Askeri ve Mülki Cihetler...

12 Ağustos 2011 Cuma, 06:15
Abone Ol google-news

Bu yılki tarihi uzlaşmada ikilem ve görüş ayrılıkları sürüyordu. Gerçi eşbaşkanlık sona ermişti ama komutanlar sanık arkadaşlarının mağdur olmasını önlemişlerdi. Ancak, şûra haftasında bir rol değişimine tanık olduğumuzu sanıyorum: Sert ve kuralcı olarak tanınan Cihet-i Askeriye, istifa tepkisinin “saygılı ve zarif” olmasına özen gösterirken; “yumuşak ve zarif” olması beklenen Cihet-i Mülkiye, anayasa oylamasını hatırlatan, kendinden emin bir “Evet ama yetmez” üslubu sergiliyordu.

Askeri Şûra öncesi, ülke yönetiminde Asker-Sivil (Cihet-i Askeriye ve Cihet-i Mülkiye) ikilemi, bir kez daha gündeme geldi. Sayın Başbakanımızın şûradaki yeni oturma düzeniyle ve yardımcısının Bir köyde iki muhtar olmazaçıklamasıyla, tarihi ikilem çözümlenmiş göründü. Oysa sorun bir halk deyimiyle çözülmeyecek kadar derinlerde. Bir köyde iki muhtar olmazdoğru, ama kentlerin, ülkelerin yönetiminde daima birden fazla muhtar olmuştur. Halkın seçtiği belediye başkanlarına karşılık, merkezi yönetimin atadığı valiler vardır. Osmanlının şehremini, subaşı ve kadılardan ve bizim köylerden çok daha önce Bizans Devletinin örgütlenmesi:

İmparatorluk MS 5. yüzyılda beylerbeyliklerden, beyliklerden, eyaletlerden ve vilayetlerden oluşuyordu. İmparatorun atadığı beylerin ve valilerin yanında kumandanlar bulunurdu (Coon).

Tarımsal üretimin yönetiminde, politikacı, asker ve köylü üçlüsünün çekişmesinde sorunlar yaşanmış. Tarihçi Baynes ve Ostrogorsky geç dönemlerde, kumandanların valilerden önce geldiğine işaret ederler. Köprülü Hoca kabul etmemişti, ama Osmanlı kurumları Bizanstan çok yönlü etkilenmiştir. Nizami ordu kurulurken onbaşı, yüzbaşı, ve binbaşı rütbeleri aynen Bizanstan alınmıştır (Güvenç). Binbaşı ile albay (alay beyi) rütbeleri arasında bugünkü askeri ve mülkikaymakamlar(kaim makamlar) bulunuyordu.

Abbasiler döneminde halifenin yetkileri genişletilince dini şeriatın yanında -bugün sıkıyönetimdediğimiz- örfi siyaset oluşmuştu. Fatih Kanunnameleri buna paralel bir uygulama idi. Osmanlı Medresesi giderek dini (nakli) öğretime yönelirken Enderun Mektebinde felsefi (akli) ve askeri bilimlerin Türkçe eğitimi sürmüştür. Tarihçi Naima, Kınalızadenin Ahlak-ı Alai eserinde yer alan Adalet Çemberini şöyle yorumlamıştı: Mülk ve devlet asker ve rical iledir!Her türlü yeniliğe ve değişmeye direnen ve sultanları tahtından indirecek kadar güçlenen Yeniçeri Ocağının söndürülmesi Hayırlı Vakaolarak geçmiştir tarihe. Osmanlı yönetiminde askeriyeden sayılan ilmiye mensupları Tanzimat döneminde yerlerini tüccar ve âyâna bırakırken tıbbiye, harbiye, mühendishane ve mülkiye askerler tarafından kurulmuştu.

İkinci Meşrutiyeti hazırlayan ve yöneten gençlerle Kurtuluş Savaşına öncülük edenlerin önemli bir bölümü askerdi. Yazılı kaynağını tam bulamadığım Cihet-i Askeriye / Cihet-i Mülkiyeayrımının, darbelerden önce dilimize yerleştiğini sanıyorum.

Sert, yumuşak ve \t\tzarif iktidarlar

Adını The Soft Power (2004) (Yumuşak Güç)” kuramıyla duyuran Joseph Nye Jr, The Future of Power (İktidarın Geleceği)” kitabında, politika ve diplomasideki sert ve yumuşak yönetimlere ek olarak, akıllı / zarif (smart) bir iktidardan söz ediyor. Kaba (sert) güçler, askeri ve siyasi olanlardır. Yumuşak güç ise zekâ testleriyle ölçülebilen kişisel bir IQdan çok, duygusal bir zekâ”, bir gelecek (görev, ülkü) vizyonu gerektiren sözel olmayanbir yedinci duyumdur(CBT).

Dr. Nye, duygusal zekâya örnek olarak ABD başkanlarını karşılaştırıyor: Nixonun IQsu belki yüksekti, ama Rooseveltin yedinci duyumugelişmişti. Başkan Reagan bir gelecek vizyonuyla (bilinciyle) topluma güven vermişti. Çağımızın efsane lideri Mahatma Gandhi kürsüde zayıf bir konuşmacıydı, ama sözel olmayan (bedensel) iletişim gücüyle büyük bir ülkenin bağımsızlık savaşını yönetmişti.

Joseph Nyeın Yumuşak İktidarönerisi; Bush yönetiminin Güçlünün Adaletiilkesini savunduğu; Huntingtonun İslam âlemine savaş açılmasını önerdiği; ABDnin serbest pazarcı Küreselleşen Dünyayı pazarladığı ve Fukuyamanın Devlet İnşasıkitabını yayımladığı 2004 yılına rastlıyordu.

Dr. Nye, son kitabında, Akıllı ve zarif iktidarilkesini benimseyen Hillary Clintonın çokkutuplu bir dünya yerine çokortaklı bir dünya politikasını hayranlıkla övüyor. (Barışçı Hillaryyi ben de kutlamıştım, ama yönetim felsefesini tam anlamadan, B.G.)

Akıllı ve zarif bir iktidarpolitikası, ülkemizin birlik, kimlik ve etnik sorunlarının çözümünde ne kadar etkili olabilir? Bilemiyorum.

Bu yılki tarihi uzlaşmada ikilem ve görüş ayrılıkları sürüyordu. Gerçi eşbaşkanlık sona ermişti, ama komutanlar sanık arkadaşlarının mağdur olmasını önlemişlerdi. Ancak, şûra haftasında bir rol değişimine tanık olduğumuzu sanıyorum: Sert ve kuralcı olarak tanınan Cihet-i Askeriye, istifa tepkisinin saygılı ve zarifolmasına özen gösterirken; yumuşak ve zarifolması beklenen Cihet-i Mülkiye, anayasa oylamasını hatırlatan, kendinden emin bir Evet ama yetmezüslubu sergiliyordu. Ne dersiniz?

Notlar

Baynes, Norman, 1977 The Byzantine Empire.

CBT, Cumhuriyet Bilim Teknoloji, No. 1272 Yedinci Duyumuz

Coon, Carleton, 1964 The Story of Man.

Fukuyama, Francis, 2004 Devlet İnşası (çeviri).

Güvenç, Bozkurt, 1993 (2010) Türk Kimliği.

Huntington, Samuel, 1996 Medeniyetler Çatışması (çeviri).

Kınalızade Ali Efendi, Ahlak-ı Alai (bkz Güvenç).

Köprülü, M. Fuad, 1931 Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri.

Naima, Mustafa, 1967 Naima Tarihi (Zuhuri Danışman sadeleştirmesi).

Nye, Jr., Joseph S. 2004 Soft Power; 2008 The Powers to Lead.

Ostrogorsky, Georg, 1986 Bizans Devleti Tarihi (çeviren Fikret Işıltan).