'Cin şişeden çıktı'

Massachusetts Institute of Technology (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, Gezi Parkı eylemlerini yorumladı.

07 Haziran 2013 Cuma, 06:44
Abone Ol google-news

ABD’nin saygın üniversitelerinden olan Massachusetts Institute of Technology (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, New York Times için kaleme aldığı “Türkiye’de kalkınma demokrasiyi getirmeyecek” başlıklı yazısında “Cin şişeden çıktı. Ne bu cin ne de Türk demokrasisi bir daha şişeye tıkılabilir” yorumunu yaptı. Demokratikleşme ve ekonomik büyümenin paralel ilerlediği tezinin doğru olmadığını belirtten ve Gezi Parkı protestolarını, “Sandık doğru seçenekleri sunmadığı zaman, demokrasi doğrudan eylemle ilerler” sözleriyle değerlendiren Acemoğlu, “Birkaç yüz göstericinin başlattığı barışçı protestolar, önümüzdeki yıllarda Türk demokrasisini tanımlayabilir” tespitinde bulundu. Prof. Acemoğlu, “tehlike” olarak ise “AKP’deki şahinlerin bu olayları toplumu daha da bölmek için kullanmasını” işaret etti. Acemoğlu, “Bu olayları bir dönüm noktası yapan şey, Türk toplumunun geniş bir kesiminin duyduğu memnuniyetsizliğin şimdi açığa çıkmış olması” ifadesini kullandı.

Prof. Daron Acemoğlu’nun New York Times’da yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle: “Birincisi, demokrasi sadece seçimlerde olmaz; hele ki sandıktaki seçenekler Türkiye’de olduğu gibi cazibeden uzaksa. Britanya demokrasisi on dokuzuncu yüzyılda kısmen sokak protestolarının bir sonucu olarak olgunlaştı; bu protestolar, sadece daha önce haklardan yoksun olanların haklarına kavuşması sonucunu vermedi, aynı zamanda seçmenlere yeni seçenekler sunan İşçi Partisi’nin de kuruluşuna yol açtı. Türkiye’nin birçok şehrinde, sert polis müdahalesine rağmen sokağa dökülen çok sayıda insan, Türk demokrasisinin reşit olma anını temsil ediyor olabilir.

İkincisi, bu protestoların ve bunların içinden çıkabilecek siyasi hareketlerin son yirmi yıldaki, kökü derinlere dayanan ama bayatlamış siyasi bölünmeleri aşma şansı gerçekten de var. Recep Tayyip Erdoğan 1998’de bu bölünmeleri gayet özlü bir şekilde ifade etmişti: “Bu ülkede Siyah Türkler ve Beyaz Türkler ayrımı var. Tayyip kardeşiniz Siyah Türklerdendir.”

Türkiye’de bu terimlerin cilt rengiyle hiçbir alakası yok. “Beyaz Türkler,” kendilerini Atatürk’ün mirasının savunucusu gibi gören iyi eğitimli, müreffeh laik elitlerdir. Çoğunlukla hükümet bürokrasisiyle, askeriyeyle ve başlıca Türk şehirlerindeki büyük iş çevreleriyle bağlantılıdırlar. “Siyah Türkler” ise Beyaz Türklerin eğitimsiz, alt sınıf ve kendi dindarlığına hapsolmuş gözüyle bakıp küçümsediği insanlardır. Elitler, onlara köylüler ya da köylülük mirasını üzerinden atamayanlar olarak bakarlar.

1997’de ordu, AKP’nin selefi olan ve daha sonra Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan Refah Partisi’nin liderliğindeki bir hükümeti devirdi. 2007’de, AKP’yi yine benzer biçimde Anayasa Mahkemesi’ni peşine takarak ve dindar bakışından ötürü Türk Anayasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle partinin kapatılabileceğini hissettirerek tehdit etti.

1997’den bu yana, Türk siyasetini bu bölünmeler tanımlaya geldi. Ordu başarısız oldu ve AKP meydan okumalar karşısında ayakta durdu. Eskiden haklardan mahrum olanların güç kazanması anlamında Türkiye daha demokratik bir hale geldi. Ancak liberal demokrasi yönünde fazla adım atmadı. Aksine, Türk toplumu katı bir laikliğin destekçileri ile Erdoğan liderliğinde eline geçen yeni gücünü ordudan, laik elitlerden ve diğer muhaliflerden giderek daha kesin bir otoriterlikle intikam almak için kullanan AKP arasında daha fazla kutuplaştı.

Bu hafta gerçekleşen protestoların hükümeti devirmesi, hatta Başbakan’a tam bir geri adım attırması bile beklenmiyor. Eylemlerin önemi, simgeledikleri şeyde yatıyor.

Birdenbire, sadaka ya da siyasi taviz istemeksizin, Türk siyasetinde kendi seslerinin de olması talebiyle sokağa dökülen ve kendi içinde farklılıklar gösteren bir grup insan var. Protestocular, saatleri geriye alıp geçmişin sert laiklik uygulamasına dönmek isteyen katı muhalefet yanlıları değiller; onlar, AKP’nin giderek artan biçimde dışarıya kulak tıkayan iktidar tekelinden rahatsız genç şehirliler.

On dokuzuncu yüzyıl Britanyası’nda olduğu gibi sandık doğru seçenekleri sunmadığı zaman, demokrasi doğrudan eylemle ilerler.

Türkiye’deki tehlike AKP’deki şahinlerin bu olayları toplumu daha da bölmek için kullanmasıdır. Şimdiden protestoların amacının daha önce haklardan mahrum bırakılanların elde ettiği yeni gücü tırpanlama çabası olduğunu söylemeye başladılar; sokaklardaki -kadın ve erkekleri alkolikler, yağmacılar ve solcular diye etiketlediler.

Bu şahinlere, birkaç istisna dışında hâlâ parti çizgisini izleyen Türk medyası da yardımcı oluyor. Kısa vadede, Türk siyasetini daha da kutuplaştırmakta ve AKP’nin devlet kurumları üzerindeki denetimini sağlamlaştırmakta başarılı olabilirler.

Ancak bu olayları bir dönüm noktası yapan şey, Türk toplumunun geniş bir kesiminin duyduğu memnuniyetsizliğin şimdi açığa çıkmış ve Türk medyası bunu görmezden gelse bile bu bilginin yaygınlaşacak olmasıdır.

Cin şişeden çıktı. Ne bu cin ne de Türk demokrasisi bir daha şişeye tıkılabilir.”