CHP’li Canan Kaftancıoğlu inşaat işçilerinin sorunlarını dinledi

CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu, Dev Yapı İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut ile video konferans aracılığıyla bir görüşme gerçekleştirdi. Koronavirüs salgını sürecinde zor şartlar altında çalışmaya mecbur bırakılan veya ücretsiz izne çıkartılan inşaat işçilerinin sorunlarının ve taleplerinin ele alındığı görüşmede Kaftancıoğlu, “İnşaat işçileri olarak bu pandemiden en çok etkilenen mesleklerin başında geliyorsunuz. Salgın sürecinde diğer sektörler de dahil olmak üzere işten çıkarmalar tamamen yasaklanmalı. Zorunlu olan üretimler dışında diğer üretimler askıya alınmalı veya ertelenmeli. Ücretli izin şart” dedi.

03 Nisan 2020 Cuma, 12:57

Korona virüsü salgını nedeniyle çalışanlar için güvencesizlik, belirsizlik ve can güvenliği tehlikesi artarken; işsizlik de çığ gibi büyümeye devam ediyor. Siyasi iktidarın vatandaşa IBAN numarası verip “Evde kal” çağrısı yaptığı bu günlerde çalışmak zorunda olan inşaat işçileri ise can güvenlikleri ve işsizlik arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Geçtiğimiz aylarda güvencesiz çalışma koşullarına sahip meslek grupları üzerinde bir çalışma başlatan CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu da dün inşaat işçilerinin sorunlarını konuşmak üzere DİSK’e bağlı Dev-Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut ile video konferans yöntemiyle görüştü. Kaftancıoğlu, “Haklarımız var” adıyla gerçekleştirdiği video konferans toplantılarının önümüzdeki günlerde çalışma hayatında güvencesizliğe mahkum edilen diğer meslek gruplarıyla devam edeceğini söyledi.

“İSTANBUL SALGININ MERKEZİ OLMUŞ DURUMDA”

Yaklaşık 25 dakika süren toplantıda faaliyetlerine devam eden şantiyelerdeki işçi ve toplum sağlığını tehdit eden fiziksel koşullar ile birlikte ekonomik sorunların ele alındı. “Evde Kal” demenin şartları oluşturulmadan anlamsız bir söylem olduğunu ve öncelikle işçilerin ekonomik güvencelerinin sağlanması gerektiğini belirten Kaftancıoğlu, “İstanbul salgının merkezi olmuş durumda. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon inşaat işçisinin 300 binden fazlası İstanbul’da. Salgın dönemlerinde bütün meslek kesimleri ile merkezi yönetimlerin, yerel yönetimlerin, sendikaların ve konuyla alakalı herkesin hep bir arada ve örgütlü hareket etme gibi bir sorumluluğu var. Vatandaşlarımıza evde kal çağrısı yapılırken bir yandan da inşaatlarda çok kötü şartlarda çalışmak zorunda olan işçilerimiz var. O zaman evde kal demenin hiçbir anlamı kalmıyor. Bir inşaat işçisinin evde kalabilmesi için ücretli izin şart. Kısa çalışma ödeneğinden faydalanabiliyor olması da gerekiyor. ‘Eğer işe gelmezsen seni işten çıkartırım’ tehdidinin inşaat işçisinin başında bir sopa gibi dayatılıyor olmaması lazım” dedi. 

“SALGIN DÖNEMİNDE İŞTEN ÇIKARMALAR YASAKLANSIN”

Kaftancıoğlu, inşaat sektöründe çalışan işçilerin büyük oranda ücretsiz bir şekilde izne çıkartıldığını veya işten atıldığını belirterek siyasi iktidara çağrıda bulundu: “Koronavirüs salgını döneminde işten çıkarmalar tamamen yasaklansın. İşten çıkarmaların yasaklandığı bir döneme şu ana kadar çoktan girmiş olmamız lazımdı. Anadolu’nun çeşitli illerinden İstanbul’da çalışmaya gelen inşaat işçilerinin büyük bir kısmı ücretsiz izne zorlanıyor. Bu durum ne yazık ki inşaat işçilerinin güvencesizliğini arttırmakla da kalmayıp Koronavirüs salgınının İstanbul’dan Anadolu’ya başka illere yayılmasında önemli bir etken oldu.”

“ZORUNLU OLAN ÜRETİMLER DIŞINDA DİĞER ÜRETİMLER ASKIYA ALINMALI”

Hekim kimliğiyle salgın sürecinin sağlık alanında yapılan çalışmalarını da yakından takip eden Kaftancıoğlu, salgının önüne geçilebilmesi için yaygın testin zorunlu olduğunu ve vurgulayarak “Her yerde, her meslek grubunda, ulaşılabilen her riskli durumda yaygın test yapılması gerektiğini ısrarla söylüyoruz. Bu da tek başına yeterli değil. Zorunlu olan üretimler dışında diğer üretimler askıya alınmalı veya ertelenmeli. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanmanın koşulları esnetilmeli. Bizim aslında yasalarımızda umumi hıfzıssıhha kanununda da tarif edildiği gibi işsizlerin, gelir kaybına uğrayanların ya da evde kalmak zorunda kalanların geçimini sağlayacak kanallar ve kaynaklar devlet tarafından yaratılmalı. 

Genel başkanımızın geçtiğimiz günlerde açıkladığı özellikle salgın günlerinde önerdiği 13 maddelik öneri paketinde de bu vardı. Sosyal devlet olmanın gereğinin yanında bu bir zorunluluk ve sorumluluktur. Devletin bugüne kadar vatandaştan toplamış olduğu vergi, işsizlik ödeneği ve bu güne kadar bu anlamıyla yaptığı çalışmaların ya da oluşturulan kaynakların tam da kullanılması gereken, asıl sahiplerine aktarılması gereken bir dönemdeyiz. Bunları hep birlikte yüksek sesle dillendirmek durumundayız” dedi.

“EVDE KAL DEMEK KOLAY MESELE EVDE TUTMANIN YOLUNU OLUŞTURABİLMEK”

Devletin bağış kampanyası değil halka eşit ve hızlı bir şekilde yardım ulaştırması gerektiğini söyleyen Kaftancıoğlu, “Evde kal demek kolay ancak asıl mesele genel başkanımızın da ifade ettiği gibi bütün emekçileri evde tutmanın yolunu oluşturabilmektir. Sosyal devletin görevi böyle bir salgında vatandaşı evde tutabilmenin yolunu oluşturmaktır. Geçmişte milyonlarca lira vergi borcunu silerken, sermayeyi güçlendirirken; bugün bağış kampanyası adı altında vatandaşımıza IBAN veriyorsanız bu durum çıkış noktasının ne kadar sorunlu olduğunun bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL’DA 15 BİN İNŞAAT İŞÇİSİ İŞSİZ KALDI

Dev-Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut da inşaat işçilerinin sorunlarını şu sözlerle anlattı: “Şu an şantiyeler çok kötü durumda. Biz 50 ve üzeri çalışanı olan 726 firmayı inceledik. Elde ettiğimiz sonuçlara göre sadece İstanbul’da Mart ayında en az 15 bin işçi işsiz kaldı. Her krizde bütün yükü emekçiler ödediği gibi şimdi de krizin yükü bize işsizlik, açlık olarak dönmeye başladı. İktidar bizi koronadan ölmezsek açlıktan ve yoksulluktan ölmeye mahkum ediyor. Güvencesizdik zaten şimdi açlığa mahkum edildik. Ücretli izne çıkaran inşaat firması taşeronda yok denecek kadar az. Büyük şantiyelerin hemen hemen hepsi ilk başta işçi çıkarttılar” dedi. 

Tüm işçilere ücretli izin verilmesi gerektiğinin altını çizen Karabulut, “Faturalarımızı, kiralarımızı nasıl karşılayacağımızı bilmiyoruz. Çalışmak zorundayız. Evde kal demekle olmuyor. Demesi kolay da ev kirası ne olacak? Faturalar ne olacak? Bu noktada devletin işsizlik fonundaki parayı kullanması gerekiyor” dedi.

İstanbul’da işten çıkarılan inşaat işçilerinin hiçbir tedbir alınmadan memleketlerine gönderildiğini de söyleyen Karabulut, “Bizim işçilerimiz çoğunlukla şantiyelerde çalışan gurbetçi işçilerdi. Ne yazık ki inşaat işçilerimizden memleketlerine gidenlerde virüs vakaları da başlamış durumda. Ağrı’da, Van’da, Mardin’de, Diyarbakır’da… Buna dair ilk başlarda önlem alınması gerekirdi. Uyarılarımızı da yaptık. Biz sağlıkçı değiliz, inşaat işçisiyiz. Kendi gördüklerimizin üzerinden önerilerimizi de geliştirdik ama dinleyen olmadı. Seyahat kısıtlaması olmadan bir süre önce büyük şantiyelerde işçilere ‘’Bir hafta içinde sokağa çıkma yasağı gelecek. Çoğunuz gurbetçisiniz, memlekete gidin.’’ dediler. O hafta 10 binlerce arkadaşımız hiçbir kontrol olmadan çıkışlarını alıp memleketlerine gittiler” dedi. 

İnşaat işçilerine ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığını belirten Karabulut, “Birçok arkadaşımız yüksek ateşle hastaneye gidiyor ancak inşaat işçisi olduğunu söylediğinde bir şeyin yok denilerek geri gönderiliyor.  Bu kişilerin Covid-19 şüphesiyle karantina altına alınması lazım ancak inşaat işçisi olduğunu söyleyince işleyiş değişiyor” dedi.

“İŞVERENLER MALİYET OLARAK GÖRDÜĞÜ İÇİN ÖNLEM ALMIYOR”

Karabulut, salgın tehdidine karşı iktidarın işçiler için alması gereken önlemleri de şöyle açıkladı: “Çalışması zorunlu olmayan şantiyeler durdurulmalı, yaygın test yapılmalı ve ücretli izin uygulanmalı. Birçok şantiyede biz kamplarda yaşıyoruz. Dip dibe, normalde bile yaşamanın sıkıntılı olduğu, hijyenin eksik olduğu yerlerde yaşıyoruz. Buraların da sağlıklı hale gelmesi lazım. Bunlar çok zor şeyler değil. Dezenfekte yapılabilir, yeni konteynırlar koyulabilir, boşaltılmış şantiyeler dezenfekte edilerek kamplarda kalan işçiler için ikişerli veya üçerli yerler yapılabilir. Bir koğuşta 8-10 kişi kalıyor.  Kalabalık olan bu koğuşların sayısı azaltılabilir. Yemekhanelerde kapalı ürünlere geçilebilir. Alınacak önlemler var ancak bu işverenlere maliyet olarak gözüktüğü için yapmıyorlar.”