Amerika Suriye'de Savaşır mı?

20 Temmuz 2012 Cuma, 07:01
Abone Ol google-news

Suriye’de bir türlü önü alınamayan karmaşa ve kanlı olaylar dünya kamuoyunun dikkatini Ortadoğu’ya çekmeye devam ediyor. Bu ülkede yönetimin kendi halkına karşı yürüttüğü kıyım her yerde endişe ile izleniyor. Uluslararası düzeyde başlatılan çabalar şimdiye kadar herhangi bir çözüm getirememiş durumda.

Hemen herkes Türkiye’nin ne yapacağını merakla bekliyor. Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın Suriye’ye yönelik arkası kesilmeyen itham ve tehditleri dünyada yankı buluyor. Çoğu çevreler Türkiye’nin müdahalesi beklentisi içinde. Bu çevrelerin başında da Amerikan hükümeti geliyor. Bütün işaretler bu ülkenin Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesini beklediğini, hatta umduğunu gösteriyor.

Aslında Amerika dünyanın herhangi bir bölgesinde savaş başlatma ya da savaşa girme konusunda çekingen davranmayan bir ülke. Bunun çok sayıda örneğini yakın geçmişe bakarak görmek mümkün. Son yirmi yıl içinde Kuveyt’te, Irak’ta, Afganistan’da başlatılan askeri müdahalelerin hâlâ sonu gelmiş değil.

Yine yakın tarih gösteriyor ki, gerçekten de Amerika’da “savaş kartını” oynayan başkanlar seçmenden ve kamuoyundan ciddi destek bulmuşlardır. Bunu en iyi yapan başkanlardan birisi Ronald Reagan olmuştur. Reagan devamlı Sovyetler Birliği’ni mutlaka karşı konulması gereken bir “şer imparatorluk” olarak göstererek kamuoyundan aldığı destekle, diğer programların aleyhine, savunma harcamalarını çok yükseklere çekme olanağını bulmuştur. Bu konuda savunma sanayii şirketleri, asker bürokrasisi ve bir grup akademisyen yönetimi desteklemiş, hatta tahrik etmiştir. Ancak uluslararası alanda gelişmeler Reagan’ın büyükçe bir savaşı başlatması için bir ortam yaratmamıştı. Belki de o yüzden Başkan 1983 yılında, sudan bir bahane ile Karayipler’deki minik Grenada Adası’nı istila etmiştir.

Öte yandan, sanal nedenlere dayanarak Irak’la savaş başlatan oğul Bush kendi ifadesiyle tarihe “savaşçı başkan” olarak geçmek istemiştir. Irak’a müdahalenin yarattığı bütün kötü sonuçlara rağmen Bush seçmenin desteğini korumuş, ikinci defa başkanlık seçimini birinciye göre daha yüksek bir oy çoğunluğu ile kazanmıştır. Buna karşılık, asıl savaşın “enerji bağımlılığına” karşı açılmasını söyleyen Jimmy Carter ikinci dönem başkanlık seçimini Reagan’a karşı kaybetmişti.

1960’lı yıllarda Amerika’nın Vietnam’da yürüttüğü savaş toplumun, özellikle de genç kesiminde ciddi reaksiyona neden olmuştu. O zamanlar Amerika’da mecburi askerlik vardı. Savaşa gitmek istmeyen gençler yalnız yönetimi protesto etmemekle kalmamışlar, birçoğu da ülkesini terk etmişti. Daha sonra Amerika’da mecburi askerlik hizmeti kaldırıldı. Son yıllarda yürütülen savaşların yükü profesyoneller yanında “yedekler” ve “ulusal muhafızlar”ın üzerinde. Bir de bir süreden bu yana çeşitli askerlik hizmetlerinin özel şirketlere ihale edildiği gerçeğini unutmamak lazım. Başlangıçta yalnız bazı lojistik hizmetlerin ihale edildiği bu şirketler, zamanla doğrudan muharip görevler de üstlenmeye başlamış bulunuyor.

Amerika’nın devam ettirdiği savaşların parasal yükü ötesinde toplumun bir kesimine verdiği acı göz ardı edilemeyecek kadar yüksek. Buna rağmen toplumun bu maliyete katlanmış gözükmesinin açıklanması zor değil. Bugün Amerika’nın erkek nüfusunun yalnız yüzde biri savaşta aktif rol üstlenmiş durumda. Yükün büyük bir bölümünü “yedekler” ve “ulusal muhafızlar” taşıyor. Savaş uzadıkça ve askere olan ihtiyaç arttıkça aynı insanlar tekrar tekrar hizmete sürülüyor.

Sonuçta nüfusun çok küçük bir bölümü her yönüyle aşırı yıpranıyor. Cepheden dönenlerin büyükçe bir bölümü “savaş sonrası sendromu” yaşıyor. Normal yaşama dönmekte güçlük çekiyor. Aileler dağılıyor. Cephedeki askerler arasında intihar olayları giderek artıyor. Buna rağmen genelde toplum savaşın bu cins maliyetinin farkında bile olmuyor. Ülkenin her yerinde normal yaşam devam ediyor.

Sonuç:

Ancak her şeye rağmen öyle gözüküyor ki, Amerika’nın bu koşullarda yeni bir cephe açması artık kolay olmayacak. Özellikle personel yönünden kısıtlı oldukları çok açık.

Anlaşılır nedenlerle Suriye’ye yapılacak herhangi bir askeri müdahalede Amerika, başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelerin ellerini taşın altına koymasını bekliyor ve istiyor. Biz de zaman zaman dışarıya karşı bu konuda hevesli olduğumuz izlenimi veriyoruz. Oysa, fazlasıyla dikkatli olmamız gerektiği ortada. Atılacak yanlış adımların maliyetinin çok yüksek olabileceğini unutmamak lazım.