Bunca kötülük varken...

Kardeş sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergileri ‘Anlamsızlık Âleminde’ 7 Mayıs’a kadar Arter’de görülebilir.

09 Şubat 2017 Perşembe, 19:19
Abone Ol google-news

Fotoğrafta gördüğünüz Nazi subaylarının boyu serçe parmağınızı geçmiyor. Maket/ model işiyle ilgilenenler bilir, bu minyatür figürler tek tek elle boyanır, işlenir ve bir yandan insan sabrının sınırlarını zorlarken bir yandan da kişiyi tarifsiz bir iç huzurluğuna eriştirir. En azından öyle söylerler, inanıp inanmamak size kalmış. Arter’de başlayan Jake ve Dinos Chapman kardeşlerin “Anlamsızlık Âleminde” başlıklı sergisinde yer alan en etkileyici işlerden biri olan ve binlerce minik figürün kullanıldığı devasa “Tüm Kötülüğün Kökeni” ise sanatçıları bilemeyiz ama, izleyiciyi tedirgin eden, içine alıp yoğuran, yoran ama son tahlilde heyecanlandıran, dimağını zorlayıp zihnini açan, uzun uzun tefekküre zorlayan bir eser. Karşısında hayrete düşmemek, korkmamak, saygıyla susmamak imkânsız gibi bir şey. Neredeyse.

Ronald’ın acı sırıtışı

Chapman Biraderler’in gerek “Hell - Cehennem” serisindeki işlerinde gerekse Arter’in üçüncü kattaki heykel çalışmalarında olsun hep tekrar tekrar karşımıza çıkan bir logo ve tanıdık bir sima var. Kapitalist dünyanın en bilindik markalarından olan McDonalds’ın logosunu ve Ronald McDonald’ı görüp de tanımamak mümkün mü? Peki bu kadar popüler bir ikonu eserlerine serpiştiren, “Tüm Kötülüğün Kökeni”nde sayısız Ronald McDonald figürünün çarmıha geren Chapman Biraderler yaşadığımız zamanların, açgözlü kapitalist ekonominin ve tüketim çılgınlığının eleştirisini yapmıyorlar mı sizce de? O kadar basit değil elbette. Bu analizi yapmak, bu cümleleri ezberden savurmak o kadar kolay ki işin içinde başka bir iş olduğunu görmek gerek. Gerçekten de Chapman’lar bu kadar yüzeysel yorumlamaları hak etmeyecek kadar incelikli işlere imza atıyorlar ve alt okumalardan önce ele aldıkları meselenin sanat eserinin bizzat kendisi olduğunu vurgulamak istiyorlar. Bu da onların herkesçe kabul edilen kötümserliğinin bir yandan acıtıcı bir mizahla yoğrulduğu bir yandan da felsefi bir derinliğe sahip olduğu gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi. Dönüp dolaşıp “Anlamsızlık Âleminde” buluyorsak kendimizi bundandır. Chapman’lar her şey için birtakım anlamlar üreten ve çağdaş sanatı bu kodlar üzerinden okuyan sanatçı ve eleştirmenlerle dalga geçiyorlar bir yerde. Goya’nın çizimlerine yaptıkları müdahalelerde de, Tracey Emin’in eserinin yeniden üretiminde de bu yaklaşımın izleri var aslında.

1990’ların başlarından itibaren birlikte çalışan Jake ve Dinos Chapman nasıl bir yaratı süreci sonucu üretiyorlar diye bir soru düştü aklıma sergiyi gezerken. Tamda Jake Chapman bir köşede kendisine sorulan sorulara yanıtlamaya başlayacakken diğer kardeşi, Dinos Chapman’ı yakalıyor ve bu soruyu hemen yöneltiyorum kendisine. Bir an düşündükten sonra şunu söylüyor Dinos Chapman: “Konuşarak. Bol Bol konuşuyoruz, bu çok önemli bizim için. Bir fikir, bir konu ya da bir iş üzerine hep konuşuyoruz.” Ya pratikte diye soruyorum, kim neyi yapıyor mesela? “Öyle bir düzenimiz yok” diyor Dinos. “Kurallarımız yok anlamında söylüyorum bunu. Birimiz çizimleri yapıyor, diğerimiz heykelleri dersem çok yanlış olur. Hatta birimizin iyi yaptığı bir şey varsa, diğerimizin onu yapması daha doğru geliyor bize. Eseri yaratırken mücadele etmek gerek.” O zaman aranızda da çelişiyorsunuzdur bazen dediğimde hemen onaylıyor beni: “Evet sürekli. Çelişmek çok önemli bizim için. Sürekli aynı fikirde olmak iyi bir şey değil. ne kadar tartışırsak, ne kadar fikir ayrılığına düşersek o kadar iyi. Önemli olan ortaya çıkan işte anlaşıyor olmak. Üstelik ben üç yıldır Los Angeles’da yaşıyorum, Jake ise Londra’da. Bu ayrılık da bizi ayrıca zorluyor ki, bu da iyi bir şey.” Bunu dedikten sonra Jake’in kendisini çağırdığını görüyor ve izin isteyerek ayrılıyor. Ben de bir türlü aklımdan çıkaramadığım ve giriş katındaki salonun neredeyse tamamını kaplayan “Tüm Kötülüğün Kökeni” adlı devasa eseri yakından incelemek üzere aşağı iniyorum. Yaklaşık yarım saat bakıyorum o birbirine işkence eden nazi subaylarına, üstüste yığılmış ceset dağlarına, iskeletler halinde ellerideki mızraklarla oradan oraya koşuşturan askerlere. nereden çıktı bunca kötülük, ne zaman yaşadık bunları, ne zaman öldük böyle, ne zaman öldürdük... diye düşünürken nerede yaşadığım geliyor aklıma, hangi zamanda ve hangi şartlar altında. İçim ürperiyor, Chapman Biraderler’in kötümserliği beni de sarmalıyor ve Ronald McDonald’ın acı sırıtışını unutmaya çalışırcasına hızla Beyoğlu’na çıkıyorum. İlk fırsatta döneceğimi bile bile.

Tracey Emin’in yerine...

Küratörlüğünü Nick Hackworth’ün üstlendiği serginin ikinci katında bir çadır karşılıyor bizi. Bu çadır İngiliz çağdaş sanatçı Tracey Emin’in “Everyone I Have Ev er Slept With - Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes” adlı eserinden hareketle yapılmış bir iş ve adı da “Aynısı Hatta Daha İyisi”. Hikâyesi ise kısaca şöyle: Tracey Emin’in 1995 yılında yaptığı ve içinde Billy Childish, Tracey Thorn, Carl Freedman gibi isimlerin yer aldığı bu çadır 2004 yılında bulunduğu sanat deposunda çıkan bir yangın sonucu yok olmuş. Emin yangından sonra işinin tekrar edilemez ve duygusal niteliğinden dem vurarak bir kez daha aynı yapıtı üretemeyeceğini açıklamış. Aynı yangında kendi eserlerinin de bazıları kül olan Chapman Biraderler ise hemen kolları sıvamışlar ve ellerindeki fotoğraflara baka baka Tracey Emin’in eserini yeniden üretmişler. Daha iyi mi olmuş, bunu asla bilemeyeceğiz herhalde.