Afrika’nın en ucunda bir hayal

.

14 Ekim 2018 Pazar, 12:04
Abone Ol google-news

Fethiye’den sonra Güney Afrika’da ne yaparım, alışabilir miyim gibi kafamda kocaman soru işaretleri ile 39 yaşımda yeniden bir hayat kurmak için 18 yıllık ögretmenlikten istifa edip ailemle birlikte çıktığım yeni hayata, ikinci bahara yolculuğumu anlatacağım size... Port Elizabet’e 1.5 saat mesafede, 600 kişinin yaşadığı küçücük, samimi, her bir evi apayrı estetik tasarıma sahip, okyanus kıyısında minicik bu köyde başlıyor ikinci hayatımın ilk sayfası. Adı Cape St Francis; Afrika kıtasının en altında, okyanusun kıyısında, sıcak, güleç yüzlü insanlarıyla sizi karşılıyor.

Cape St Francis, 1878 yılından bu yana kıtanın en ucundaki burundan okyanusdaki gemilere yol gösteren tarihsel anılarla dolu bir deniz fenerine sahip. Muazzam dalgaları olan, sörfçülerin rüyası bir okyanusu, şu mevsimde okyanus kıyısında açan daha önce hiç görmediğim rengârenk çiçekleri, sapsarı altın rengi incecik kumdan upuzun plajıyla büyüleyici... Ağustos-ekim ayı aralığında periyodik olarak bizleri ziyarete gelen balinalar ve köpek balıkları var ve tabii ki de o köpek balıklarına rağmen hâlâ sörf yapanlar da!..

Doğanın parçası olmak

Anayol boyu yeşilliklerde otlayan anguslar, ekim-kasım-aralık aylarında uyanan Afrika’nın en zehirli puffado yılanı da bu toprakların ev sahiplerinden...

Burada yaşıyorsanız, şehrin trafiğini, uzak mesafeyi, gece hayatını, araba- korna sesini, ağustos ayında sıcaktan bunalmayı unutacaksın. Güne sabah 06.00’da başlayıp 16.00’da bitireceksin.

Her gün istisnasız takip edeceğin tek arkası yarının hava durumu olacağını, bahçendeki yılanı bile öldürmeyecek kadar doğanın parçası olmayı da öğreneceksin.

Kuş seslerinden hangi kuşun balkonunda şakıdığını anlayacak kadar da uzman olmak demektir burada yaşamak. Köstebeğin toprağı kazıp burnunu dışarı çıkarışını çocuklarınla izleyip, 39 numara ayakkabınla boy ölçüşen devasa salyangozların varlığına alışacaksın.

Rüzgârın hangi yönden estiğine bakıp, kıyıya vuran bir çeşit denizanası türü de sayılabilecek “Blue bottle”a dokunmadan yürümeyi öğreneceksin. 40’ından sonra tam bir Türk mutfağı uzmanına dönüşüp Kayseri usulü mantı açıp kahvaltıya üşenmeden bazlama yapacak 40 yıllık anneni bile şaşırtacaksın.

Ben, eşim ve çocuklarım hayatı tecrübe ederek yaşıyoruz Afrika’da... Rüzgâr, güneş, okyanus, doğal hayatlarında hayvanlar, spor, sanat ve sohbet dolu bir yaşam bizimkisi. Afrika’ya işte budur demek çok zor. Ama benim Afrikam budur demek en doğru olanı sanırım. Güney Afrika doğası, iklimi, insanlarıyla ayıkken görülen bir rüya gibi. İşte o yüzden ben de rüyalarımda yaşıyorum diyorum ya!

[email protected]