Devletin Fotoğrafı...

23 Kasım 2009 Pazartesi, 06:59
Abone Ol google-news

Silahlı kuvvetler demokratik ve etik olmayan bir biçimde psikolojik savaş ortamına sokulmuştur. Anayasal yollarla değil, bu yeni sistemle denetlenmek istenmektedir. Adalet Bakanlığı yasal anlamda ve uygulamada demokratik bir kurum değildir. Bakanlık yargının bağımsızlığına inanmayan kadroların elindedir. Yargıyı kontrol etme, sindirme, kadrolaştırma arzusundadır. Önce yandaş savcı ve yargıç, sonra da yandaş bir yargı yaratılmak istenmektedir.

Ülkenin siyasi ve hukuki gündemi her gün değişiyor. Nerede, kimin tarafından hazırlandığı bilinmeyen düşünceler yasalaşıyor ve birtakım idari kararlar uygulamaya konuluyor. Yeni kurumlar oluşturuluyor. Mevcut idari yapı değiştiriliyor.

Devlet kurumlarında görevli memurların yerleri kurumların özellik, gelenek ve ihtiyaçları gözetilmeden değiştiriliyor ve etkisizleştiriliyor. Emekliliğe zorlanıyorlar, yerlerine yandaşlar atanıyor. Diyanet İşleri kadroları bir atlama tahtası olarak kullanılıyor. Kamu yönetimindeki bu olumsuz gidiş tek tek, ağır ağır ve ısrarla yapıldığı için bütünüyle görülemiyor ve anlaşılamıyor.

Aslında amaçlanan ve yapılan ülkenin siyasal ve anayasal yapısının değiştirilmesidir. Bu da geniş çapta gerçekleştirilmiştir.

Temel düşünce yapısı, kurumları ve işleyişi anayasada düzenlenmiş olan devletin yanı başında (arkada ve perde arkasında) paralel bir devlet yapısı kurulmuştur.

Milli egemenliğin temel organı olan TBMM artık hükümetçe yönlendirilen bir yapıya dö-nüştürülmüştür. Yasa tasarıları açıklığa kavuşmadan ve tartışılmadan, Meclis komisyonlarında olgunlaşmadan çok zaman genel kurulda geceyarısı yapılan değişiklikler ve eklemelerle halkın gözünden kaçırılarak çıkarılıyor ve yasalaşıyor.

Sözlü sorular Meclis Başkanı’nın siyasal süzgecinden geçiriliyor, beğenilmeyenleri cevaplandırılmıyor. Genel görüşme ve gensoru yolları da kapatılmıştır.

Bakanlar Kurulu çok nadiren toplanıyor. Burada görüşülüp kararlaştırılması gereken konular, arkadaki bilinmeyen karar mercilerince hazırlanıp Türkiye’nin gündemine getiriliyor ve hemen uygulamaya konuluyorlar.

Devletteki yapısal değişiklikler; açılımlar, özelleştirmeler, önemli ekonomik kararlar, büyük ihaleler ve atama sistemleri bu bilinmeyen ve görünmeyen karar mercilerinin yönetiminde ve denetiminde gerçekleştiriliyor. Bakanlar Kurulu eski Sovyet sisteminde olduğu gibi, gerçekte önemli siyasal kararları alan ve ülkeyi yöneten bir organ olmaktan çıkmış ve bir müdürler kuruluna dönüşmüştür.

Bağımsız kurumlar

Hükümetin hiyerarşisinde olan kurumlar ve bakanlıklar, gerçekte bakanları tarafından değil, bu bilinmeyen organca yönetiliyorlar. Ekonomiyi yönlendirmek ve denetlemek için kurulan bağımsız kurumlar ise yapılaşmaları gereği naylon bir ambalajdırlar.

Şu anda AKP’nin eliyle kurulan ve yönetilen bu sistem, ordu ve yargı ile kısmen de üniversitelerde anayasa ve siyasal dengeler sebebiyle tam olarak uygulanamıyor.

Silahlı kuvvetler demokratik ve etik olmayan bir biçimde psikolojik savaş ortamına sokulmuştur. Anayasal yollarla değil, bu yeni sistemle denetlenmek istenmektedir. Adalet Bakanlığı yasal anlamda ve uygulamada demok-ratik bir kurum değildir. Bakanlık yargının bağımsızlığına inanmayan kadroların elindedir. Yargıyı kontrol etme, sindirme, kadrolaştırma arzusundadır. Önce yandaş savcı ve yargıç, sonra da yandaş bir yargı yaratılmak istenmektedir.

Üniversitelerdeki durum daha da kötüdür. Eski ve gelişmiş üniversiteler ekonomik baskı altında tutuluyorlar, yenilerinin kurulması ve gelişmesi ise kadrolaşma için bir fırsat oluşturmuştur. Bu bir yıkım programıdır. Sonuçları yarınlarda ortaya çıkacaktır. Bütün bu yapılanlar, demokrasinin verdiği imkânlarla demokratik yapının yıkımı programının uygulanmasıdır.

Üstelik bütün bunları gerçekleştiren AKP iktidarı aslında bir azınlık iktidarıdır. Seçim kanunları ve demokratik gelenek yoksunluğumuzun bir sonucu olarak iktidarını sürdürmektedir. Bu iktidarın anayasal yapıyı değiştirmek bir tarafa, iktidarda oturma hakkı bile yoktur.