Byron ve Don Juan'ı (2)

Yunanistan’da bulaşıcı bir hastalık sonucunda 36 yaşında yaşamını yitiren Byron’un baş döndürücü yaşamıyla bu sürelerde yazdığı şiir, oyun, destan, tragedya türünde sayısız yapıtı üzerine çalışıp düşünmek çok büyük çaba gerektirir ve kuşkusuz ki bu çabaya değer.

17 Mayıs 2020 Pazar, 14:29



     On yaşındayken baba tarafından dedesinden miras olarak Lord sanına sahip olan  George Noel Gordon Byron(kısaca Lord Byron ya da Byron) eğitimini yatılı olarak yüksek toplumsal sınıfların  çocuklarının   öğrenim gördüğü bir okulda ve ardından  Cambridge Üniversitesinde almış. Nasıl bir öğrenci olduğuna ilişin bilgim yok, fakat Don Juan’ın neredeyse her satırında mitolojiden felsefeye; sanattan, edebiyattan,toplumsal yaşamın hemen her bilgi alanına göndermeler, notlar, değinmelei, ancak şaşırtıcı, hayranlık verici  sözcükleriyle nitelenebilir. Böylesi bir bilgi zenginliğine, ilgi ve merak çokluğuna ve çeşitliliğine şimdiye kadar hiç bir edebiyat ürününde rastlamadığımı söyleyebilirim.

                                                                                                                                                      * * *


  Bir önceki yazıda sözünü ettiğim “Childe  Harold’un Kutsal Yolculuğu”ndan önce yayınladığı şiirlerinde  de romantik akımı ileri bir aşamaya taşıyan özelliklerin görüldüğü bu genç adamın , Childe Harold’un  ilk iki şarkısının yayınlanışıyla Lordlar Kamerasında yaptığı ilk ve bir sonraki  konuşmasının tarihi aynı yıl içinde, 1812’dedir. Konuşmalarının  konusu,  hareketin öncüsü sayılan Neda Lydda’nın adıyla anılan Luddistlerdir. Bunlar, fabrikalarda kullanılmaya başlanarak işten çıkarmalara neden olan makineleri kıran işçilerdir.  O sırada 24 yaşındaki Byron ilk konuşmasında ve aynı konuda şiiriyle bu  işçileri savunuyor, ikinci konuşmasında da onlara verilen idam cezasına karşı çıkıyordu.

        Kısa süren ve skandallarla sona eren bir evlilik sonrasında 1816’da  bir daha dönmemecesine ülkesinden ayrılarak bir  süre İsviçre’de yaşayan, oradan İtalya’ya geçerek uzun süre yaşadığı bu ülkede devrimci Carbonari hareketi içinde yer alan, ardından  bağımsızlık hareketine katılmak için geçtiği  Yunanistan’da bulaşıcı bir hastalık sonucunda 36 yaşında yaşamını yitiren Byron’un  baş döndürücü yaşamıyla  bu sürelerde yazdığı şiir, oyun, destan, tragedya türünde sayısız yapıtı üzerine çalışıp düşünmek çok büyük çaba gerektirir ve kuşkusuz ki bu çabaya değer.

          Kendi payıma ben, yazdığı her şeyi elimden geldiğince ve zamanım yettiğince okumak, yaşamı ve yapıtı üzerine yazılanlardan da ulaşabildiklerimi yine zamanım yettiğince okuyup üzerilerinde düşünmek isterim… Don Juan’a dönelim…

                                                                                                                                                * * *


      Değerli dostum,yazar, öğretim üyesi Efdal Sevinçli’den Don Juan’ın dilimize  1914’te çevrilmiş olduğunu öğrendim. Eski harflerle Muhtar Hâlid ve İkbal Kitâb-Hanelerince yayınlanan kitabın çevirmeni Arif Cemil. Çeviri nesir olarak yapılmış. Efdal isteğim üzerine bana kitabın bazı sayfalarının  fotoğrafını gönderdiyse de tanıyıp  tanıyıp unuttuğum  eski harfleri sökmek için şu sırada harcayacak vaktim ne yazık ki yok. Bu nedenle çevirinin dili konusunda şu anda bir şey söyleyemem. Elimdeki çeviri Halil Köksel imzasını taşıyor. Kuşkusuz büyük emek ürünü. İlginç bir önsöz ve arkada yer alan gerekli dipnotlar ve bilgilerle de zenginleştirilmiş. Byron’un talihsiz erken ölümü nedeniyle  tamamlanamadan kalmış olan yapıt her biri 100-200 kıtalık 17 Kanto’dan oluşuyor. 17. Kanto  yazarın ölümü nedeniyle 14. kıtada kesiliyor ne yazık ki… 8’er dizelik kıtalar(stanza, bölüm. vb.)  abababcc şemasına göre uyaklı.  Çeviride dize düzeni(akışı) gözetilmiş olmakla birlikte, gönül uyak düzeninin de gerçekleştirilmiş olmasını isterdi. Özellikle son iki dizenin kendi ararında  uyaklı oluşu(ki  yer yer bu gerçekleştirilmiş) tamamlanmışlık duygusu vermesi bakımından önemli. Hiç değilse bütünün de  bunun  gerçekleştirilmesi çok da güç olmazdı.. (Sadece kendim için bu konuda bir iki çalışma yaptım. Değerli çevirmen arkadaşla bir gün yolumuz kesişirse bunu konuşalım isterim.)  Fakat sonuç olarak akıcı ve genelinde başarılı bir çeviri.

               Byron’u, ne kadar gecikmiş olsak da, yaşamıyla ve bütün yapıtlarıyla çok iyi tanımak, bu yaşam ve bu yapıtlar üzerinde düşünmek,  edebiyatımız için büyük  kazanç olacak.