‘Ankara ile gizli gizli konuştuk’

23 günlük IŞİD esaretinin ardından dün kurtulan Müslüm Görmez anlattı.

04 Temmuz 2014 Cuma, 21:37
Abone Ol google-news

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün 23 gün süreyle rehin tuttuğu 32 şoför arasında Ankara’nın temas kurduğu isim Müslüm Görmez’di. Görmez, “Bizi esir alanlar IŞİD’ci” derken, örgütün fidye olarak 5 milyon dolar istediğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile esaret boyunca doğrudan görüşen 35 yaşındaki 3 çocuk babası, 14 yıllık şoför Müslüm Görmez, Şanlıurfa Birecik’teki evinden 23 günü Cumhuriyet’e şöyle anlattı:

Arabanın altından konuşuyordum: Bizim telefonlarımızı ve pasaportlarımızı aldılar. Ben bir telefonumu teslim etmemiştim, sakladım arabada. Sadece 3 arkadaşımızda telefon vardı. Diğerleri hepsi teslim etti. Ben eski, kötü telefonumu verdim, bunu sakladım. Aradılar, taradılar, bulamadılar. Devletle o telefonla iletişime geçtik. Bizi sürekli arıyorlardı “Biz arkanızdayız, bütün çabaları sarf ediyoruz” diyorlardı. Ben arabanın altından gizli konuşuyordum. Mesaj yazmıyordum, çağrı atıyordum, arıyorlardı. Çünkü orada kontür sıkıntısı da oluyordu. Biz bu şekilde günlerce durabildik. Ailemi de 3-4 günde bir arıyordum, moral veriyordum. Davutoğlu kendisi arıyordu. Bende de telefonu vardı. Moralle sürekli bizi kendimizde tuttu.

Onlar IŞİD’ciydi: Başımızda hep IŞİD’in elemanları duruyordu. Urfalı arkadaşlarımız Arapça bildiği için onlar iletişimi sağlıyordu. İçlerinde Türkçe bilen yoktu. Onlar IŞİD’ciydi. Orada aşiret olayı yok. Orada alınan yer; köy-kasaba-şehir direkt IŞİD’in kontrolüne geçiyor. Onları silahlandırıp kendi saflarına geçiriyorlar

Beni ve 10 kişiyi dağa götürdüler: Önce Geyara santralındaydı. Sonra ben de dahil olmak üzere 11 kişiyi, kelepçeleyerek dağa götürdüler. 3 gün dağda yıkık bir okulun içinde kaldık. Musul’a doğru 20-30 km mesafede bir dağ diye tahmin ediyorum. 3 gün sonra araçlarımızın yanına, santrala geri geldik. Sonra hepimiz araçlarımızla önümüzde arkamızda kendi askeri konvoylarıyla Geyara Havaalanı’na getirip soktular araçlarımızla birlikte. 1 Temmuz günü oraya insansız hava uçaklarıyla 2 bomba attılar, üzerimize düşmedi ama 150 metre yakınımıza düştü. Bunun üzerine bizi 2 Temmuz’da kendi karargâhlarına götürdüler, kendilerinin yatıp kalktığı yere. Kendi karargâhlarında 1 gece kaldık. Ertesi gün de bizi bıraktılar

Kameraya aldılar: Karargâhlarında kalırken bize devlet ile ilgili hiçbir şey söylenmedi. Önce bizi kameraya aldılar, kayıtlarımızı aldılar. Bu görüntüleri internete verecekler herhalde. Kameraya alırken sakallı bir adam geldi, Kuran okudu, ben anlamıyordum bir şeyler söyledi. Biz sadece bakıyorduk, dinliyorduk.

Bizdensiniz Sünnisiniz: Daha sonrasında araçlarımızı aldılar. “Bizim size yaptıklarımızı biliyorsunuz” dediler. “Biz Müslümanız, biz kendi halkımız, kendi irademiz doğrultusunda gidiyoruz, biz insanları öldürmeyiz” gibi şeyler dediler. Bize karşı iyilerdi. “Bizdensiniz, Sünnisiniz”dediler. “Biz daha önce de şoförlerinizi yakaladık, onları bıraktık, sizleri de inşallah yarın bırakacağız” dediler. Ama öbür gün (3 Temmuz) şahsi araçlarımıza el koydular. Ondan sonra da 3-4 saat zaman geçti ve bizi bıraktılar. Geyara’dan Mahmur’a 30 km yürüdük. Köprünün başında bıraktılar. En sonunda peşmerge bizi karşıladı.

Devlet yardım etsin: Araçlarımıza el koydular. Araçlarımızla ilgili devletimiz bize bir şey söylemedi. Yardımcı olacağına inanıyorum, “Yardımcı olacağız” dediler. Araçlarımız bizim ekmek teknemiz, canımızın yarısı orada kaldı. Ne kadar da olsa buruk bir sevinç yaşıyoruz. Bir aydır çalışmıyoruz, zaten ellerindeyiz. Şimdi bundan sonra taksitlerimiz, borçlarımız var. Devletimizin bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Aracım olursa ben yine giderim çünkü yapabileceğimiz iş bu. Tutulduğum yerle anlaşma yapsalar, ben yine giderim. Artık biliyorum ki arkamda devletim var. Ne annen ne baban ne kardeşin yetişebiliyor sana ama devletin yetişiyor.

Haberleri takip ediyorlardı: Onların teması, bir bildikleri vardır. Devletin arkamızda kararlı bir şekilde olduğunu biliyorlardı. Haberleri takip ediyorlardı. Kullanılan sözlerden dolayı onlar çok rahatsız oluyorlardı. İşkence, zor kullanma görmedik. İlk başlarda bizim kafamıza silah dayadılar, götürdüler. Onların bombalarını görüyorduk. Birisini öldürdüklerine tanık olmadık ama bize çektikleri videoları izlettiler.

Yemek verdiler: Bize yiyecek erzak getiriyorlardı; kendi araçlarımızda pişiriyordum. İlk gün cep telefonumuzu, pasaportumuzu aldılar. Bir arkadaşımızın psikolojisi bozuldu ama o eskiden de öyleydi.

32. kişinin sırrı

O esareti yaşayanlardan biri de Özgür Şimşek’ti. İlk defa Irak’a giden 20 yaşındaki Şimşek’in, Irak’tan aldığı babası Ramazan Şimşek’in varlığından ise şirket sahipleri haberdar olmadığı için, sayıları ilk olarak 31 açıklandı; sonra 32 olduğu netleşti. Şırnak Silopili olan Şimşek, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ben Irak’a geçiş yaptım, babam Irak’taydı zaten. O da ‘Ben de seninle geleceğim’ dedi. Benim Irak’a ilk seferimdi. İlkinde yakalandım. Biz termik santrala giriş yaptık. Zaten o gece orada yattık, sabah arabalarımızı boşalttılar. Saat 8 gibi baskın yaptılar, hepimizi aldılar, kelepçelediler. Telefonlar, pasaportlar ve paralara, her şeye el koydular. 2 gün o termik santralda kaldık. Ondan sonra da bizi Geyara Havaalanı’na götürdüler. 43 derece sıcakta günlerce kaldık. Bir grubu götürdüler, beni götürmediler. Videolarımızı çektiler. Ondan sonra da‘Bizim derdimiz şirketle’ dediler. Şirket para vermemiş onlara, o yüzden arabalarımıza el koydular. Araba başına 50 bin dolar istiyorlardı. Hepimiz toplu haldeydik. Ellerimiz hep bağlı değildi. Biz sadece 2 silahlı kişiyi görüyorduk, ama çevrede çok kişi vardı. Açık bir alandı. Halı saha gibi bir alan düşünün. Üstü açık, diğer her yeri kapalı. O esnada kamyonlardaydık. Bombalar patladı. Bu yüzden bizim yerimizi değiştirdiler. Bu alandan bizi serbest bırakılmadan önce kendi yerlerine götürdüler. Orada gece kaldık. Hepimizi bir araya dizdiler, fotoğraf çektiler, konuşma yaptılar serbest bırakmadan önce. Adamların hakkını yemeyelim. Şiddet görmedik, yemeklerimizi getiriyorlardı. Çok değildi ama yemeğimizi getiriyorlardı doyuracak kadar. Benim ağzımı bıçak açmıyordu; babam konuşuyordu Ankara ile. Müslüm Görmez konuşuyordu, bize aktarıyordu. Para konusunu bilmiyorum. Para sıkıntısı yok gibi şeyleri duyuyorduk ama bilmiyorum. Kendilerine Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) diyorlardı. Amaçlarının İslam devleti kurmak olduğunu söylediler. Beş vakit namaz kılıyorduk. İmam onlardan birisi oluyordu. Hep ‘Biz Müslümanız sizi öldürmeyiz’ gibi şeyler söylüyorlardı. Bunlar Musul’dakilerle aynı. Bize de ‘IŞİD’e bağlıyız’ dediler. ‘Konsolosluktakileri de aldık’ dediler. Bize başka bir bilgi vermediler, sadece konsolosluğu da aldıklarını söylediler. İyice korktuk o zaman. Bırakırken de ‘Arabalar İslam devletinin oldu’ dediler. Biz devletin araçlarımızı vermesini istiyoruz. Onlar mı bıraktı devlet mi kurtardı bilmiyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”