'Cumhurbaşkanımız, AKP'yle aynı havuza su taşıyor'

CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, Cumhurbaşkanının tüm cumhurun başı olup, din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin 74 milyon vatandaşın devlet başkanı olduğuna işaret ederek, buna karşın Gül'ün kendisini AKP'lilerin Cumhurbaşkanı olarak gördüğünü ileri sürdü.

01 Kasım 2011 Salı, 12:12
Abone Ol google-news

CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda söz aldı. Anayasamızın 101. Maddesi'nde Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiğinin kesileceği ve TBMM üyeliğinin sona ereceği hükme bağlandığına dikkat çeken Ayaydın, burada amacın tarafsız ve siyaset üstü kılınmak suretiyle Cumhurbaşkanlığının yüce bir makam olarak saygınlığının korunması olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanının tüm cumhurun başı olup, din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin 74 milyon vatandaşın devlet başkanı olduğuna işaret eden Ayaydın, "Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı sadece AKP'lilerin değil, bizlerin de, hatta TBMM'nin bir üyesi olarak Silivri Cezaevinde yatan Haberal, Balbay, Alan ve KCK tutuklusu olan diğer milletvekillerinin de Cumhurbaşkanlarıdır. Ancak görünen o ki, Cumhurbaşkanı kendisini sadece AKP'lilerin Cumhurbaşkanı olarak görmektedir" dedi.
 

'Cumhurbaşkanı atamalarda AKP kadrolarına yakın kişilere öncelik veriyor'

"Cumhurbaşkanlarından beklenenin tüm topluma aynı mesafede yer alarak kucaklayıcı ve kapsayıcı olmasıdır" diyen Ayaydın şu açıklamalarda bulundu: "Ancak üzülerek belirtmek istiyorum ki, mevcut Cumhurbaşkanımız bu hususlara pek de özen göstermemektedir. Bu durumun en çarpıcı örneklerini Cumhurbaşkanı tarafından yapılan atamalarda görmekteyiz. Anayasamızda başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere pek çok yüksek yargı mensubunu, YÖK üyelerini ve üniversite rektörlerini seçme yetkisi tanınan Cumhurbaşkanı bugüne kadar yaptığı atamalarda liyakat ve yetkinlikten ziyade sadakat ve yakınlık ve de hemşehri kriterlerine göre hareket etmiştir ve etmeye de devam ediyor. Gül'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde, AKP kadrolarına yakın olan kişiler atamalarda öncelik kazanmıştır. AKP'ye yakın olmak veya Kayserili olmak, fiilen atamalar için objektif bir kriter haline gelmiştir. Önemli makamlara atadığı isimlere bakıldığında görülüyor ki Cumhurbaşkanımız Gül AKP ile aynı havuza birlikte su taşımaktadırlar."
 

'Haberal, Balbay'la ilgili mesaj vermesini bekleyenler suküt-u hayale uğradı' 

Bu uygulamaların Cumhurbaşkanlığı yüce makamının tarafsızlığına ve siyaset üstü makam olması hususuna büyük zarar verdiğini ifade eden Ayaydın, bu duruma son örneğin Cumhurbaşkanının 1 Ekim'de, Meclisin açılış gününde yaptığı konuşma olduğuna işaret etti. Cumhurbaşkanı Gül'ün uzun konuşması boyunca ülkenin gündemindeki en önemli sorunları teğet geçerek bu konularda iktidarın yapması gereken hususlara değinmediğine vurgu yapan Ayaydın, "Özellikle ekonomi ve dış politika alanlarında Hükümet tarafından izlenen politikaların başarılı olduğunu anlatma yolunu seçmiştir. Kendisinden, demokrasi, özgürlükler ve de konuşma yaptığı Yüce Meclisin orada bulunamayan üyeleri Haberal, Balbay ve diğer tutuklu üyelerinin durumları ile ilgili mesaj vermesini bekleyen kesimi sükut-u hayale uğratmıştır. Öte yandan cumhurun beklediği, Cumhurbaşkanının çözülmeyen sorunları işaret ederek bunları bir an önce çözülmesi için 9 yıldır iktidar olan AKP'ye gerekli mesajları vermesiydi" diye konuştu.

'Dışişleri Bakanı'na yıllık 500 bin lira kira ödeniyor'

Ayaydın konuşmasında, Cumhurbaşkanı'nın seçildiği günden bu yana ailesi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Köşkündeki konutu yerine, Dışişleri Konutu kullanmasına da değindi. Ayaydın, "Cumhurbaşkanı, Dışişleri Konutunu kullandığı için asıl mal sahibi Dışişleri Bakanı da haklı olarak bir başka lüks konutu kiralamak durumunda kalmış. Söylentiler doğru ise Dışişleri konutu olarak kiralanan yere de aylık 40 bin TL civarında, yani yıllık 500 bin TL'ye yaklaşan bir kira bedeli fakir fukaranın, işçinin, emeklinin ve de memurun aylıklarından kesilen vergilerden karşılanmaktadır" dedi.
 

'Keşke Cumhurbaşkanı da aynı yolu izleseydi'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Başbakanlık Konutunu kullanmadığını hatırlatan Ayaydın, ancak Başbakan'ın gidip bir başkasının konutunu fiilen işgal etmek yerine, parasını cebinden ödeyerek kendisine ev kiraladığına işaret etti. Ayaydın, "Keşke Cumhurbaşkanı da aynı yolu izlemiş olsaydı. Bu yüksek meblağlı kiralama olayı doğru değil ise de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri doğrusunu açıklayarak, bugün bu olaya son noktayı koymalıdır" şeklinde konuştu.

'TBMM, üyelerinin tutukluluğuna seyirci konumunda'

Ayaydın, konuşmasında TBMM'ye ilişkin görüşlerini de aktardı. TBMM Bütçesini eleştirmek yerine olumlu katkı sağlamayı çok arzu ettiğini dile getirerek, "Ancak şu anda TBMM denince, halkın iradesinin tecelli edildiği yüce meclis yerine, ne yazık ki halkın iradesinin hiçe sayıldığı ve üyeleri Haberal, Balbay, Alan ve BDP li diğer üyelerin parmaklıklar arasında olduğu bir gerçekle karşı karşıyayız. Üstelik, TBMM bu durumu çözme konusunda irade ortaya koymak yerine sadece seyirci konumunda" dedi.
 

'Deniz Feneri ve Köstebek gibi olayları vatandaş öğrenmesin diye...'

İktidar partisinin talimatı ile Meclis TV'nin ekranlarının karardığına dikkat çeken Ayaydın, gerekçenin ise TBMM ile TRT arasında yapılan anlaşmaya göre, Meclis TV, sadece Genel Kurulun açık olduğu Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri saat 15 ila 19 arası naklen yayın yapmak durumunda olması olduğunu söyledi. Ayaydın, "İyi de 2002 yılından 2011 yılına kadar aklınız neredeydi. 9 yıl boyunca bu anlaşmayı böyle uygulamak yerine, Grupta, komisyonda ve genel kurulun açık olduğu her saatte Meclis TV'nin kameraları karşısında ahkam kesmediniz mi? O zaman bu anlaşma yok muydu? Desenize; ey 74 milyon insan biz sizi kandırdık. O tarihlerde görsel yayın yapan yandaş basınımız ve de iktidarımızın arka bahçesi olan TRT bize yetmiyordu. Şimdi yazılı basında olduğu gibi görsel basının da tamamını ele geçirdik. Meclis TV'ye ihtiyacımız kalmadı. Üstelik hazır muhalefet partilerinin çalışmalarını gösteren TV kanalı kalmadı. Meclis TV'yi de muhalefete kapatalım ki, muhalefetin gündeme getirdiği Deniz Feneri, köstebek gibi olayları vatandaşlar öğrenmesin. Bütün mesele budur. Ancak Meclis TV yayınlarının sonlandırılması Meclise hem gölge hem de şaibe düşürmüştür. TBMM'nin yeni Başkanından beklenen hem tutuklu milletvekillerinin meclis çalışmalarına bir an önce katılımlarının sağlanması, hem de Meclis TV'nin karanlığa bürünen ekranının yeniden ışığa kavuşmasını sağlamaktır" diye konuştu.
 

'TBMM Türkiye'nin en büyük KİT'i'

Ayaydın, Meclis'in bugün kamuda olumsuzluk anlamında örnek gösterilen kurum haline geldiğini söyledi. TBMM'nin bugün itibarıyla Türkiye'nin en büyük KİT'i haline geldiğine dikkat çeken Ayaydın açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Geçtiğimiz 9 yıl içinde TBMM idari kadroları, hiçbir objektif kriter olmadan dost, ahbap-çavuş ilişkileri içinde değiştirilmiş ve bu kadrolara yeni elemanlar alınmıştır. Bu dönemde kimine göre 600, kimine göre 800 kişi bu şekilde işe alınmıştır. Alınanların kimi milletvekillerinin yakınları, kardeşleri, hatta damadı ve gelini, kimi de eş ve dostları olduğu dilden dile dolaşmaktadır. Üstelik hukuksuzluk burada da durmayarak, daha nice kişiler için hülle yolu ile hangi makamlara gelmeleri için hangi yollar, nasıl izlenmiştir. Meclisin yasama kadroları kalitesi günden güne kaybetmiştir. Kanunlar ve Kararnameler Müdürlüğüne ve yardımcılıklarına getirilen kişiler ile Yasamadan sorumlu Genel Sekreter Yardımcısının bile Hukukçu olmamaları ayrı bir tartışma konusudur. Maalesef TBMM'nin saygınlığına gölge düşüren tüm bu uygulamalar sonucunda Meclis kan kaybetmektedir. Nitekim gündemde olan TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu Teklifinin gerekçesinde de 'izlenen politikalar sonucunda işe göre kişi değil, kişiye göre iş, atama ve yükselmede ehliyet ve liyakat ilkelerinin geri plana itilmesi gibi uygulamalar sonucunda adaletsizlik, motivasyon ve verimsizlik gibi sorunlar yaşandığı' bizzat belirtilmektedir. Meclisin bu içler acısı durumu Başkan Cemil Çiçek'in de dikkatini çekmiş ve Çiçek ilk iş olarak TBMM'nin bu haksızlıkları ve de sıkıntıları çözmek için iyi niyetle böyle bir teşkilat kanunu çalışması hazırlatmıştır. CHP olarak Alt Komisyon süreci tamamlanan bu TBMM Teşkilat Kanun Teklifine ilişkin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapıcı katkılarımızı vermeye devam edeceğiz. Ancak haksızlıklara neden olacak maddelere de sonuna kadar muhalefetimizi sürdüreceğiz."

Günal'dan KHK eleştirisi

MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Hükümetin birbiri ardına yayınladığı Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) eleştirdi. Kararnamelerin Resmi Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağına dikkat çeken Günal, yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnamelerin, TBMM komisyonları ve Genel Kurul'unda öncelikle ve ivedilikle görüşülmesi gerektiğini hatırlattı. Yani yetki kanununa göre çıkarılan KHK'leri TBMM'nin denetlemesi gerektiğini söyleyen Günal, KHK'larla 8 yıldır bekleyen teşkilat kanunlarının çıkarıldığını vurguladı. Günal, bu kadar köklü değişiklik yapan, bütün teşkilatları yapılandıran, devlet biçimini, personel çalışma biçimini değiştiren düzenlemelerin KHK'larla düzenlendiğini vurguladı. KHK'lar için verilen sürenin 3 Kasım'da dolduğunu belirten Günal, "Denetleme yetkisini kullanamazsak Meclisi kapatalım. Hesap Komisyonu kuralım" dedi.
 

'Cumhurbaşkanlığı harcamaları nereye gidiyor?'

MHP İstanbul Milletvekili Mehmet Günal, Cumhurbaşkanlığı harcamalarının nereye gittiğini sordu. Bu soruyu yıllardan bütçe görüşmelerinde ilettiğini dile getiren Günal, buna karşın bir cevap alamadığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Gül'ün Köşk'e çıkacağı ilk yıl yaptırdıkları tadilatın anlaşılabileceğini ifade eden Gül, daha sonra bu harcamaların nereye yapıldığının açıklanması gerektiğini dile getirdi. Günal, Sayıştay'ın denetimlerde objektif kriterler belirlemesini istedi. Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin denetlenip denetlenmeyeceğini sordu.
 

'Cumhurbaşkanı neredeyse hükümet programından pasajlar okuyor'

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay ise şu açıklamalarda bulundu: "Cumhurbaşkanı neredeyse hükümet programından pasajlar okuyor. TBMM'nin açılışında yaptığı son konuşması gerçekten ölçüyü zorladı. Cumhurbaşkanımız Cumhurbaşkanı olduğunu ve devleti temsil ettiğini acaba bazen unutuyor mudur diye düşünüyorum. Adalet Kalkınma Partisi hükümeti mensubu gibi hükümeti zora düşüren her konuda hükümetten önce açıklama yaparak hükümeti koruma altına almaya çalışmaktadır."

 

Muhalefetten TBMM Başkanı'na 'tutuklu vekiller' tepkisi

Bütçe görüşmelerinde sunumların ardından milletvekilleri söz alarak bütçe sunumlarına ilişkin değerlendirmelerini sundu. CHP İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, tutuklu milletvekilleri sorununun TBMM Başkanı'nın da sorunu olduğuna vurgu yaptığı konuşmasında TBMM Başkanı Çiçek'e 'size olan inancımızı yitiriyoruz' tepkisi gösterdi. Aslanoğlu, tutukluluk sürelerinin uzunluğundan herkesin şikayet ettiğini ve adaletin herkes için olması gerektiğine vurgu yaparak, "Yıllardır size inandık. İnancımızı kaybettirmeyin. İnancımız kayboluyor çünkü. Yaklaşık 1 Ekim'den bu yana geçen sürede bu konuda hiçbir adım atılmadı. Bunlara sahip çıkacak makam sizsiniz. Bu konuda bugüne kadar herhangi bir adım atığınızı görmedik. Size olan inancımızı zedeletmeyin. Bizim size olan inancımız zedelenmeye başladı. Saygımız devam edecek ama inancımız zedelenirse bundan en çok biz üzülürüz" diye konuştu.

'Halk iradesini Meclis'te görmek istiyor'

BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ise tutuklu vekiller konusunda Meclis Başkanlığı'na önemli görevler düştüğünü kaydederken "Arkadaşlarımız her ne kadar görüşlerini beğenmesek de halkın seçtiği arkadaşlarımızdır. Halk da iradelerini Meclis'te görmek istemektedir. Meclis Başkanı olarak size düşen önemli görevler var. Bizim beklentimiz 8 milletvekilimizin çalışmalara başlamasıdır. Ölüm dışında diğer vekil arkadaşlarımın temsiliyet görevlerini yapmaları yönündedir" dedi.

CHP İzmir Milletvekili Musa Çam ise AKP'li vekillerin Deniz Feneri davasında tutukluları ziyaretlerini hatırlatarak bunun yargıya müdahale olmadığını, bir heyetle TBMM'nin de bu tutuklu milletvekillerini ziyaret etmesi gerektiğini söyledi.

Meclis TV yayınlarının kesilmesi

Bütçe görüşmelerinde milletvekillerinin bir diğer tepkisi ise Meclis TV'de partilerin grup toplantılarının ve 19.00'dan sonraki çalışmaların yayınlanmaması konusunda geldi. Milletvekilleri, yurttaşların mensubu oldukları siyasi partilerin grup konuşmalarının Meclis TV üzerinden takip edildiğini belirterek seçmenin her şeyi görmek istediğini, bu yüzden yayınların durdurulması konusuna müdahale edilmesini istedi. CHP'li Ferit Mevlüt Aslanoğlu Meclis Başkanı'nın bu konuda tavrını göstermesini ve masaya yumruğunu vurmasını istedi.

Çalışanlar arasındaki adaletsizlik

Milletvekillerinin gündemindeki bir diğer konu da TBMM çalışanları arasındaki adaletsizlik konusu oldu. Aynı departmanda biri kadrolu diğeri 4C'ye tabi olarak çalışan Meclis personeli arasında ücret konusunda önemli bir fark bulunduğuna dikkat çeken vekiller, bu adaletsizliğinde önümüzdeki dönemde ortadan kaldırılmasını istedi.

Öte yandan CHP İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu yerel yönetimlere yönelik yolsuzluk soruşturmalarına da Bütçe konuşmasında tepki gösterdi. Aslanoğlu, muhalefet partisine bağlı belediye başkanlarına sabahın erken saatlerinde baskınlar yapılarak, elleri kelepçelenerek gözaltına alındığını kaydederek "Bugüne kadar bir iktidar partisinin belediye başkanı eli kelepçeli gitti mi? Burada sizin acaba etkiniz var mı? Burada kimin etkisi var? Maalesef her ne hikmetse hep muhalefet" diye konuştu.

 

Çiçek, sorulara yanıt verdi

TBMM Başkanı Çiçek, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülen 2012 yılı Bütçe görüşmelerinde milletvekillerinin kendisine yönelttiği sorulara yanıt verdi. Özellikle tutuklu vekiller konusunda kendisini bir şeyler yapmaya davet eden milletvekillerine yanıt veren Çiçek, prensip itibariyle hiçbir insanın tutuklu kalmasını arzu etmediğini, bunu temenni etmek ile temini için çaba sarf etmek arasında fark olduğunu söyledi.

Çiçek Anayasa'da da bu konuyla ilgili var olan hükümleri hatırlatarak "Geçmişte de bu Anayasa yürürlüğe girdiğinden beri hükümler 138. Madde 61 Anayasası'nda da var olan hükümlerdir. O zaman bazı konular meclis gündemine geldiğinde bu konuyu konuşamazsınız çünkü yargıya intikal etmiş olayla ilgi mecliste konuşma yapılamaz. Açın bakın tartışmaları. O zaman şu pozisyonda olanlar konuşabilir demiş, bu pozisyonda olan konuşulamaz demiş. Sonra devran değişince konuşulur diyenler bu tarafa geçmiş konuşulmaz diyenler bu tarafa geçmiş" dedi.

Çiçek şöyle devam etti: "Maalesef birileri belli bir süreden beri bir kısım yargı konuları Türkiye'nin en öncelikli konusu oluyor. Tabiatıyla bir milletvekili tutukluysa bir an evvel özgürlüğüne kavuşmasını ben de isterim. Ama cezaevinin anahtarı Meclis Başkanı'nın elinde değil ki. Meclis Başkanı hükümete emir veremez ki. Ben temenni mi söylerim. Yine söylüyorum. Ceza Muhakemesi Kanunu 100. Maddesi. Tutuklanma sebepleri orada yazıyor. Bu maddedeki kriterlerin çok hassas uygulanması lazım. Bir süre sonra insanlar beraat edecekse bu tutukluluk mahkumiyete dönüşmemeli. Çünkü tutukluluk bir tedbirdir. Tedbirden beklenen maksat hasıl olduysa, tahliyeleri gerekir. Biz bu konularda ileri bir düzenleme yaptık Anayasa'da. 90. Maddede insan hak ve özgürlükleri ile ilgili uluslararası sözleşmeler kanunla çatıştığında öncelikle sözleşmeler uygulanır. 100. Maddeyi uygulamayan yargı organlarını dikkate alarak bu işleri götürmeleri gerekir. Bunu bir temenni olarak söyleriz. Bilemediğim bir konuda Meclis Başkanı olarak konuştuğumda yetkin kadar konuş diyen olur. Bir defa daha temennimiz yargılamaların bir an evvel sonuçlanması ve bu işlerin ayan beyan hale gelmesi ve tutuklulukların mahkumiyete dönüşmemesidir."
 

'Teşebbüste bulunmadığımı kimse söyleyemez'

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, tutuklu vekiller konusunda kimsenin kendisinin bir teşebbüste bulunmadığını söyleyemeyeceğini belirterek, "Bazı işler vardır ki ilgililerle konuşursunuz. İlle de bunun herkesin gözü önünde olması gerekmiyor. Daha sakin bir ortamda konuşmak gerekiyor. Ben üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Bunun dışında ne düşerse de yapmak isterim" dedi.

Çiçek bu konuda gereken Anayasal düzenlemelerin yapılması konusunda milletvekillerine önemli görevler düştüğünü hatırlatarak "Meclisin kendisinin yapması gereken bir hususu kendi yapmayıp da başkan yapsın dersek o da olmaz. Anayasanın 14. Maddesinde bazı suçlar dokunulmazlık kapsamına girmiyor. Bunu değiştirmek gerekecek. Milletvekilliğinin hangi hallerde düşeceği belli. Bunların düzenlemesi yapmak lazım. İyi de şu an yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı anayasadaki günün şartlarına uygun olmayan düzenlemelerden kaynaklanıyor. Bir milletvekili seçilmeden önce hüküm giymiş. Bana hüküm böyle bunu değiştirmek lazım. Bunu kim değiştirecek. Meclisteki tek organ meclis başkanı değil" diye konuştu.
 

'TRT ile bazı hususları görüşmeye devam ediyoruz'

TBMM Başkanı Çiçek, TBMM TV'nin yayınlarının durdurulması konusundaki milletvekillerinin tepkilerine de yanıt verdi. Sorunun sadece akşam 19.00'u aşan yayınlar konusunda yaşandığını belirten Çiçek, "TRT ile bazı hususları görüşmeye devam ediyoruz. Çözmeye çalışıyoruz" dedi.

'Karım 6 yıldır Meclis'e gelmedi'

Çiçek, milletvekillerinin maaşları ve kendilerine sağlanan imkanlar konusunda kamuoyunda oluşan tepkilerin ise milletvekillerinin yek vücut olmamasından kaynaklandığını söyledi. Taşıdığı sorumluluk ve çektiği sıkıntıya göre Türkiye'nin en düşük ücreti alan kurumunun TBMM olduğunu söyleyen Çiçek şöyle konuştu: "Kamuda görev yapanlar bilecektir. Birçok kurumda görev yapan insanların temsil ödeneği var. İçirdiği çay yedirdiği yemek devletten. Bunların temsil ödeneği var. Siz yanılıp bir temsil ödeneği derseniz kıyamet kopar. Valiye gelince eyvallah da lojman devletten araba devletten. İstirahat odaları bile sizin oturduğunuz odalardan büyüktür. Bunları söylediğimiz zaman bazı arkadaşlar bedavaya da yaparız diyor. Hiçbirimiz bu işi maaş için yapmıyoruz. Bir memleket hizmetidir ama vali de memleket hizmeti yapar. Halkın seçtiklerinin ayrıca ikinci plana itilmesi tu kaka yapılması beni en fazlasıyla üzüyor. Bakın 6 yıldır Meclisteyim. Benim eşim bir tek gün burada yemek yememiştir. Ama çorba 50 kuruş diye manşet atılıyor. Devlet kurumlarında çıkan yemekten farkı var mı? Kar gayesi olmadığı için her gün 4 bin 5 bin kişiye yemek çıkarıyoruz. Sanki tüm çorbayı milletvekilleri içiyor. Tüm fasulyeyi milletvekillerin çocukları yiyor. Buna karşılık kurumsal olarak toplu halde cevap vermiyoruz. Esas mesele buradadır. Hakimlerin ayrı yasası var. Silahlı kuvvetlerin ayrı yasası var milletvekillerinin ayrı yasası yok. Biz bir şey kaçırmıyoruz. Burada seçilen insanların milletin hakkını yemek gibi bir düşüncesi olamaz. Bakınız gayet net milletvekili konuşunken yumurta atılır yuh çekilir. Aynı şey kamu görevlisine yapılırsa memura hakaretten içeri girer. Ben adalet bakanı olarak 120 metrekare evimde oturuyordum müsteşarım lojmanda oturuyordu. Birine niye ayrıcalık. Biz burada yek vücut olamadık."