Bu günler geçer, bakalım geride ne kalır

Sosyal mesafeyi koruyalım derken sosyal kopuşa gidiyoruz...

08 Nisan 2020 Çarşamba, 18:04
Abone Ol google-news

Koronaviriüs salgınını mutlaka geride bırakacağız. Buna kuşku yok. Ancak salgın bize birçok konuda ders çıkarma fırsatı verdi. Bu nedenle salgın sonrasında da çok konuşacak, sanırım kendimizi de hayli sorguya çekeceğiz. Hoş olmayan tutumlar sergiliyoruz çünkü. Bu tür ortamlar birbirimizle kurduğumuz ilişkilerin durumunu da ortaya koyuyor. Pek de ahlaki olduğu söylenemez bu durumun. Sosyal mesafe dediğimiz olgunun nasıl bir sosyal kopuşa dönüştüğünü zamanı gelsin konuşuruz örneğin.

Rastgele olaylar değil

New Yorker dergisinde Yale Üniversitesi’nde tıp tarihi profesörü olan Frank M. Snowden ile yapılan bir söyleşiyi okudum. Snowden’ın Epidemics and Society: From the Black Death to the Present (Salgınlar ve Toplum: Kara Ölümden Günümüze) adlı kitabından yola çıkarak yapılmış bir söyleşi bu. (https://www.newyorker.com/news/q-and-a/how-pandemics-change-history). Henüz okuma şansı bulamadığım kitabında salgınların siyaseti nasıl şekillendirdiğini inceliyor, hem ırksal hem de ekonomik ayrımcılığa değiniyormuş Snowden. “Salgın hastalıklar toplumları beklemeden ve uyarmadan gelen rastgele olaylar değil, aksine, her toplum kendine özgü güvenlik açıkları üretir” diyormuş ki, ziyadesiyle doğru.

Salgın hastalıkların gerçekte kim olduğumuza ayna tutan olgular olduğunu da belirtiyor. Bu, hepimizin yapabileceği bir belirleme ama şu tespiti, bildiğimiz halde yeniden her hatırlatıldığında yeni duyuyormuş gibi yapıp sonra da hemen unuttuğumuz bir gerçekliği vurguluyor: “Bu olayla, yani salgınla karşılaştığımızda fark ettiğimiz ilk gerçek, hepimizin bir, dolayısıyla aynı türün parçası olduğumuzu fark etmemizdir”. Bu durumda ırk, etnisite, toplumsal düzeyde ekonomik gelişme ya da yetersizlik önemli değil haliyle. Aynı türün parçalarının karşılaştığı sorunun onları birbiriyle eşitlediği gerçeği var ortada. Snowden, salgın hastalıkların tarihi kısmen biçimlendirdiğini de anımsatıyor. Özellikle Hıyarcıklı Veba’nın avrupanın neredeyse yarısını öldürmesinin sanayi devrimini doğuran etkenlerden biri olduğunu kaydediyor. Salgınların savaşları başlattığını da savaşların sonunu belirlediğini de ekliyor.  Veba türü büyük salgınların inanç alanında Yaratıcı anlayışının sorgulanmasına yol açtığını, insanın tanrı ilişkisini sorguladığı sonucuna varması da çok çarpıcı Snowden’ın.

Bizi yansıtan ayna

Bu tür kaos ortamlarının “bizi yansıtan bir ayna” olduğunu da vurgularken şunu belirtmeyi de ihmal etmiyor tabii; bu ayna insanlığın karanlık tarafını göstermiyor sadece, kahraman yanlarını da sergiliyor. Vebanın kırıp geçirdiği Avrupa’da Milan Başpiskoposu Borromeo’nun ölümcül hastalara dokunmaktan çekinmeyerek onlara moral verdiğini anımsatıyor sıradan bir örnek olarak.

Siyasal sistemleri, rejimleri değiştirdiği, toplumsal değişikliklere yol açtığı da oluyor salgınların Snowden’a göre. Örneğin, patlak veren bir köle isyanını bastırmak için Napolyon’un Haiti’ye yolladığı askerler karşısında bağışıklık sistemleri daha güçlü olan Afrikalı köleler yenilmiyorlar. Köle isyanı sonrası gelişmelerin Haiti’ye bağımsızlık getirdiğini de unutmayalım.

Snowden, salgınların her zaman politik baskının bir parçası olduğunu da söyleyip özellikle on dokuzuncu yüzyılı bu açıdan en “korkunç” yüzyıl olarak kabul ediyor. Verdiği kimi örnekler var, dileyen söyleşinin tamamına bakabilir.

Bu salgın sonrası dediğim gibi çok konuşacağız bazı konular hakkında. Şu yaşlılara takınılan tavır örneğin, o çok övündüğümüz yaşlıya saygı efsanesini çökertti. Bakmayın sonradan yaşlıların ayağına kadar gidip gıda yardımı yapılmasına falan. Elbette hala batıdakinden daha güçlü aile bağları var memlekette ama işte corona salgını gibi büyük alt üst oluşlarda sanki gözden çıkarılacak olanlar yaşlılar gibi düşünüldü ülkemizde de.

Edebiyatımızda, tiyatromuzda, şiirimizde corona günlerinden kalma neler yer bulacak kimbilir. Umarım çok utanmayız.