Balbay ve Haberal'dan TBMM'ye çağrı

CHP İzmir Milletvekili ve gazetemiz yazarı Mustafa Balbay ile CHP Zonguldak Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Haberal, milletvekili seçilmelerine karşın 2 yıldır tahliye edilmediklerine dikkat çekerek sorunun çözümü için TBMM’ye çağrıda bulundular. Tutuklu CHP milletvekilleri "Bu demokrasi ayıbının bir an önce çözülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisimize çağrıda bulunuyoruz" dediler.

10 Haziran 2013 Pazartesi, 10:06
Abone Ol google-news

Ergenekon davasında 4 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Prof.Dr. Mehmet Haberal, avukatları aracılığıyla “Aziz Milletimize” başlığıyla ortak bir açıklama yaptı. Balbay ve Haberal, açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

“12 Haziran 2011 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın, tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmemiş olması bir demokrasi ayıbı ve TBMM’nin sorunudur.”

Haberal ve Balbay açıklamalarında şöyle devam ettiler:

“Hemen her dönem yargı paketleri çıkaran TBMM, bugüne kadar bu sorunu çözemeyerek eksik çalışmalarını devam ettirmiş ve bizleri de seçen binlerce insanın oylarını da adeta yok saymıştır. İktidarın, ‘O milletvekili, tutuklandıktan sonra seçildi’ gerekçesi ise ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir’ ifadesi ile örtüşmemektedir. Çünkü bizler de bu ifadeleri kullanan milletvekilleri gibi yargı denetiminden geçerek aday olduk. Tutuklu olduğumuzu bilerek oy kullanan milletimiz bizi vicdanında akladı ve Meclis’e gönderme kararı aldı. Adaylığımızı onaylayan yargı, seçilmemizi de hukuka uygun buldu ve milletvekilliği mazbatamızı verdi.”

Türkiye siyasi tarihinde 3 siyasetçinin tutuklu iken milletvekili seçildiğini anlatan Haberal ve Balbay “Tümünde tutuklu iken aday olan kişiler milletvekili seçildikten sonra özgürlüğüne kavuştu, Meclis’teki yerini aldı. Bu konuda oluşmuş içtihat bugünkü sözde ileri demokrasi ile geriledi” şeklinde değerlendirmede bulundular.

Haberal ve Balbay “Yani, yargı hem milletimizin binlerce oyuna ve hem de TBMM’nin çıkardığı yasalara rağmen kasıtlı olarak bizlerin tutukluluğunu devam ettirmektedir” dediler.

Haberal ve Balbay açıklamalarında şu ifadelere yer verdiler:

“Silivri yargılamalarında, yaşanan bu örneklerde olduğu gibi Türkiye’de özgürlük, adalet ve hak arama en önemli sorun haline gelmiştir. Ayrıca, özgürlük taleplerini haykıran milyonlarca kişi, yargılamaların işkenceye dönüşmesini de onaylamamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisimizin üyeleri olarak ve milli iradenin üstünde başka hiçbir iradenin olmadığına da inanarak, yargı eliyle çözümü engellenen bu demokrasi ayıbının bir an önce çözülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisimize çağrıda bulunuyor, parlamenter rejimin teminatı olan Aziz Milletimize olan güvenimizi ve inancımızı bir kez daha yineliyor, saygılar sunuyoruz.”

Ergenekon Davası'nın 312. duruşmasında savunmasını yapan Mustafa Abbas Yurtkuran, mütalaada iletişim tespitlerine göre davanın sanıklarından emekli Orgeneral Şener Eruygur, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Doğu Perinçek gibi bazı sanıklarla irtibatlı olduğunun yazılmasına ilişkin ''rektör olmam nedeniyle kamu görevmin gerektirdiği ilişkilerdir'' dedi.

Duruşmada, başka suçtan tutuklu yargılanan Yalçın Küçük ile tutuksuz sanıklar eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran ve avukat Hüseyin Buzoğlu da hazır bulundu.

Eruygur ile yazlık evinde komşu olduklarını, rektörlük görevi nedeniyle iki kez Eruygur'a ziyarette bulunduğunu ifade eden Mustafa Abbas Yurtkuran, Tolon ile iddia edilen irtibat süresinin ise 2-3 kez telefon görüşmesi olduğunu savundu.

Örgütsel ilişki değil


Dava sanıklarından İlker Güven'in 20 yıllık arkadaşı olduğunu, yine sanıklardan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ü de Bursa Bölge Jandarma Komutanı olması nedeniyle tanıdığını anlatan Yurtkuran, "Haberal hem meslektaşım, hem de transplantasyonda ağabeyimdir. Bu kişilerle olan ilişkim örgütsel ilişki değildir. Rektör olmam nedeniyle kamu görevimin gerektirdiği ilişkilerdir" dedi.

Yurtkuran, Perinçek'in de aralarında bulunduğu İşçi Partili bazı sanıklarla da mütalaada yer almasına rağmen hiç görüşmesinin olmadığını, bu kişileri dava nedeniyle tanıdığını öne sürdü. Rektörlüğünü yaptığı 2000-2008 yılları arasında Uludağ Üniversitesi'nde hiçbir öğrenci hareketinin dahi olmadığını savunan Yurtkuran, darbe iddialarını ise kabul etmedi.
Duruşma, Yurtkuran'ın avukatının esas hakkındaki savunmasıyla devam ediyor.