Bora Aksu ile moda dünyasına bir yolculuk

Moda sektöründe herkese nasip olmayacak bir kariyere sahip Bora Aksu. Çoğu gencin rüyalarında yer alan büyülü dünyada elde ettiği başarılar ise tesadüf değil…

29 Temmuz 2015 Çarşamba, 14:58
Abone Ol google-news



Londra’da yaşayan moda tasarımcısı Bora Aksu; John Galliano, Alexander McQueen gibi tasarımcıları yetiştiren Central Saint Martins’in 2002’deki Londra Moda Haftası kapsamındaki mezuniyetinde moda editörleri tarafından defilenin yıldızı ilan edilirken, İngiliz Moda Konseyi’nce dört kez ‘en iyi moda tasarımcısı’ seçildi.

Keira Knightley, Tori Amos, Kirsten Dunst’ın da aralarında bulunduğu ünlü yıldızları giydiren Aksu, dönem dönem İstanbul  Moda Akademisi’nde gençlere moda dersleri de veriyor.

Yıldızların dünyasındaki bu parlak kariyere rağmen mütevazılığını koruyan Bora Aksu ile Türkiye’deki moda sektörünü, etik modayı konuştuk; moda tasarımcısı olmak isteyen gençler ve stil sahibi olmak isteyen kadın ve erkekler için minik sırlar aldık…

Genellikle tasarımcıların hayat hikayelerinde, çocukken bebeklerine giysiler diktiklerini duyarız. Moda tasarımcısı olma güdüsü çocukken mi gelişiyor?

Tasarımcı olmak, başlı başına bir yaşam biçimi. Benim için tasarlamak, nefes almak kadar gerekli ve vazgeçilmez bir olgu. Bence yaratıcılığın genetiksel bir yanı var ve bu da çocuk yaşlardan itibaren bir şekilde kendini  göstermeye başlıyor. Ben çocuk yaşlardan itibaren durmadan çizerdim.

Bir moda tasarımcısının belirgin bir stili olması gerekir mi, yoksa değişim mi kıymetlidir? Yıllar içinde sizin stiliniz nasıl değişti?

Tasarımcının kullandığı tasarım dilinin farkındalığı çok önemli. Ben de kullanmakta olduğum tasarım dilini mümkün olduğunca korumaya, geliştirmeye ve yenilemeye çalışıyorum.
Benim için tasarm dilinin gelişimi de bir nevi yolculuk. Bir yerden başka bir yere giderken kullandığınız araç değişmez ama gördüğünüz yerler, tanıştığınız kişiler ve öğrendikleriniz değişir. Yani araç değil ama, “aracın içindeki siz” değişirsiniz. Benim için yaratıcılık da böyle bir şey. Kullandığım tasarım dili belki hep aynı, ama onu kullanış şeklim yolculuğumla paralel olarak değişiyor.


TÜRK İNSANININ KENDİNE OLAN GÜVENİNİN ARTMASI GEREK

Londra’da yaşayan ve Türkiye’yi uluslararası pazarda başarıyla temsil eden bir tasarımcı olarak, Türk insanının giyimini ve Türk modasını nasıl yorumlarsınız?

Benim için İstanbul’un yeri bambaşka; oraya her gittiğimde gizemli ve değişken bir hava yakalıyorum. İstanbul yaratıcı insanlar için inanılmaz bir esin kaynağı, her köşesinde gizli bir hazine bulabilmek mümkün. İstanbul’un modaya yön verebilen bir şehir haline dönüşebilmesi için; her şeyden önce bireysellik kavramının tasarıma yansıdığı bir dönemin başlaması gerekir ki bu da tarihsel süreçte gerçekleşecek.

Türk insanının kendine olan güveninin artması, kendisini tanıması ve bireysel anlamda kendi karar ve beğenilerini oluşturması çok önemli. Özellikle bireysel tasarımcı sayısının artması ve bu tasarımcılara destek verilmesi gelişim için en önemli etkenlerden. Sadece destek verilmesi de yeterli değil; aynı zamanda bu tasarımcıların yarattıkları ürünlerin kabul göreceği bir pazarın yaratılması gerekiyor.

ETİK MODA ZOR AMA ÖDÜLLÜ BİR YOL

‘Etik moda’ sizin için ne ifade ediyor, bu konuda çalışmalarınız var mı?

Etik moda insanları düşünmeye iten ve akıntıya kürek çekmek misali çok zorlu ama ödüllü bir yol. Ben de son beş yıldır Londra ve Tokyo bazlı People Tree firmasıyla işbirliği halindeyim. Amaç, yarattığımız koleksiyonlarla lüks moda kavramını yeniden tanımlamak ve değer yargılarını doğru sıraya oturtabilmek.



MODA ENDÜSTRİSİ SANAT KADAR ÖZGÜR DEĞİL

Tasarım sürecinde sanatın hangi dalları sizi besliyor?

Tasarım sürecinde algımı mümkün olduğunca açık tutmaya çalışıyorum. Sadece sanatın dalları değil her şey, herkes benim için esin kaynağı olabiliyor.

Tek yönlü tasarıma inanmadığım için çok farklı objeler, fikirler tasarım bileşiminde var olabiliyor. Bulduğum bir fotoğraf, bir hatıra, bir hayal bile bazen tasarıma başlangıç olabilecek çakmak görevi görebiliyor. Benim için  tasarımcılık çok kişisel ve beni ben yapan çok hassas öğelerden.
Tüm bu özelliklere rağmen sanat kadar özgür yürüyemiyor moda... Moda endüstrisi büyük bir yaratıcılık barındırsa da, aslında bir iş endüstrisi. Belli bir takvimi ve çok ciddi gereklilikleri var.

KADINLARI GİYDİRİRKEN UNVAN DEĞİL, GERÇEKLİK ARIYORUM

Tori Amos dahil bir çok ünlü isimle çalıştınız. Tasarımlarınızı taşımasını istediğiniz özel bir isim var mı?

Ünlü koreograf ve müzisyen Simone Forti.

Kendini seven, kıyafetlerle iletişim kurabilen, duyguları ile gerçek olmaktan korkmayan, sadece farklı olabilmek için farklı olmaya calışmayan ama özünde, kimliğinde o ayrıcalığı yaşayan doğru ve dürüst kadınlar; unvanları ne olursa olsun benim tasarımlarımı giydiklerinde inanılmaz mutlu oluyorum.

Moda tasarımcısı olmak ve uluslararası pazarda isim yapmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?

Hedefinizin ne olduğu çok önemli; sevgi ve tutkuyla örülen her şey başarıya ulaşıyor. Eğer iş “iş” kimliğinden çıkamıyorsa çalışma zamanı, verdiğiniz emek gözünüze batıyor.

Tasarım sadece belli saatlerde yapabileceğiniz ve işiniz bittiği zaman arkanızda bırakabileceğiniz bir olgu değil. Tasarımcı olmak sizin tüm benliğjniz ile günün yirmi dört saati; haftanın yedi günü, her an onu yaşıyor olmanız demek... O yüzden de belki her şeyden önemlisi sevgi. Benim için tasarım yapabilmek, çizdiğim şeylerin hayata geçmelerini defilelerde görebilmek paha piçilmez bir ödül. Yaptıklarımdan para kazanabiliyor olmak ise cabası.


SİZE VERİLEN STİL SIRLARINI DİNLEMEYİN!

Türk kadın ve erkekleri için Bora Aksu’dan minik bir stil sırrı almak istesek kulağımıza ne fısıldarsınız?

Kendinizi tanımanız, giyinmek için de en önemli adım. Kim olduğunuz ve kimliğiniz moda trendlerinden ve renklerden çok daha önce gelmeli.

O yüzden benim verebileceğim en doğru stil sırrı; size verilen stil sırlarını dinlememeniz ve kendinizi tanıdıktan sonra stilinizi bulmanız olur.

Geçmişten bugüne size hayatları ve koleksiyonlarıyla etkileyen moda tasarımcıları kimler?

Charles James, Madeleine Vionnet, Cristobal Balenciaga

HER KOLEKSİYON AYRI BİR HİKAYE ANLATIYOR

Sonbahar Kış 2015-16 koleksiyonunuz için Oscar Wilde’ın “Bülbül ve Gül“ hikayesinden nasıl esinlendiniz?

Ünlü klasik “Bülbül ve Gül” aslında gerçek sevginin farklı anlamlarını ve görünmeyen gizli aşkı anlatıyor…

Bu hikayedeki masumiyet, sevginin her şeyin üzerinde tutulması ve fedakarlık günümüz dünyasında unutulmaya başlamış değerler. Ben bu koleksiyonu hazırlarken hem derin bir romantizmi yaşatmak, hem de bir şekilde bu değerleri bugüne taşımak istedim.

Kendisinden ille de kırmızı bir gül isteyen sevgilisine götürmek için kırmızı bir gül bulamayan genç aşığın durumuna üzülen bülbülün aşk uğruna yaptığı fedakarlık, hikayenin özünü oluşturuyor. “Ona kırmızı güller götürürsem, benimle dans edeceğini söyledi,” diye bağırdı genç öğrenci, ama bahçemde tek bir kırmızı gül yok. “İşte sonunda gerçek bir aşık,” dedi bülbül. Delikanlının çaresizliğini gerçek aşk diye gören bülbül, onun için her yerde kırmızı gül aramaya başladı. “Bir kırmızı gül istiyorsan, onu gece yarısı şarkınla yapmalısın ve kendi yüreğinin kanıyla boyamalısın” dedi bir ağaç. “Ölüm bir kırmızı gül için çok yüksek bir bedel” diye bağırdı bülbül, “yaşam ise herkes için değerli. Ama aşk, hayattan daha değerlidir ve bir insan kalbinin yanında bir kuşun kalbi nedir ki?”

Ay gökyüzünde yükseldiğinde bülbül, uçup gül ağacının yanına gitti ve göğsünü dikene dayadı. Göğsüne giren dikenle bütün bir gece şarkısını söyledi; soğuk ve kristal ay, başını eğip onu dinledi. Bütün bir gece söyledi şarkısını, diken göğsüne, daha da derine girdi, kanı vücudundan çekildi. Bülbülün kanıyla önce pembeleşen güller, sonunda muhteşem bir kırmızıya dönüştü. Ertesi gün, genç aşık kızıl gülü sevinçle dalından kopararak sevgilisine götürdü ama kız beğenmeyip, gülü sokağa attı; gülün üstünden bir arabanın tekerleği geçti.”


Bülbül ve Gül hikayesi, koleksiyonunuza renk, doku ve kumaş olarak nasıl yansıdı?

Kış 2015-16 koleksiyonu hikayenin kırılgan ve hassas yönünü renk paleti, kumaşlar ve dokularla yansıtıyor. Altın işlemeli dokumalar, lüks deriler sert bir boyut yaratsa da; ipek tül ve organza kumaşlar çok daha yumuşak ve kırılgan siluetler oluşturuyor.

Koleksiyonun renk paletinde zarif, asil ve nostaljik bir hava hüküm sürmekte. Altın, mavi ve gri tonlar daha sessiz kombinasyonlar yaratırken; elektrik maviler, kirli pembeler  ve dramatik siyahlar daha göz alıcı bir palet oluşturuyor.

Yaz 2015 koleksiyonunuzun esin kaynağı neydi ve koleksiyona yansıması nasıl oldu?

Yaz 2015 defilesinin ilham kaynağı, Kraliçe Victoria’nın en favori oyuncağı olarak kabul edilen Marie Taglioni kağıt bebekleri, oldu.

İngiltere Kraliçesi Victoria’nın oyuncakları özellikle onun ilham aldığı kişilerin isimlerini taşıyordu. Bunlardan en önemlisi, 1830’ların en ünlü İtalyan balerinası Marie Taglioni’nin kağıt bebeği ve onun sahne kostümlerinin olduğu set olmuştu. 
 
Marie’nin sahnedeki zarafeti koleksiyona beyaz rengin hâkimiyeti ve ipek, ipek tül gibi kumaşların kullanılması olarak yansıdı. Dokunun oldukça önemli olduğu yaz koleksiyonunda el nakışı ile yapılan işlemelerin hepsinde değişimi simgeleyen yusufçuk böceği motifi kullanıldı.

Mini moda anketi: Bora Aksu olmak

• İstanbul’da en çok etkilendiğim mekan ve manzara:
İstanbul’a her geldiğimde muhakkak gittiğim mekanlar Eminönü, Karaköy, Tünel, Galata, Beyoğlu. Vapur yolculuğu olmazsa olmazlarımdan.

• İstanbul deyince duyduğum koku ve ses:
Boğaz kokusu, çay kokusu, simit kokusu, martı sesleri…

• Londra deyince duyduğum koku ve ses:
Londra benim sığınağım ve evim; seyahatler sebebiyle ne kadar uzak kalsam da, fikirlerin dönüp dolaşıp oluştuğu yer… O yüzden yağmurun kokusu ve atölyemin uğultusu.

• Bir İzmirli olarak Ege ve İzmir deyince gözümde ilk canlanan:
Annemin evi ve balkonu.