışmıyor. Yurt haberler servisi şefi olarak görev yaptım. Sonra köşe yazarı oldum. Gazetenin ortasında sıkışık bir yerde idim. Gazetenin bitişiğinde ve karşısında binası vardı. Bana orada oda verdiler” dedi. Pekin, bunun gazetede başka bir yazara yapılıp yapılmadığını, bunun yaşandığı sırada İlhan Selçuk’un hayatta ve gazetede olup olmadığını sordu. Bilmediğini belirten Faraç, Selçuk’un da hayatta olduğunu söyledi.

Ardından yazar ve yöneticilerimizin avukatlarından Bahri Belen, Faraç’a geçmişte Cumhuriyet gazetesinin iflasının açıklandığı dönemde gazetede olup olmadığını, yönetimde kimlerin olduğunu sordu. Faraç da, “Bugün yargılananların hepsi vardı. Başında İlhan Selçuk, İbrahim Yıldız, Uğur Mumcu, Orhan Erinç, Hikmet Çetinkaya vardı” dedi. Faraç, Orhan Erinç’in İlhan Selçuk ile ne zaman tanıştığını bilip bilmediği sorulması üzerine, kendisinin gazeteye geldiği sırada Erinç’in gazetede olduğunu söyledi. Bunun üzerine Belen, Faraç’a, “İlhan Selçuk’un gazetenin şeklini değiştirdi dediğiniz Orhan Erinç’i koltuğuna oturtacak kadar zekâ geriliği mi vardı?” diye sordu. Faraç, bunun üzerine, “Bunu anlamayacak kadar zekâ geriliği olduğunuzu mu düşüneyim” hakaretinde bulundu.

<video:939834>

TERÖR LEKESİNİ KONDURAMAM

Faraç’ın ardından gazetemizin eski muhabirlerinden Leyla Tavşanoğlu tanık olarak dinlendi. Başkan Dağ’ın gazetede ne kadar çalıştığını sorması üzerine Tavşanoğlu, 30 yıl görev yaptığını, 28 Şubat 2015’te görevinden ayrılmak zorunda kaldığını belirtti. Başkan Dağ, bunun üzerine Tavşanoğlu’na işten çıkarılmasının dava konusu suçlamalarla ilgili olup olmadığını sordu.

Tavşanoğlu da, “Fikir uyuşmazlığım olsa dahi bir terör örgütü ile bağlantılı olduğunu düşünmek dahi istemem. Böyle bir lekeyi onlara konduramam. Gazetenin işleyişi konusunda söyleyeceğim bir şey yok çünkü bilmiyorum. Yeni yönetimle 3 ay çalıştım. Dolayısıyla da başka söyleyeceğim bir şey yok. Hiçbirinin herhangi bir terör örgütü ile bağlantılı olduğunu düşünemem. Kendileri gazeteci ve hukuk insanıdır” dedi. Tavşanoğlu sorulan soru üzerine 2013 veya 2014 yılında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın (GYV) kendisiyle birlikte başka gazetecilere Houston’da düzenledikleri toplantıya çağırdıklarını söyledi. Tavşanoğlu, “Enteresan bir geziydi. Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız ve vakıf başkanı Orhan Erinç’ten izin alıp gittim. Houston’daki ikinci günümüzde GYV genel sekreteri Pensilvanya’ya gideceklerini söyledi. Tabii dedim. Hayatımda görmediğim insanı merak ediyordum. Gittim gördüm. Sonra gazete yönetimine ‘yazmaya değer bir şey bulamadım’ dedim. Yazma o zaman dediler” diye konuştu.

Başkan Dağ, Tavşanoğlu’na, belirli konularda yazmama gibi bir telkin de bulunulup bulunulmadığını sordu. Tavşanoğlu da duymadığını söyledi. Savcı da gezinin harcırahının gazete tarafından mı GYV tarafından mı ödendiğini sordu. Tavşanoğlu da gazetenin ödediğini belirtti. Avukat Pekin bir kez daha söz alarak, “Orhan Erinç’in bu seyahat hakkındaki fikrini hatırlıyor musunuz” diye sordu. Tavşanoğlu, Erinç’in hiçbir şey söylemediğini kaydetti.

YALNIZCA BAŞLIĞI HATIRLIYORUM

Tavşanoğlu’nun ardından dava ve soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen Alev Coşkun’un avukatı Namık Kemal Boya tanık olarak dinlendi. Başkan Dağ, beyanlarının başında Boya’dan CUMOK’u anlatmasını istedi. CUMOK’un verdiği destekle gazetenin tirajının 2004- 2005-2006’da 100 binlik tiraja geldiğini savunan Boya, “Bu çalışmaların etkili olduğu noktada biz de nasibimizi aldık. Ergenekon soruşturması sırasında 1 haftalık gözaltından sonra salıverildim” dedi. CUMOK’un 2013’e kadar varlığını sürdürdüğünü kaydeden CUMOK, yönetim değişince mevcut yönetimle ilişkisinin değiştiğini söyledi. CUMOK’un verdiği ilanlara müdahale edildiğini iddia eden Boya, “Eylül 2014’te toplantı yaptık. Genel tavır olarak boykot kararı aldık. Gazetenin çöküş yaşayabileceğini düşünerek cuma günleri hariç uygulama kararı aldık” dedi. Boya, tirajın düşmesinin sebebini buna bağladı. Boya gazeteyi eleştirirken sık sık Aydın Engin’i örnek olarak gösterip okurun Engin’e tepkili olduğunu savundu. Bunun üzerine başkan Dağ, CUMOK’un üye sayısı ile tirajın aynı sayıda olup olmadığını, CUMOK’un vakıf, yayın, genel yayın yönetmeni üzerinde hak ve yetkisi olup olmadığını sordu. Boya da, “Biz gazeteyi özellikle 2000’lerden sonraki katkımızla tekrar ayağa kaldırmak, beğendiğimiz şekilde çıkmasını destekledik. Bunun dışında bir mekanizma yok” dedi. Gazetenin maddi olarak zorluk yaşadığının ortada olduğunu söyleyen başkan Dağ, CUMOK’un neden refleks göstermediğini sordu. Boya da, “Gazete kendinden bekleneni göstermediği için. Tüketici tepkisi olarak da düşündüğümüz için böyle bir şey beklenemez” dedi.

Duruşma savcısı da Aydın Engin ile ilgili beyanlarından yola çıkarak Boya’ya, Engin’in hangi yazılarından bahsettiğini sordu. Boya, arşive bakmak gerektiğini, hazırlıklı gelmediğini söyledi. Bu sırada Engin söz alarak şunları söyledi: “Desteksiz atılan şeyler söylendi. CUMOK daha CUMOK olmadan, tohumları atılmadan İlhan Abi beni görevlendirdi. CUMOK’un kurucusu Aydın Engin’dir dedi İlhan Abi espri olarak. O zaman bu arkadaşımız yoktu. Emre Kongar, Akın Atalay, Orhan Erinç tanıklık ederler. İlhan Selçuk’un çağrısı ile gazeteye geldim. Yazıişleri müdürlüğü yaptım. İdari işleri sevmediğim için anlaşarak bu işi bıraktım. 2002’de İlhan Selçuk gazetenin bundan sonraki yayın çizgisinin ulusal, milliyetçi çizgide olacağını tebliğ etti. ‘Ben milliyetçi olmadığım için kalmam’ dedim. ‘Beni çiğnemeden gidemezsin’ dedi. Çok saygı duyduğum biriydi ama çiğnedim. 10 yıl ara verdikten sonra Cumhuriyet yönetiminin çağrısı ile gazeteye döndüm 2006-2007 yılında İlhan Selçuk görevinin başındayken gazeteye gelmemi istedi, ben reddettim. Bir tanığın gönlünden geçen ibarelerini aktarması sağlıklı değil. ‘Cumhuriyet okurlarının tepkisi’ diyor ancak kendisi CUMOK’u temsil etmiyor. Çağrı yaptığında 5 kişi gelse benim için şaşırtıcı olur, haber değeri olur.”

Turhan Günay da, “Tirajın 100 bine çıkmasının sebebi CUMOK değildir. Haftanın iki günü kitap verirdi gazete. Tiraj o yüzden artmıştır” dedi.Beyanların ardından gazetemiz avukatı Tora Pekin, Boya’ya soru sordu. Pekin, Basın İlan Kurumu verilerinin dosyada olduğunu belirterek, Boya’ya, “Beyanlarla bu veri nasıl değişir? Cumhuriyet yöneticilerinin terör örgütlerinden talimat aldığına ilişkin bir bilginiz var mı” diye sordu. Boya, bir bilgisi olmadığını söyledi. Pekin, ardından Boya’ya savcılık sorgusundaki, “Cumhuriyet’in önüne gelen kişiler Cumhuriyet okumamış, cemaate ilişkin yayınların kesilmesine tepki gösteren kişilerdir” sözünü anımsatarak bunun doğru olup olmadığını sordu. Boya bu sözünü doğruladı. Pekin, Boya’ya suçlama konusu “malikâne” haberinin içeriğini okuyup okumadığını da sordu. Boya da yalnızca başlığını hatırladığını söyledi.

Bu aşamada yapacak bir şey kalmadı

Tanıkların dinlenmesinin ardından başkan Dağ, eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in tanık olarak dinletilmesinin talep edildiğini ancak Türmen’in yurtdışında olduğundan katılamadığını söyledi. Yargılamanın geldiği noktada toplanacak delil kalmadığını belirten başkan Dağ, Adli Tıp Kurumu’ndan gelmesi beklenen SIM kartlarla ilgili raporun ulaşmadığını ancak el konulan dijitallerle ilgili raporun mahkemeye ulaştığını söyledi. Tanık dinleme safhasının bittiğini söyleyen Dağ, soruşturmanın genişletilmesi talebi kalmadığını kaydetti ve “Savcı harıl harıl çalışıyor. Gelinen aşamada yapacak bir şey kalmamıştır. Davayı ilerletmek gerekiyor. Hep olduğumuz yerde kalmak bir yarar getirmiyor. Esasa yönelik mütalaa için dosyayı tevdi etmeyi planlıyorum” dedi.

Vakıf davası beklenmeyecek

Avukat Tora Pekin de söz alarak iddianamede ve bilirkişi raporlarında AİHM kararlarının kullanıldığını ve bunların bağlamından koparılması nedeniyle Rıza Türmen’in dinlenmesini istediklerini belirtti. Pekin, tutuklama gerekçelerinin başında vakıf davasının olduğunu söyledi. Pekin, bu davanın henüz kesinleşmediğini söyledi. Bu davanın başından itibaren söylemelerine karşın ceza davasına konu edildiğini kaydeden Pekin, mahkemenin daha önce bu davanın sonucunun beklenmesi yönünde verdiği ara kararı da hatırlatarak gereğinin yapılmasını talep etti. Mahkeme de her iki talebi reddetti. Bunun üzerine başkan Dağ, vakıf davası ile ilgili “Mahkûmiyet ya da beraatı konusunda dayanak oluşturmayacak. Mutlak sonuç çıkaracak değiliz. Davanın bekletici mesele yapılmasından vazgeçilmiştir. Bizim için ölümcül derecede önemli olmaktan çıktı o dosya bizim için” dedi.

Dağ, “Basın Kanunu konusunda yetkin olan bizzat sizsiniz. Bülent Bey (Utku) örneğin. İrademiz, bir celse uzatmanın usul ekonomisine uygun olmadığı, davanın geldiği aşamada da başka değerlendirmelerin kesintiye uğramaması için Rıza Türmen’in dinlenmesinden vazgeçmekten yanadır. Davanın mahiyeti klasik bir örgüt üyeliği davası değildir” dedi. Ardından talebi sorulan duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı, esas hakkındaki mütalaa için dosyanın kendisine gönderilmesini, tutukluluk halinin de devamına karar verilmesini istedi.

Bunları dinlemeye mecbur muyduk?

Savcının taleplerinin ardından söz yazar ve yöneticilerimizin avukatlarına geçti. İlk sözü avukat Fikret İlkiz aldı. İlkiz, Orhan Erinç’in 8 ay önce görülen ilk duruşmada bugün dinlenen tanıklarla ilgili fikrini söylediğini belirterek, “Mecbur muyduk biz bu tanığı dinlemeye? Basın Kanunu, AİHM, bu kadar önemliydi de iddianame yazıcıları neden Ünal Aldemir’i bilirkişi tayin etti” diye sordu. Namık Kemal Boya’nın sözlerinin dikkate alınmaması gerektiğini söyleyen İlkiz, “Kendi kendini CUMOK temsilcisi ilan etmiştir. Aydınlık gazetesi yazarıdır. Cumhuriyet gazetesi okurlarını temsil etmemektedir. Doğu Perinçek’in kurduğu yapılarda görev almıştır. Tarihi bilmeyen insanların insanları tanık olarak dinlettikten sonra şimdi karşımıza yazıcılar gibi esas hakkında mütalaa mı koyacaksınız” diye sordu.

Mehmet Faraç’ın da ifadesinin dikkate alınmaz olduğunu söyleyen İlkiz, “Parti meclisine girebilmek için CHP genel sekreterinin elini öpmüş biridir. Yazıları sebebiyle değil, Cumhuriyet gazetesinde çalışan bir kadın arkadaşımızı saçından sürüklemesi nedeniyle iş akdi sona erdirilmiştir” diye konuştu.

Söz alan Tora Pekin’in AYM’nin Mehmet Altan hakkında verdiği hak ihlalinden bahsettiğini sırada başkan Dağ, araya girerek, “Bundan sonraki kararlarımızı nasıl vereceğimizi size soracak değiliz. Bize bundan sonra doğru karar vermek için telkin, tavsiye, örnek karar önerme gibi bir yetkiniz yok” dedi. Pekin’in görevinin bu olduğunu söylemesi üzerine Dağ, “Bizi etkilemek, delilleri gözümüze sokmak gibi bir hakkınız var” dedi. Mahkemenin verdiği yanlış kararları söylemek zorunda olduğunu belirten Pekin, tahliye edilen Emre İper ve Turhan Günay’ın mahkemenin verdiği kararla tutuklu kaldığını anımsattı. Günay’ın mahkemenin kararı ile 100 gün tutuklu kaldığını söyleyen Pekin, “AYM’nin kararı kuvvetli suç şüphesi konusunun tartışılmasını gerektirir. Turhan Günay ve diğer arkadaşlarımız için yaptığımız başvuru ve tahliye taleplerinin hepsini aynı delillerle aynı gerekçelerle yaptık” dedi.

<video:940223>

AHMET ŞIK'IN AĞABEYİ UĞUR ŞIK: ADALETİ BİTİREN İNSANLAR DEFOLUP GİDECEK!

Kararın ardından konuşan Ahmet Şık’ın ağabeyi Uğur Şık "Geldik, gördük, yendik, gitmiyoruz, buradayız. Bütün tutuklu gazeteci arkadaşlarımızı alıp gideceğiz. Adaleti bitiren insanlar defolup gidecek" dedi.

Silivri'deki Cumhuriyet davası öncesi gözaltı gerginliği

CANLI BLOG

10.40 - Tutuklu yargılanan Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabirimiz Ahmet Şık duruşma salonuna getirildi. İzleyiciler salona alınıyor.

10:44- Silivri’deki büyük duruşma salonunda gazeteciler, yargılanan meslektaşlarına yakın sıralar boş olmasına rağmen en uzak köşeye yerleştirildi. Gazeteciler, “Mahkeme heyetini, yargılananları, tanıkları, kimseyi göremiyoruz. Neden boş sıralara gazeteciler değil de jandarma görevlileri oturuyor” diye itiraz ettiler. Gazetecilerin yer değiştirme talebi mahkeme heyetine iletildi.

11.12- Mahkeme heyeti salonda yerini aldı ve duruşma başladı.

11.15- Mehmet Faraç, Leyla Tavşanoğlu ve Namık Kemal Boya tanık olarak dinlenmek üzere salonda hazır bulunuyor. Av. Kemal Aytaç, çok sayıda avukatın ayakta olduğunu boş yerlere alınmalarını talep etti. 

11.16-Avukat Leyla Han Tüzel: "Dün mahkemenin yazdığı yazıda 3 avukat sınırlaması yapılacağı söylendi, jandarma buna göre bizi sayarak içeri aldı. Bu karardan geri dönmenizi istiyoruz. Çünkü 3 avukat sınırlaması bu davaya uygun değil."

11.22- Avukat Leyla Han Tüzel'in KHK ile getirilen 3 avukat sınırlamasının adil yargılanma hakkına aykırı olması nedeniyle kayldırılması talebi için Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ savcidan mütalaa istedi. Savcı ise avukat sınırlandırmasının kaldırılması talebinin reddedilmesi yönünde gödüş bildirdi. Mahkeme Başkanı Dağ: "Avukat sınırlaması konusunda KHK açıktır. Talep reddedildi"

11.24- Avukat Tüzel'in tutuksuz sanıkların çok uzakta olduğu ve görüş alışverişinin imkansız olması nedeniyle yakına alınmaları talebi üzerine Başkan, tutuksuz sanıkları öne çağırdı, basını kaydırarak avukatları da içeri aldı.

11.29- Emre İper ile Ahmet Kemal Aydoğdu ile iligli beklenen bilirkişi raporunun geldiği mahkeme tarafından açıklandı. Raporda, İper'in ByLock kaydı olmadığını bilgisi yer alıyor.

11.32- Cumhuriyet Gazetesi eski yazarı Mehmet Faraç tanık olarak dinlenmek üzere kürsüye geldi.

11.34- Mehmut Faraç: Bazı konulardaki yargısız infazlara değinmek istiyorum. Ben tanık olmak için başvuruda bulunmadım, Cumhuriyet Savcısının talimatıyla geldim. Tanık olmamın nedeni Cumhuriyet ile ilgili çalıştığım gazetede yazdığım yazılar. Bu konuda bazı çevreler Cumhuriyet'i şikayet ettiğim gibi mesnetsiz suçlamalarda bulundu. Hayatım boyunca kimseyi şikayet etmedim Açık açık yazdım, ihbar kabul eden ediyor 18 yaşımda Cumhuriyet'e girmiş çok genç bir muhabirdim. PKK ve Hizbullah'ın en kötü olduğu dönemde görevi üstlendim 11 yıl sigortasız çalıştım sonra merkeze çağrıldım. Sonra köşe yazarı ve ardından da serbest yazarı oldum. Benim gibi taşradan gazete yönetimine giren az sayı kişi var. İlhan Selçuk ile çalıştığım için çok onurluyum. Benim ailem Adalet Partili. Cumhuriyetle tanışınca Atatürk'ün öneminin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Cumhuriyet'te gazeteciliği öğrendim, siyasal anlamda geliştim ve Cumhuriyet gazetesinin kitlelere yayılması için yurtiçi ve dışında konuşmacı oldum. İlhan Selçuk'un ölümünün ardından yaşanan tehlikeli süreç beni gazetenin dışına attı. Bizim mesleğimizin en iyi yanı, her şey arşivde 2010'da bugün bu davada yargılananların talimatıyla gazeteden çıkarıldım. Bunun tek gerekçesi Kubilay'ın ölümüyle ilgili bir yazıdır. O dönem Atatürk'ün kurduğu CHP'de Baykal'dan sonra dönüşüm oldu. O dönüşüm içerisinde, parti tabanının baskısıyla ve ben Cumhuriyet'İn bir yazarı olarak CHP PM'ye en yüksek ikinci oyla seçildim. Bu durum Cumhuriyet'te bazı kesimlerin tepkilerini çekti. Cumhuriyet çalışanı siyasetçi olur mu diye yazdılar. Bunu yazanlar arasında rahmetli olanlar da vardı, burada yargılananlar da. O dönem CHP'de vekil ya da görevli olan 6 kişi daha yazıyordu ama tek bana operasyon yapıldı. Kıskançlık olarak açıklayabileceğim acayip bir tepki oldu. Benim gibi Urfa'dan gelen bir kişinin elini taşın altına koyması nedeniyle büyük bir coşku vardı ama gazeteden sonra partide de altımı oydular. Can Dündar'ın çektiği Mustafa filmi Atatürkçüler arasında infiale dönüştü. Ben de filme bakıp "Bu filmle Atatürk'ün başına çuval geçirilmiştir" dedim. Ertesi gün köşem kapatıldı. Çok ilginç olan ise o dönem yayın yönetmeni İbrahim Yıldız'dı. O köşe o gün kaldırıldı ve çok ilginçtir, sonra Can Dündar gazetenin başına geldi.

12.15- Tutuksuz sanıklardan Turhan Günay söz aldı "Dikkat ediyorum tüm tanıklar Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk'u anıyor. Mumcu öldürüldüğünde milyonlar yürüdü ama o dönemki tirajı biliyorlar mı? 19 bindi. Mumcu ve Selçuk'un anısına sığınmaktan vazgeçilmesini istiyorum.

12.17-Avukat Tora Pekin söz aldı: Biz Faraç'ı dinlenmenin anlamlı olmayacağını söylemiştik ama siz tercih ettiniz. Gördünüz de zaten. Burada gazete yöneticilerimize, çalışma arkadaşlarımıza yaptığı rezillikleri kendisine iade ediyorum. Bu tanıklık rezilliktir. Faraç'a soruyor: Cumhuriyet'teki göreviniz sona erdiğinde yönetim kimdi? Faraç: İbrahim Yıldız GYY. Çetinkaya ve Erinç Başkan ve Başkan Yardımcısıydı. Tora Pekin: Kendisi söylemek istemiyor ama Alev Coşkun başkan yardımıcısıydı..

12.23-Pekin: İfade verdiğiniz dönemde hangi gazetede yazıyordunuz?

Faraç: Aydınlık

Tora Pekin: Tirajın 8 bine düştüğü bilginizin kaynağı nedir? Elinizde belge var mı? Yoksa bu bir söylenti mi?

Faraç: Reklam ajansı

Pekin: Galiba belge yok

Faraç: Saçma sapan konuşmalarla bölmeyin

12.24- Tora Pekin: Cumhuriyet'ten Penisilvanya'ya giden bir muhabirden bahsettiniz. Kimdir o?

Faraç: gazetelerde, televizyonlarda TUSCON'un peşine muhabir gönderildiği için Cumhuriyet yazarı istifa etti. Leyla Tavşanoğlu'nun Penisilvania'ya gönderildiğine dair onlarca haber geçti.

12.27- Tora Pekin: O dönem gazetenin yönetimi kimdi?

Faraç: Bir şey söyleyeyim mi?

Pekin: Söyleyin ismi söyleyin... Cumhuriyet gazetesinin o günkü Genel Yayın Yönetmeni bugün yargılanan Hikmet Çetinkaya, Akın Atalay ve Orhan Erinç'in göreve getirdiği İbrahim Yıldız'dı. Gazetelerde Genel Yayın Yönetmenlerinin ne kadar fonksiyonu var? Arkada icra kurulu ve Vakıf var. Genel Yayın Yönetmeni hadi Penisilvanya'ya git diyemez, Vakıf kararıdır bu.

12.30- Avukat Bahri Belen: Tanıdığım herkese sayın derim ama tanıklıktan beklenen bilgi ve olaya ilişkin cevaplar vermediğiniz için sadece Mehmet Faraç diye soracağım. Faraç, gazete iflas davası döneminde yönetimde kimler vardı?

12.36-Faraç: İlhan Selçuk, Alev Coşkun, Hikmet Çetinkaya, Orhan Erinç

Belen: Uğur Mumcu da var mıydı?
Faraç: Bilmiyorum
Belen: Vardı
Belen: Cağaloğlu'ndaki gazete mal varlığının 20 milyon olduğunu söylediniz doğru mu?
Faraç: Hepsi 20 milyon değerindeydi
Belen: Erinç'in gazeteye ne zaman girdiğini ve İlhan Selçuk ile dostluğunu biliyor musunuz?
Faraç: Ben İstanbul'a geldiğimde Erinç GYY idi
Belen: Orhan Erinç İlhan bey zamanında da vardı, sizden evvel de vardı. Sizce İlhan Selçuk, tüm gazetenin ideolojisini değiştirdiğini söylediğiniz Erinç'in niyetini anlamayacak zeka düşüklüğü mü vardı?
Belen: İşten çıkarılınca gazeteye dava açtınız. Kaç yıl sürdü?
Faraç: 5 yıl
Tora Pekin: 2009 senesinde gazete binasının tamamen dışında başka büroda çalışmanız istendi. Oraya geçtiniz. Nedenini anlatır mısınız?

12.42-Tora Pekin: 2009 senesinde gazete binasının tamamen dışında başka büroda çalışmanız istendi. Oraya geçtiniz. Nedenini anlatır mısınız? 

Faraç: Böyle tuzak sorular yakışmıyor
Pekin: Soru çok açık. Size basitleştireceğim. Önceki çalıştığınız bölüm neredeydi, sonra çalıştığınız nerdeydi?
Pekin: (Mahkeme başkanı müdahale ediyor) Doğru cevap verirse göreceksiniz efendim.
Faraç: Ben Cumhuriyet'te yurt haberleri servisi şefiydim. Gazetenin ortasında çok sıkışık bir yerde çalışıyordum. Gazete ana binası tıkış tıkıştı, gazetenin bitişiğinde de iki ayrı bina da vardı. Oda sıkıntısı olduğu için bana oda tavsiye ettiler.
Tora Pekin: Sizin dışınızda gazete ana binası dışına gönderilen başka yazar var mı?
Faraç: Yazarların çoğu dışarıdan yazıyor. Bilmiyorum gönderildi mi. Bana oda vermişlerdi.
Pekin: Bu olay gerçekleştiğinde İlhan bey hayatta mıydı?
Pekin: Sorumun sebebi şudur. Kendisi gazeteden gönderildi. Sebebini açıklamak istemedi. Dava konusunu ilgilendirmediği için önemi yok ama tecrit edildi gazetede. Bu dönemde İlhan Selçuk hayattaydı. Bu İlhan Selçuk üzerinden kurduğu tüm gerekçeleri çürüttüğü için söylüyorum.

12.40-Avukat Rahşan Karabulut Mehmet Faraç'a soru yöneltiyor:
Bilirkişi raporlarına baktığınızı, gazetenin zarara sokulduğunu söylediniz. Nerden baktınız?
Faraç: Dosyadan baktım

12.48-Karabulut: Ankara taşınmaz mahkeme dosyasına iki gün önce eklendi. Biz iki gün önce haberdar olduk. Kendisi ise önceden baktığını söylüyor.
Faraç: Cumhuriyet'te en sıkıntılı yazıları yazan bendim. Cumhuriyet'te kimse beni tehdit etmedi, sansür etti.

12.50- Leyla Tavşanoğlu tanık olarak dinleniyor. 

Mahkeme Başkanı: Cumhuriyet'te ne zaman çalıştınız, ne zaman ayrıldınız, neden ayrıldınız ve nasıl ayrıldınız? Leyla Tavşanoğlu: Fikir uyuşmazlığım olsa dahi hiçbirinin terör bağı olduğunu düşünmek bile istemem. Gazetenin benden sonraki işleyişi konusunda söyleyeceğim hiçbir şey yoktur. Yargılananlar gazeteci ve hukuk insanıdır. Tavşanoğlu: 2014'te Gazeteci ve Yazarlar Vakfı beni ve başka gazeteci ve akademisyenleri davet etti. Vakıf ve gazete yönetiminde olan İbrahim Yıldız'dan izin aldım. Gülen de oradaydı. Sonra yazmaya değer haber görmedim ondan yazmadım. Can Dündar'ın gelmesinin ardından gazetenin ideolojisi sulandırıldı gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldı.

(Çizim: Murat Başol)

12.59- Mahkeme Başkanı: Can Dündar size belli bir şekilde haber yazmanızı telkin etti mi?

Tavşanoğlu: Hayır
Pekin: Bir gazetecinin Penisilvanya'ya gitmesini kesinlikle suç olduğunu düşünmüyorum. Ama bu konuyla ilgili Orhan Erinç size bir şey dedi mi?
(Tavşanoğlu Erinç sorusuna cevap vermedi)
Pekin: Kendisi bana "gitmesen iyi olur" dediğini aktarmıştı. gelince kendisi de burada sorar.

13.02-Savcı: Cumhuriyet gazetesini batıran ekip olarak tarihe geçecekler demişsiniz. Ne demek istediniz?

Tavşanoğlu:. İdeolojiyi sulandırırsanız tiraj da düşer. Bunu söylemek istedim.

13.03- Leyla Tavşanoğlu'ndan sonra Namık Kemal Boya'nın tanıklığına geçildi

13.14- Başkan: Bize CUMOK'tan bahsedebilir misiniz? Tanıklık kavramı içinde okumaktan ziyade anlatımlar önemli. Metinden okumazsanız seviniriz.

Boya: 1995 yılı sonunda okurlar arasında bir toplantı yapıldı ve sonucunda beklenenin çok üstünde insan katıldığı için Cumhuriyet okurunun bir gücü olduğu nedeniyle insanlar toplantıları sürdürmeye karar verdiler. Toplantıların amacı gazetenin savunduğu Cumhuriyet ilkeleri, ülkenin kalkınması, rehafa erişmesi, aydınlanma devriminin devam etmesi ve laikliğin devam etmesi, ülkenin yararına gördüğümüz kişileri desteklemek, şer gördüklerimize karşı tutum almak. Değerlerine sahip çıkıp eksik gördüklerimiz durumlarda eleştirmek. 1996'da başladı 2003'te gazete satış ortalamasının 33 bine düşmesi üzerine yeniden ateşlenerek devam etti. İlhan Selçuk ve Alev Coşkun ile görüştük. Herkes gazetenin desteklenmesini savundu. Selçuk "Sen ne diyorsun bu işe 68'li" dedi. Ben 68'liler derneğinin kurucu başkanıyım. Çalışmalarımızla gazetenin 100 bin tirajına ulaştırdık 21 Mart 2008'de İlhan Selçuk ve Türkan Saylan'ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten ben de 2009'da nasibimi aldım. 2013'te bugün sözü geçen yönetim değişiklikleri ile okuyucu arasında değişim oldu. Verdiğimiz ilanlara müdahale edildi biz de ilan vermekten vazgeçtik.

13.21- Tanık olarak dinlenen Boya: 2014'te 27 Mayıs'ın yıldönümünde gazetede haber çıkmaması dikkatimi çekti herkese mail attım. '27 Mayıs devriminin getirdiği kazanımların bize katkısını biliyoruz tek satır bile olmamasını garipsedik' diye yazdım. Bazı yayın değişiklikleri de oldu. Bazı haberlerin logonun üstüne çıkması ya da Gülen ile yapılan Fakirhane haberi gibi olaylar yaşandı. Bunlarla ilgili ufak tefek görüşmelerimiz olsa da çözüm olmadı. Daha fazla

2014 Eylül'ünde temsilcilerle toplanarak boykot kararı aldık ama bu durumda çalışan arkadaşları zor duruma düşürecek diye esneterek Bilim ve Teknik'in yayınlandığı Cuma günleri dışında genel boykot düzenlenmesine karar verdik. Herkes eline aldığı gazetenin kendini temsil etmediğini söylüyordu. Bu tüm okurlarda benzer tepki oldu. 2014'te başlayan bu boykot ile bazı etkilenmeler oldu ama yeni yönetimler ve yeni çalışanlarla değişim devam etti. Gazete 1924'de M. Kemal Paşa emriyle kurulmuştu. Cumhuriyet'i savunmayanlar Cumhuriyet adını da kullanamaz,
Başkan: Mumcu öldüğünde gazetenin tirajının 19 bin olduğunu söylüyorlar. Boya: Şaşırtıcı bir durum
Başkan: CUMOK'uk yayın, GYY üzerinde istişare hakkı var mı?

Boya: Konuşacağımız zamanlarda İlhan Selçuk ile Alev Coşkun ile görüştüğümüz oldu ama böyle bir yetkisi yoktu. Ama özellikle 2013'ten sonra böyle bir istişare de olmadı çünkü önce CUMOK'a savaş açtılar ilanlarımızı engellediler. Sadece etkinlik, kahvaltı ilanları vereceksiniz dediler, ama biz görüşlerimizi de açıklayan bir grubuz. Konuşacağımız zamanlarda İlhan Selçuk ile Alev Coşkun ile görüştüğümüz oldu ama böyle bir yetkisi yoktu. Ama özellikle 2013'ten sonra böyle bir istişare de olmadı çünkü önce CUMOK'a savaş açtılar ilanlarımızı engellediler. Sadece etkinlik, kahvaltı ilanları vereceksiniz dediler, ama biz görüşlerimizi de açıklayan bir grubuz.

13.29- Üye hakim: Aydın Engin'i İlhan Selçuk'un uzaklaştırdığı söyleniyor.

Boya: Ben birkaç kişiden "Kapıdan içeri girmeyecek" dediğini duydum.

13.42-AYDIN ENGİN TANIĞA SORDU

Namız Kemal Boya'nın sözleri üzerine Aydın Engin müdahale ederek söz aldı. Aydın Engin: Desteksiz atılan bazı cümleler nedeniyle söz almak zorunda kaldım. Sanırım heyetiniz de ilgileniyor CUMOK ile neden bilmiyorum. CUMOK daha CUMOK olmadan tohumlarının atıldığı dönemde ben görevlendirildim. İlhan Abi espriyle "CUMOK'un kurucusu Aydın Engin" derdi. Kurucusu değilim ama ben sadece gazeteyi temsil ettim.

Boya "İlhan Selçuk'un gazeteden kovduğu Aydın Engin" dedi. Bilmeden, içinden geçenlerle tanıklık yapmak bir avukat için çok acı. Ben İlhan Selçuk döneminde yazıişleri müdürlüğü yaptım, anlaşarak içeride çalışmak istemediğim için ayrıldım. 2002'de İlhan Selçuk herkesi toplayarak "Artık milliyetçi çizgi izleyeceğiz" dedi. Ben de "milliyetçi değilim" dedim ve istifa ettim. İlhan abi beni kovmak şöyle dursun "Beni çiğnemeden çıkamazsın" dedi. Üstelik bu istifanın ardından yine İlhan Abi gazetenin başındayken, 2006 ya da 2007'de yeniden gazeteye gelmemi istedi ben reddettim. Yemin etmiş bir tanığın gönlünden geçenleri objektif gibi anlatması kabul edilebilir değil. Kendisi CUMOK kurucusu diyor, kendisi gazete okuyucularını temsil etmiyor. Buraya 5 kişiyi okuyucu diye getirse haber değeri taşır.

Turhan Günay, yine Namık Kemal Boya'ya cevap olarak söz aldı. "Tirajların artması arkadaşlar değil, haftada iki gün kitap verirdi ondan tirajlar artmıştı"

Avukat Tora Pekin: Görgüye dayalı tanıkların olup olmadığı hususunu tiraj meselesinden görebilirsiniz. 8 bine indi sonra 100 bine çıktı dendi ama Basın İlan Kurumu'na bakın. ne 8 bine indi, ne 100 bine çıktı Bu nesnel veri. Bu tanık beyanıyla nasıl değişebilir. Eğer suçlama 220/7 ise, yargılananların terör örgütü yöneticilerinden talimat aldığına dair bir tanıklığınız var mı? "Fakirhaneme Malikhane Dediler" haberinde bir siyasetçinin Gülen'i ziyaret ettiği anlatılıyor. O siyasetçinin adını söyler misiniz?

Boya: Yazının başlığını hatırlıyorum, içeriğini hatırlamıyorum.

Pekin: O kişi Berat Albayrak.

Av. Bahri Belen soruyor:

2014'te boykot kararının oybirliği ile alındığını söylediniz. Kaç kşiyle alındı bu karar?

Boya: 100 kişi.

Belen: Türkiye'de kaç CUMOK var?

Boya: Bilmiyorum

Belen: 2003 yılında gazete 33 bin rotalamaya düştüğünde gazete başında kim vardı?

Boya: İlhan Selçuk

Belen: Gazetenin geçirdiği iflas davası dönemini hatırlıyorsunuz. gazete yönetiminde kim vardı?

Boya: İlhan Bey'in olup olmadığını hatırlamıyorum.

Belen: İlhan bey, Uğur Mumcu, Cüneyt Arcayürek var ve sonra Alev Coşkun da dahil oldu.
Belen: Burada yargılananların ne zamandır gazetede olduğunu hatırlıyor musunuz?
Boya: Personel müdürü değilim hatırlamıyorum. Ama bana hakaret dolu tivitlerinden Akın Atalay'ı biliyorum.

Belen: Ben söyleyeyim, Akın Atalay 1990'da iflas sürecinin ardından yeni kurulan gazetede başlayıp ölümüne kadar İlhan Bey'le çalıştı.
Boya: İlhan bey iyi bir insandı ama kişiler hakkında yanılmış.

13.50 - Duruşmaya öğlen yemeği için ara verildi. Duruşmaya verilen aranın ardından savunma tarafının çağırdığı iki tanıkla devam edilecek.

SAVUNMANIN DİNLENMESİNİ TALEP ETTİĞİ TANIK BEYANRI 

15.13- Davaya savumanın dinlenmesini istediği tanık beyanlarıyla devam ediliyor. Savunmanın tanığı Altan Öymen dinleniyor. Cumhuriyet, malum 1924'ten itibaren çıkıyor, babamın da gazetesiydi. O da yazardı. Ben de 1945'ten beri okuru sayılırım. Gazeteciliğe başladıktan sonra '70'li yıllardan itibaren Cumhuriyet'in birinci sayfasının yazarlığını yaptım. 71'de milletvekili olana kadar ön sayfada yazmaya devam ettim. 80'de askeri yönetimde parlamento tasfiye edildiğinde ben de yasaklılar arasına girdim. O zaman yine gazeteye döndüm.

15.21- Mahkeme Başkanı: "Cumhuriyet ile yazarlık ilişkiniz ne zaman tamamladınız?" Öymen: "81'de Milliyet'e geçtim. O dönem Nadir [Nadi] bey hayattaydı, Vakıf yoktu ama teşebbüsü vardı. Yöneltilen iddialar akıl alacak gibi değil. Cumhuriyet öncelikle Atatürk'e bağlıdır. 1924'ten beri zaman içinde çok şey olmuştur ama bu değişmemiştir. Atatürkçülüğün yanlış kullanımına da karşıdır. 'Bu Atatürkçülükse ben Atatürkçü değilim' sözü Nadir Nadi'ye aittir. Ben örgütün birçok eylemini Cumhuriyet'ten öğrendim. Hikmet Çetinkaya'nın yazılarından, Ahmet Şık'ın "İmamın Ordusu" kitabından.Cumhuriyet öncelikle demokratik değerlere, Atatürkçülüğe, laikliğe bağlıdır."

15.25- Avukat Bahri Belen: "Cemaate yakın bir haber içerik olduğuna dair bir izleniminiz oldu mu? Bunu utanarak soruyorum ama..."

Altan Öymen: Öyle bir şey yok!

15.34- Başkan: 'Cumhuriyet eski Cumhuriyet değil' diye düşündüğünüz, konuştuğunuz oldu mu?

Altan Öymen: Hayır. Birçok olayı biz Cumhuriyet'ten öğrendik. İktidarın baskısı nedeniyle yazılamayanları yazan az sayıdaki yayından biri ve hatta bu yayınların başında geliyor.

15.37- Mahkeme Başkanı:Kadri Gürsel'i tanıyan ve beraber program yapan bir insan olarak, Gürsel'in örgüte yardım ettiği, programda ya da yazılarında övdüğüne dair bir bilginiz var mı?"

Altan Öymen: Gürsel'le benzer görüşleri paylaşıyoruz. Hiç bir zaman böyle bir intibaya sahip olmadım.

Üye Hakim: Örgütün eylemlerini H.Çetinkaya'nın ve diğerlerinin yazılarında okuduğunuz yönünde beyanda bulundunuz. 2012-13 sonrasında yayın politikasında bir değişiklik oldu mu? Dündar'ın gelmesiyle yayınlarda tuhafınıza giden bir değişiklik gözlemlediniz mi?

15.40- Savunmanın tanığı olarak DİSK Başkanı Kani Beko kürsüye geliyor.

15.42- DİSK Başkanı Kani Beko: Bu utanç verici bir dava. Cumhuriyet bu ülkenin bağımsız demokratik hukuk devleti ilkesini savunan bir gazetedir. FETÖ suçlamarını kesinlikle kabul edemem anlamam. FETÖ'yü öven bir gazete DİSK'in kapısından bile giremez. Biz Cumhuriyet ile ilgili böyle bir şey duymadık bilmiyoruz. Cumhuriyet bu ilkeleri savunduğu müddetçe biz de Cumhuriyet'i savunmaya devam edeceğiz.

15.44- Başkan: 2014'ten sonra gazete yayın politikasında değişiklik olduğu iddia ediliyor. Siz buna bizzat şahit oldunuz mu?

Kani Beko: Kesinlikle böyle bir şey olmadı. Çevremde, sendikamda, ailemde gazete okurlarının azaldığını değil arttığını gördüm. Geleneklerinden taviz vermiş olsaydı DİSK'e bağlı hiçbir kuruma Cumhuriyet giremezdi. Çocuklarıma da mutlaka her haftasonu Cumhuriyet okutuyorum."

15.50- Avukat Bahri Belen: "Gülen hareketi o dönemde hükümetin, toplumun, siyasetin, ekonominin itibar ettiği bir hareketti. Sizden önceki tanık cemaat ile ilgili ilk gerçek bilgileri Çetinkaya ve Şık'tan öğrendiğini söyledi. Siz bu yazarların 2012-13'te cemaati övücü bir yayınına rastladınız mı? Bütün işçilerin konfederasyon başkanı olarak gözü kulağısınız. Özellikle Çetinkaya ve Şık açısından böyle bir hareket değiştiren tutum var mı?

Kani Beko: "FETÖ'ye yakınlık gösteren bir Cumhuriyet'i tanımıyorum. FETÖ'yü öven ya da yakınlık gösteren bir cümle dahi okumadım, bilmiyorum."

15.52- Avukat Bahri Belen: Sayın Başkan Cumhuriyet okuru olan çok sayıda tanığı buraya getirebiliriz ama biz temsil ettikleri konu açısından daha aydınlatıcı olan isimleri ilettik. Bugün yurtdışında [Rıza Türmen] tanığımızın da yargılama açısından açıklık getirecek beyanları olabilir. Bir gazetenin yayın politikasına ne siyasi partiler, ne savcı ne hakimler karışamaz. Ama haberlerde, yayınlarda suç oluşturan bir şey varsa basın yasasındaki süre içinde takip edilebileceğini, o sırada savcı ve hakimlerin görevleri olduğunu ifade ettik.

15.55- Başkan: "İki tanığınızın da meslek ve konumları nedeniyle çok değerli şeyler söyledi. Rıza [Türkmen] bey bundan daha fazlasını yapacaksa amennah."

Av Belen: "Kendisiyle ne bildiğini konuşmadım. Ama bu konuda yararlı olacak bilgileri olduğunu düşünüyoruz."

15.58- Mahkeme Başkanı Dağ: Yargılamanın geldiği bu aşamada toplanacak daha fazla delil kalmadı. Heyetimizle adli tıbba giden Çetinkaya ve Engin'e ait SIM kartlara ait çözümleme gelmedi. Tanık dinleme olayı bitmiştir. Gelinen aşamada fazla da yapılabilecek bir şey kalmadı. Rıza Türmen'den vazgeçilmesi bizim için rahatlatıcı olur. Böylece biz de adli tıptaki bilgileri davayı uzatıcı aşama olarak görmeyiz. Artık bir sonraki aşamaya ilerlememiz gerekiyor.

16.05-Mahkeme Başkanı: "Artık savcılık makamının son mütalasını alabiliriz. Duruşmaya 15 dakika ara verildi

16.28- Duruşmaya yeniden başlandı 

16.30- Avukat Tora Pekin: Bize göre çok açık iki husus var.

İddianame ve iddianameye konulan bilirkişi raporlarına bakıldığında çok sayıda AİHM kararının buraya konduğu ama tamamının bağlamından koparıldığı görünüyor.Bu nedenle eski AİHM yargıcı Rıza Türmen'in tanıklık yapmasını istiyoruz. Ara kararınızda, bizim tutukluluğumuzun 495. gününde tutuklama gerekçelerinin başında bu vakıf davası var. O dava henüz kesinleşmedi. Bölge istinaf bir karar verdi yargıtay yolu açık olarak, sizin 7 numaralı ara kararınız da açık duruyor. Biz bir hukuk davasının ceza davasının konusu olamayacağını söylesek de, siz tutuklama gerekçesi olarak bunu sundunuz. İkinci talep olarak bu konuyla ilgili ara karar alınmasını talep ediyoruz.

16.36- Mahkeme Başkanı: Her iki hususta da ara kararımızı alacağız. İddia makamından iki talep hususundaki mütalaasını soruyoruz.

16.37- Savcı: CMK gereğince hukuk konusunda bilirkişi tutulamayacağı gibi tanık dinlenmesi de düşünülemez. Rıza Türmen'in dinlenmesi talebinin reddine karar verilmesini istiyoruz. Asliye Hukuk'taki Vakıf davasının kesinleşmesi beklenen davanın beklenmesi davayı uzatacağı için reddi talep olunur.

16.42- Avukat Tora Pekin: Biz dava sonucu beklensin talebinde bulunmadık. Savcı bey çarptırdı. Biz sadece ara kararla ilgili karar vermenizi istedik.

Başkan [Rıza Türmen'in dinlenmesi konusunda]: Şahıs burada değildir. CMK gereğince tanıklığının yargılamaya esastan ne kadar etki edeceği konusunda tereddütlerimiz var. Burada birçok vekil, AİHM kararları konusunda, AYM ve Basın Yasası konusunda, bizzat siz mesela, gayet yetkin sadece kanaatimiz için her şeyi bir kenara bırakıp bir celse uzatmanın usul ekonomisine uygun değil. Burada olsa dinlerdik ama davamızın geldiği aşamada bir takım başka değerlendirmenin kesintiye uğramaması için dinleme talebini reddediyoruz. Bugüne kadar elde edilemeyen dijital delillerin açılan davanın niteliği çerçevesinde beklenilmesinden vazgeçilmesine karar verdik.  Açılan davanın mahiyeti klasik örgüt üyeliği davası değildir, bulmayı umduklarımız ilişkiler değildir. Bu nedenle bu evrakların beklenilmesinden vazgeçtik.

Ahmet Kemal Aydoğdu vekili: Bizim açımızdan bu evrakların beklenmesi gerekiyor. Beklenilmesini talep ediyoruz.

16.45- Savcı: "Soruşturmanın genişletilmesi talebimiz yoktur. Dosyanın kapsamı, toplanan deliller açısından esas hakkında mütalaa için tarafımıza dosyanın tebliği, tutuklu sanıkların tutukluluk durumlarının devamına karar verilmesi mütalaa olunur."

 16.49- Avukat Fikret İlkiz: Tanıkların arkalarından konuşmamak için kalmalarını istemiştim. Ama ifadelerine bakınca Erinç ve diğer sanıklar için değerlendirme yapmaya gerek var. Siz mahkeme heyeti olarak 24.7.2017 tarihli oturumda karar verdiniz ve birçok adın dinlenmesine karar verdiniz. O gün dinlenmesi için bir gerekçeniz yoktu bugün hangi gerekçeyi sordunuz. Anladığım kadarıyla Faraç ve Tavşanoğlu'nu tekrar çağırmadığımızdan ötürü onu da dinlenmesine 3 numaralı kararınızda karar verdiniz. Sonra anladığım kadarıyla Boya'yı fark edip dinlenmesine karar verdiniz. Ve bizim karşımıza CUMOK çıktı.

17.00- Avukat Fikret İlkiz: Meslektaşımın da dediği gibi Erinç bize Tavşanoğlu'nun söylediği gibi anlatmadı bize. Müvekkilim bugün rahatsız olmasa anlatırdı. Demek ki 8 ay önce bugün dinlenen tanıklar konusunda Erinç fikrini ifade etti. Aydınlık gazetesinin aynı gün yazdığı yazıları da sundu. Bu tanıkları siz seçtiniz, siz getirdiniz. Biz sadece üç tanık talep ettik.Ve bunların adı da çok açık: Savunma tanığı. Madem Türmen'in dinlenmemesi konusunda karar veriyorsunuz o zaman iddianame yazıları Onal Aydemir'i neden bilirkişi olarak addetti? Benim meslektaşım çok terbiyeli. Sanıklar da Cumhuriyet sanıkları olduğu için terbiyeli. Ama ben terbiyeli değilim. Boya'nın ifadesini suçlamalarını dikkate almamak gerekir. Kendisine CUMOK kordinatörü ismini atamıştır ve Aydınlık yazarıdır. Toplantı yeter sayısı nedir, başkanın oyunun iki sayılmasını anlamı nedir, vekalet oyunun sayılmaması hususu vakıf davasında tartışılıyor. Oysa vakıf seçimlerinde bir hukuksuzluk olmadığı gibi burada tartışılacak husus değildir, ceza yargılamasının işi değildir. Ayrıca gençlik döneminden beri Doğu Perinçek'in olduğu örgütlerde yer almıştır. Kendisi, Cumhuriyet okurlarını temsil ettiğini zannediyor. Şimdi karşımıza yazıcılar gibi bir esas hakkında mütalaa mı koyacaksınız. Kubilay yazım nedeniyle beni attılar' diyor. Cumhuriyet'te çalışmasına son verilmesinin nedeni yazısı değil, bir kadın muhabiri saçından sürüklemesidir. Açılan hukuk davasının temelsiz kaldığı ortaya çıktı. CHP'ye seçilmek için Cumhuriyet'in 1 döneminde CHP Genel Bşknın elini öptüğü için. Kubilay yazısı iş akdinin feshinden sonradır. Kaldı ki iş akdinin feshinden sonra Cumhuriyet'te çalışmayan birinin yazısı yayınlanmaz. Binaların ayrılması konusunda Tora beyin söylediği buydu.

 17.04- Avukat Fikret İlkiz: İş akdinin feshinde ne onların ne de bu davanın sanıklarının aldığı Cumhuriyet terbiyesi bunu söylemeye el vermezdi. Bize göre bu dava mahkemelerin gereksiz işgalidir. Bizi buraya sürükleyen tek şey, Alev Coşkun'un seçilememiş olmasıdır. Geldiğimiz noktada Alev Coşkun seçilme imkanı elde edinceye kadar seçimlerin tekrarına kani olacak, seçileceğinden emin olunca gelip oyunu kullanacaktır. Bu vakıf ile oynamaktır. Bunun tutukluluk sebebi olarak sürdürülmesi de uygun değildir.

17.27-Duruşma Avukat Kaan Karcılıoğlu: İddianamede, gazete satışının yayın politikasındaki değişikliklikle düştüğü söyleniyor. Bu bilgisinin maddi hataya dayandığı ortaya çıkmıştır. 2015'te gazete satışı yüzde 39 artmıştı. Basın İlan Kurumu'nun iddianameye dayanak gösterilen rakamlarının yanlış olduğunu mahkeme biliyor. İddiamedeki bir diğer bilgi Vakfın iflasa ve dağılmaya sürüklendiği. Vakfın 31.10.2016 itibariyle alacağının 10 milyonun üstünde olduğu, borçlarının 600 bin olduğu ortaya konmuştur. Cumhuriyet Vakfı tam olarak vakıf senedindeki gibi hareket etmiştir.

17.50- Avukat Abbas Yalçın: Kuvvetli suç şüphesi tutuklamanın başından beri mevcut olmadı. Aradan geçen 495 günde kuvvetli şüphe arttı mı, yoksa hiçleşti mi? Başlangıçta bile olmayan kuvvetli şüphenin yerinde yeller esiyor. Bunu göz önüne alarak müvekkillerimizin tahliyesine karar vermenizi talep ediyoruz.

17.55 - Av. Tora Pekin: Şu Silivri Cezaevi'nde kimsenin kalmasını istemem. Doğru düzgün bir cezaevi sistemi kurarsınız, o zaman suçu olan gelsin çeksin. Ama Silivri öyle bir yer değil. Toplum barışını tehdit eden, yoksunlukla insanı topluma küstüren bir yer burası. Bugün ara karar verdiniz, bundan sonraki kararlarınızda bu ara kararlarınızı dikkate almanızı istiyoruz.

17.58 -  Başkan: Bu üslup ve telkin doğru değil. Biz nasıl kararlar vereceğimizi size soracak değiliz. Şöyle bir şey yok. Bu duruşmada diğer emsal duruşmalara göre bir çok kuralı esnetiyoruz. Ama herkes gelecek mahkemeye giydirecek, böyle bir şey yok.

18.00 - Tora Pekin: Bu benim görevim

Başkan: Bizi etkileme, delilleri gözümüze sokma yükümlülüğünüz var ama bundan önce yanlış kararlar verdiniz bir daha yapmayın deme hakkınız yok.

18.05 - Tora Pekin: Burada iki hatalı karar. Emre İper'in ve Turhan Günay'ın tutukluluk kararı.

Başkan: Bunu anlatın

Tora Pekin: Bunu anlatacağım zaten. Sizin kararınıza daha dikkatli bakmanızı istemekten daha doğal ne olabilir? İşin özünü nasıl savunabilirim?

18.10 - Başkan: Siz İper ve Günay hakkında verdiğimiz kararları buyurun tartışın ama diğer başka meseleleri bize bırakın.

18.12- Tora Pekin: Bilirkişiler geldi ve Emre İper'in telefonunda ByLock yüklü değildir dedi. Bu bizim için şanstı tahliye kararı çıktı, sizin için şanstı. Eğer uzmanların raporlarını kuvvetli suç şüphesi bağlamında tartışsaydık Emre İper daha erken çıkacaktı.

18.16 - Başkan: Savunmaya vereceğimiz en fazla 10 dakika. Nasıl kullanacağınız size kalmış. Saat 19.00'dan sonra UYAP yok.

18.20 - Tora Pekin: En sağlıksızı o olur. Burada gece yarılarına kadar duruşma görülüyor.

18.21  - Başkan: Ama UYAP yok. Yoksa devam ederiz

18.25 - Tora Pekin: Son sözümü söyleyeceğim bir aşk hikayesine geleceğim. Oscar Wilde'ın Reading Zindanı Baladından Silivri Zindanı Baladına bir bağ kurdum. "Herkes öldürür sevdiğini" Biz bizi sevmenizi istemiyoruz, biz adil yargılanma ve tahliye istiyoruz.

18.30 - Av. Fikret İlkiz söz aldı: Uzun uzadıya tutukluluk hali anlatmaya da gerek yok. Ama ben Murat Sabuncu'ya cevap veremedim. Murat Sabuncu bana "Eyy avukat Temmuz ayında ben ne sordularsa söyledim. Tutukluluk halimin devamı konusunda görevimden kaynaklı gerekçe koyuyorlar. Bu ilkelerden ayrılma nedeniyle suçlanıyorum. Siz ne diyorsunuz bu duruma? Nedir bu sorumluluklar" dedi.

Yani iki aylık bir sürecin sorusu bana soruluyor. İbrahim Yıldız 21 ay GYY'lik yaptı, buraya da geldi. Utku Çakırözen 7 ay görevde bulundu, Can Dündar 18 ay görev yaptı. Ben Murat Sabuncu 2 ay görev yaptım. İbrahim Yıldız en uzun süreli GYY ama o tanık oldu ben sanık oldum Onu dinlediler gönderdiler, ben neden hala tutukluyum dedi. 2 aylık sürede diğerlerinin de yaptığını üstlenmemden mi kaynaklanıyor" dedi benim yanıtım yok. "Ben durduğum noktadan bir milim geri adım atmam. Ben Cumhuriyet GYY'siyim. Birden bire savcılık yazı gönderdi Doğan Satmış tanık olarak dinlendi. Satmış da dava dosyasına giren anlatımlarına göre 'Dündar hapisken Tahir Özyurtsevenle beraber gazeteyi yapıyorduk' dedi. Ama Satmış tanık olarak dinlenip evine yollanıyor, ben ise 2 ay görevde olduğum için tutuklanıyorum.

18.40 - Av. Fikret İlkiz, iddianamede yer alan manşetleri tek tek gösterip tarihlerine dikkat çekiyor: "Bütün bunlara baktığımız zaman ben kendisine (Murat Sabuncu'yu kast ediyor) herhangi bir yanıt veremediğim gibi o bana sorular soruyor. MASAK, Bank Asya araştırdınız, evindeki aynasının arkası dahil olmak üzere bakıldı, yatak odası didik edildi, dijital verileri alındı. 2013-2014 Vakıf Yönetiminde ben yokum, böyle mi ifade etmeliyim dedi. Benim tahliye ihtimalim var mı dedi, 'Hiç umudum yok' dedim. "

18.41 - Av. Bahri Belen: Akın benim öğrencim, kaçmayan biri, gözaltı kararı olduğunda kalktı geldi. Onun ve diğerlerinin kaçacağını varsaymak, deliller toplanacak gerekçesiyle tutuklamaya devam etmek mümkün değil

Başkan: Tahliye kararları örnekleri bizi bağlamaz

Belen: Ceza yargılamasında sözlü müdafaa sizi ikna etmek için tanınmış bir haktır. Onu söylemeyin bunu söylemeyin olmaz ki. Biz sizi ikna edeceğiz. Kararları veriyorum, bağlayıcı olmadıklarını biliyorum ama veriyorum.

18.43 - Başkan: Biz dosya içinde bu kararları (AYM tahliye kararları) kabul etmiyoruz.

Belen: Bende mi kalsın? O zaman ben savunmamda okurum.

18.44 - Leyla Tavşanoğlu: Fikir uyuşmazlığım olsa da yargılananların hiçbirinin bir terör örgütüyle bağlantılı olduklarını düşünemem. Bu lekeyi onlara konduramam

18.46 - Mehmet Faraç: Cumhuriyet’te Atatürkçü kadrolar tasfiye edildi. Nerede bizim düşünce özgürlüğümüz? İlhan Selçuk’un vefatı gazetenin aydınlanmacı kapısının kapandığı tarihtir.

18.47 - Av. Can Atalay: Kısaca söyleyeyim Ahmet Şık'ın bu dosyayla alakası yoktur. Diğer tüm sanıklardan 2 ay sonra gözaltına alınıp tutuklanmıştır.

18.48 - Duruşmaya ara verildi. Tanıklar Mehmet Faraç, Leyla Tavşanoğlu ve Namık Kemal Boya dinlendi. Aradan sonra savunma tanıkları Altan Öymen ve Kani Beko dinlenecek.

19.40 - Verilen aranın ardından tutuklu gazeteciler Ahmet Şık, Murat Sabuncu ve Av. Akın Atalay duruşma salonunda yerini aldı.

20.05 - Cumhuriyet Davası'nda ara karar için verilen ara 21.30'a kadar uzatıldı.

22.15 - Heyet yerini aldı.

22.17 - Karar açıklanıyor. Duruşmanın 16 Mart 2018'e ertelenmesine, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık'ın tahliyesine; İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay'ın tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma 16 Mart Cuma günü Silivri'de görülecek.