Devletin barışamadıkları

İmar barışı beklerken dozerlerle karşılaşan Mamaklılar, kendilerine gösterilen uzaklardaki yerlerden ve ‘belediyenin adamlarının’ evlerini 10 bine kapatmasından şikâyetçi. İstedikleri ise yok sayılmamak.

18 Kasım 2018 Pazar, 21:50
Abone Ol google-news

Fotoğraf: Necati Savaş

Başkentte, Saray’a yalnızca 20 kilometre uzaklıktaki yamaçlara 50 yıl önce kurulmaya başlanan gecekondu mahalleleri, bugün yaşam mücadelesi veriyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın görevden aldığı Melih Gökçek’in rant odaklı kentsel dönüşüm projesiyle mağdur edilen Mamak’ın tepelerindeki mahallelerin son sakinleri, ‘devletin gölgesinden’ uzakta, hırsızlık ve uyuşturucu çetelerinin korkusu altında mahallelerine sahip çıkmaya çalışıyor. Başkentin orta yerinde yaşam savaşı veriliyor.

Ankara’nın doğusundan kente girdiğinizde, sizi dik yamaçlarında kurulan gecekondularla karşılayan mahalleler artık yok olmanın eşiğine geldi. 1960’lardan itibaren köyden kente başlayan göç dalgasının ardından şehrin dışında kurulan mahalleler, artık gökdelenlerin gölgesinde, rant için çırpınan yerel yönetimin insafına kaldı. 50 yıl önce geldikleri başkentin köşelerinde, sırtlarında taşıdıkları taşlarla kurdukları evleri bugün tek dozer darbesiyle yıkılmak istenen mahalle sakinleri isyanda. Sokağa dahi çıkamayan Dostlar ve Tepecik Mahallesi sakinleri, yaşadıklarını Cumhuriyet’e anlattı...

15 dakikalık tırmanış

Mahallelilerin yıllardır mücadele yoldaşı ve onların sesini devlet katında duyurmaya çalışan, Mamak Belediye Meclisi üyesi Yusuf Sağlık ile birlikte yaptığımız ziyaretin ilk adresi, Mamak’ın en tepe noktası Huzur Mahallesi oldu. Yeni tren rayları için yapılan inşaatlar nedeniyle yolları değiştirilen ve üçüncü denemenin sonunda yamaçlarına varılan mahalleye 15 dakikalık bir tırmanışla ulaşabildik.

İhtiyaçlar karşılanamıyor

Yol boyunca ise sizi, “ayakta kalmaya direnen” her evin sağındaki ve solundaki yıkıntılar karşılıyor. Halkevleri’nin kurduğu kütüphane ise azalan sakinlerle birlikte kapatılmış. Asfalt dökülse de dar ve dik yollardan ulaştığımız bölgede ilk adresimiz mahallenin bakkalı. Gökçek’in 12 yıl önce 50 bin konut, 500 dükkân vaadiyle başlattığı proje etap etap bitirilmesi gerekirken, bütün bir ilçeyi dümdüz etmeye dönüşen süreç ile başlıyor sohbet. Huzur Mahallesi’nin son bakkalı, ne zaman verileceği belli olmayan 100 metrekare ev vaadi ve 50 bin TL borçlandırılarak, insanların nasıl mahalleden gönderildiklerini anlatıyor. Mahallenin canlı günlerindeki 5 bakkaldan tek kalan Özcan Bakkal birkaç ay içinde kepenkleri indirmeyi planlıyor.

Satacaksa bana satsın

Yarım asırdır Ankara’nın eteklerinde yaşamış mahalleliye belediyenin tek önerisi yine başka bir “uzak” olan Pursaklar’da yeni imara açılmış alanlar. Kafalarındaki soru; yaşları 70’e yaklaşan insanların yeniden nasıl ev inşa edip altyapı talep edeceği... Yönetimdeki AKP’li belediyeden yakınan mahalleliler, “Belediyenin adamları buradaki evleri 10 bine, 17 bine alıyor. Muhtar, belediye için ev topluyor, emlakçılık yapıyor” diyerek yaşadıklarını anlatıyor. Faturalarını ödemelerine karşın telefonlarının, internetlerinin kesik olduğunu belirten mahalleli, aradıklarında da polisin gelmemesinden şikâyetçi.

‘Çapulcu olduk’

Yıllardır evleri için verdikleri mücadeleye ilişkinse şu sözler ağızlarından dökülüyor: “Hak aradığımız için ‘çapulcu’ dediler bize. Yürüyüş yapıyorduk, o zaman bizi copluyorlardı. Korkumuzdan zaten bir tarafa gidip yürüyüş de yapamıyoruz. Bizlerin çoğuna belediye ‘işgalci’ dedi. Çatır çatır vergimizi ödüyoruz.”

Mahallelinin tek isteği yok sayılmamak. “Ben 30 yıl buraya emek vermişim. Birine satacaksa bana satsın. Niye başkasına satıyor ki? Bir zamanlar, Başbakanımız ‘Ananı da al git’ diyordu. Şimdi de bize ‘Çoluğunu çocuğunu al git’ diyorlar” sözleri de bu mahalledeki sohbetimizin sonu oluyor.

‘Ev vereceğiz’ dediler, nerede?

Bakkalın karşısında yolun kenarına çökmüş, yolu izleyen Candan A. da son sakinlerden. Üç çocuğunu, ilk torunlarını büyüttüğü gecekondusunu anlatan 70’ine merdiven dayamış nine, “Gideceğim de gidemedim, nereye gideyim bir tane hasta adamla” diyerek söze başlarken, devletin imar barışı ve kentsel dönüşüme ilişkin hikâyesini “Vallahi ben 82’de geldiydim. Şu evim tapu tahsisliydi, yıktırdım verdim. Diğeri için de para yatırdık, barışmak için. 100 metreye ev vereceğiz dediler. 42 bin borç çıkardılar. Biz ödemeye başladık borçları. Ev yok, hani ev nerde” diyerek anlatıyor.

Belediyenin ‘işgalcileri’

Ardından ise kahvehanede ziyaret etmeyi planladığımız mahallelilerle, sadece saatte bir gelen belediye otobüsünün geçtiği yol ortasında sohbet imkânı bulduk. Artık ulaşımın neredeyse olmadığından, uzun yolculuklardan ve hırsızlardan yakınıyorlar. Mahallenin kuruluşuna ilişkin, “30 yıldır buradayız. Geldiğimizde kimse yoktu. Yalnız koca koca kayalar vardı, kırıldı toplandı. Kimisi kıyısını ördü, kimisi duvar yaptı” diyerek mahallenin kuruluşunu anlatıyorlar. Yılların yorgunluğuna karşın kendi muhalif kimliklerini savunarak korkup kaçmanın yol olmadığı konusunda hemfikirler. Ellerinde sadece emekli aylıkları ve belediyenin “işgalcisiniz” dediği gecekonduları var. Binlerce lira ödeyerek imar barışı için başvursalar da aylardır yanıt alamamaktan şikâyetçiler.