Cumhuriyet 1968’in toplumsal patlamasına ayna tutuyor

Cumhuriyet’in penceresinden, ağırlıklı yükseköğrenim gençliği, işçi sınıfı eylemleriyle ülkenin gündemine oturan ‘Bizim 68’liler’.. Siyasal, toplumsal örgütlenmelerimizden, ükemize özgü öncelikli sorunlardan yansımalarla, Batı’nın 68’lilerinden esintilerin buluşması..

25 Nisan 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Boşuna “perşembenin gelişi çarşambadan bilinir” özdeyişi yerleşmemiş.. 1966’nın ağırlıklı gündeminde, solun yükselişine sağ siyasetten, sermayeden gelen ataklar öne çıkarken..

1967’de, sağ iktidar gücüyle solun doğal dinamikleri içinde önlenemez yükselişinin frenlenmesi adına peş peşe atılan adımlar.. Ekim sonunda o dönem için çok büyük, şok etkisi yaratan 10 bin öğrencinin açıkta kalması gerçeği.. Giremeyenlerin çadır eylemleri derken.. 1968’in ilk günlerine eğitim sorunları ile girmemiz sürpriz olmuyor.

Üstelik eğitimciler odaklı liselerdeki yönetmelik tartışmaları ilk fitili ateşleyen eylemlere konu oluyor. Şubat ayına ise günümüz kamuoyunun hiç bilemeyeceği Zonguldak Kozlu’da 10 bin işçinin işbaşı yapmadığı haberi ile giriyoruz. Araya AP’nin ünlü Bakanı Sükan’ın TİP’i hedef alan çıkışı girmese olur mu?

Aybar, 7 Şubat tarihli Cumhuriyet’te yanıt verirken “TİP’in hiçbir yabancı parti ile irtibatı yoktur” diyor. 8 Şubat günü Zonguldak Kozlu’nun boykot yapan işçilerinin Maden-İş’in binasına baskını yaşanıyor.

Ecevit, Meclis tartışmalarında işçilere yapılan baskıları eleştiriyor. Doğaldır ki işçilerin sendikalarını seçme hakları, yetki sorunları söz konusu. 17 Şubat günü Meclis’te AP-CHP-TİP milletvekilleri arasında iki çatışma birden yaşanıyor.

21 Şubat günü ise AP’liler Meclis’te TİP’lileri dövüyor. 23 Şubat günlü sayfada TİP milletvekili Yunus Koçak’ın öldürülmek kastıyla dövüldüğünü açıkladığı basın toplantısının görüntülü haberi yer alıyor.

İSMAİL KAHRAMAN SAHNEDE

1 Mart günü MTTB Başkanı İsmail Kahraman, basın toplantısı düzenleyerek “İnancımız dışındaki hareket kahredilecektik” diyor.

4 Mart günü yayımlanan şahlanış mitinginde ise kendisi ile birlikte konuşmacı olan Necip Fazıl’ın “Yoldaş İnönü” özüne itiraz eden bir vatandaş dövülerek yaralanıyor. Bir şahlanış mitingi daha 31 Mart günlü gazetemizde, Ankara’dan, yol boyunca tekbir sesleri arasında, “İslamiyet yolumuz” sloganlarıyla gerçekleştirildiği haberi ile duyurulacaktır.

2 Mart günlü gazetenin manşeti Meclis’in seçimlerde “Milli Bakiye” seçim sistemini kaldırması ile ilişkilidir. Artık oyların değerlendirilmesini getiren, siyasi partilerin illere göre oy kayıplarını toparlayan milli bakiye sistemi, demokratik sonuçları nedeniyle iktidarın hedef tahtasındadır. Öncelikle TİP’in söz konusu demokratik sistem sayesinde Meclis’te güçlü oy almasına karşı sağdan gelmiş tepkilerin intikamı anlamına gelen yasa değişikliği karşısında CHP ve TİP, Meclis’i terk ederler.

5 Mart günü yayımlanan “Atatürkçüler neredesiniz?” başlıklı Olayların Ardındaki Gerçek köşesinden, kimi bugünler için de çok değerli, anlamlı bölümleri sizlerle paylaşmadan olmaz.. “Milliyetçi olmak başka şeydir, ümmetçi olmak tamamen başka. Bilimsel kapitalizm ile sosyalizm ne kadar birbirine karşıt ise ümmetçilikle milliyetçilik arasında da karşıtlık aynı derecededir.

Atatürk milliyetçi idi ama ümmetçi değildi. Kurtuluş Savaşı’nda İslam ümmetini kurtarmak için değil, Türkiye’yi kurtarmak, Türk milli birliğini kurmak için başa geçmiştir. Hilafetin kaldırılması konusunda en yakın arkadaşlarına karşı cephe alışı da bu temel anlayıştan gelir... ... Komünizme karşı olmayı, sosyalizme karşı olmayı anlarız.

Türkistan’ı kurtarmak, bütün Türkleri bir bayrak altında toplamak da bir idealdir, bir inançtır; hürmet edilir. Ama Atatürk düşmanlığı, bir Kurtuluş Savaşı ve sonrasının ayaklar altına alınışı? İşte buna Türk gençliği, Türk milleti tahamül edemez, edemeyecektir ve etmemesi lazımdır...” Mayıs ayında TİP’in İstanbul ve Ankara mitinglerine saldırı haberleri öne çıkar.

21 Mayıs günü TÖS’ün İstanbul kongresinin olaylı geçtiğinin haberine yer verilmiştir. 23 Mayıs günlü Ankara kaynaklı haberde ise ilahiyat fakültesinden uzaklaştırılan Hatice Babacan’ın itirazına ret kararı verilmesi ile ilişkili bu kez sağdan boykotçuların protestolarına, Atatürk posterlerinin indirilmesi, Şule Yüksel Şenler ile Necip Fazıl’ın söyleşilerine salon verilmemesine ilişkin boykotçuların dekanı da tartaklayan eylemlerine yer verilmiştir.

BİZİM 68’LİLERİN HAZİRAN EYLEMLERİ

İlk manşete çıkan işgalin haberi 12 Haziran günlü gazetenin manşetinde Ankara’dan “Hukuk Fakültesi de işgal edildi” başlığı ile fotoğraflı geniş yer alıyor. Bir gün sonrasının manşeti İstanbul ve Ankara olarak ikiye ayrılmış. Önce hukuk fakültesi ve rektörlüğün işgal edildiği, senato toplantısının yapıldığı masaya çıkan öğrencilerin fotoğrafı ile veriliyor.

İşgallerin ayrıntılarını paylaşabilmemiz söz konusu olamaz. Ancak tanıklıklarıma dayalı kısacık bir özetleme kaçınılmaz. 1967’de 10 bin öğrencinin açıkta kalması gerçeği ile gecikmeli yüzleşmenin ardından, üniversiteye giremeyenlerin çadır eylemleriyle oluşmuş kamuoyu gözetilerek, çaktırılmadan yapılan kontenjan artışı zorlamalarının sonucu birinci sınıflardan ikinci yılı tamamlayanlar için, yönetmelik gereği çıkarılmalar zorunluluğu ile yüzleşilmişti.

İlginç olanı ise yüzleşmenin gerçekliğinde, çok sayıda Emniyet görevlisi hukuk öğrencisinin de atılmaları gündemdeydi. 12 Haziran günü sabahı atılmamak için boykot yapan, kapıları tutan öğrenciler arasında izlenimim çok sayıda sivil polisin de olduğu idi. Öğlen saatlerinde ancak Deniz Gezmiş de aralarında soldan öğrenciler toplanıyorlardı.

Aralarında bu eylem haklı ve tutar, sahip çıkılmalı değerlendirmelerini yaptıkları dikkatimi çekiyordu.. Kalabalıklar hızla çoğalıyordu. Rektörlüğün kapısına gelindiğinde kapı girişinde fena halde sıkışıp kalmıştım. Arkadan kimi gençlerin kapı tahtalarına dayanmaları sayesinde, camlara doğru ezilmekten kurtulabiliyordum..

Rektörlükte masanın üstüne çıkmış öğrencilerin Selçuk Aybatar arkadaşımız tarafından çekilmiş fotoğraf karesindeki isimleri sayamam. Hepsinin soldan olduğunu biliyorum. Senato üyeleri salonu terk ederken iktisat dekanının giriş sınavını birincilikle kazanmış Nahit Töre’yi tanıyıp “Seni biliyorum, benden mezun olamayacaksın” diye bağırdığını da anımsıyorum. Akşam saatlerinde oluşturulan işgal konseyi üyelerinin aralarından Bozkurt Nuhoğlu ile Kemal Bingöllü’yü bilinçli ikisi birden seçtiklerini anlatmışlardı.

Sol içinde siyaset ayrışması, gruplaşma yaşanmaması adına biri Karadenizli diğeri, Kürt kökenli iki isim seçilmesi öngörülmüştü. Deniz Gezmiş, üniversite güvenliğinden sorumlu olacaktı. Eylemlerin boykot olarak değerlendirilmesine özen gösterilirken, fiili işgallerin sonucu binalarda hiçbir şeye zarar verilmemesine büyük özen gösterilecekti.

Öğrenci konseyinin daha ilk gecesi soluksuz başlatılan toplantılarının ilk açıklamalarından başlanarak “Üniversiteler reformuna” ilişkin öğrenci istekleri içerikleriyle, aralarında tartışılıp geliştirilerek kamuoyuna iletilecekti. Fakültelerden arka arkaya gün gün yeni işgaller, komitelerin, reform istemlerine ilişkin açıklamalar gelecekti.

Cumhuriyet’in manşeti bu gelişmelerin İstanbul ve Ankara ayaklı ayrıntılarına ayrılmıştı. 15 Haziran İstanbul’dan, dışarıdan sağdan taşlı sopalı öğrenci saldırılarının polis desteğinde yaşanması ile 50 kişinin yaralandığı bilgisi verilirken, 16 Haziran günlü manşette Ankara’dan silahlı çatışma yaralanmaların bilgisi geliyordu.

Yerimiz olmadığı için kupürleri paylaşma şansımız yok. Ancak her bir manşetin yanında Ali Ulvi’nin üniversite reformu isteyen gençliğin elinde meşale, sağ iktidarın yangın var haykırışını eleştirilerinin çarpıcı örnekleri var. Doğrusu öğrenci konseyinin sol yelpazede ayırımsız üniversite reformu istemli çalışmalarına ağırlık verebilmesi, rektörlükle bu doğrultuda görüşmelerini sürdürmesi, kurulabilmiş iç disiplini çok dikkat çekiciydi.

18 Ağustos gününe ait kupürden rahatça okuyabileceğiniz üzere Teknik Üniversite işgal edilirken, rektör Egeli başkanlığında artık Baltalimanı tesislerinde sürdürülen senato toplantılarına aktarılan öğrenci isetleri üzerinden çok ciddi görüşmeler sürdürülüyordu. İşgalin üniversite reformuna ilişkin sözlerin karşılığı, anlaşmalı kaldırıldığı, kapıların açıldığı haberi 28 Haziran günlü gazetede yayımlanacaktı.

Süreç içinde öğrenci konseyinin reform isteklerini içeren beyaz kitabı hazırlanmıştı. Üniversite ve fakülteler ölçeğinde ayrıca ortak eğitim sorunlarına dönük öğretim üyeleri katılımlarıyla yapılacak reformcu çalışmalar da gündeme alınmıştı. Gerçeğinde üniversite sorunları üzerinden işgal ve boykotların noktalanması sanıldığı kadar uzlaşmalı noktalanamayacaktı.

Yüksekokullar sorunları bağlantılı, akademileri kapsayan yeni boykot, işgal eylemleri bir yana yönetimlerin verilen sözlerden sapmaları, ortak reform çalışmalarının hiçbir zaman ciddiye alınmaması, Ankara’dan siyasi erkin kışkırtmaları ile odaklı çalkalanmalar sürüp gidecekti. 5 Temmuz manşetine çıkan Derby fabrikasının işgali ile işçi eylemlerindeki yükselişler de tırmanacaktı. Asıl işçi eylemleri, işgalleri gelişmeleri 69’da tırmanacağına göre, adını koyup geçmek gerek.

Atlanamayacak 6. Filo eylemleri, Amerikalı erlerin denize dökülmeleri, Vedat Demircioğlu’nun öldürülmesi günlerinin doğrudan tanığı olamadığım, yurtdışında dil kursunda olmam nedeniyle paylaşamamanın bahanesine sığınarak değil, sayfaya sığdıramadığımdan geçmek zorundayım..

Gazetenin yıl sonuna kadar uzanan manşetleri, kışkırtılmış Türk-İslam sağcı gençliğin polis güvenliğinde keskin saldırganlığında yaşanan çatışmaların kanlı fotoğraf kareleri ve haberleri ile dolacaktır..