'Dijital gençler, analog iktidara karşı'

Taksim Gezi Parkı Direnişi beklenmedik bir anda ortaya çıktı, beklenmedik bir biçimde gelişti ve beklenmedik sonuçlar verecek... Bu kitapta değerli bilim insanı Emre Kongar olayın evrensel ve ulusal boyutlarını toplumbilimsel açıdan irdeliyor. Araştırmacı gazeteciliğin başarılı ismi Aykut Küçükkaya da direnişi gün gün belgeliyor. Tweet’leri toplamak için ekibe katılan Ahmet Sungur’un emeğini de mutlaka anmalı.

25 Temmuz 2013 Perşembe, 07:24
Abone Ol google-news

Türkiye’yi Sarsan Otuz Gün: Gezi Direnişi, “Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” bir Türkiye’yi yaratan olayın, tweet’ler ve fotoğraflarla zenginleştirilmiş başucu belgeseli niteliğinde... Gün gün yaşananlara yakın plan... “‘Gezi’ neden bitmiyor, bitmeyecek?” sorusuna cesur yürek bir yanıt ve direnişin sosyolojik bir portresi. Kongar ve Küçükkaya ile Türkiye’yi Sarsan Otuz Gün: Gezi Direnişi’ni konuştuk.

-Bu kitap tam bir takım çalışmasının ürünü.

- Aslında fikir benden çıktı. AKP iktidarı olayı o denli çarpıtıyordu ki, şöyle derli toplu bir çözümleme yapmak ve sıcağı sıcağına kamuoyuyla paylaşmak ve tarihe mal etmek istedim. Fakat işin bir de kronolojisi ve fotoğraflar ile twitter yönü vardı.
Aklıma Aykut geldi hemen. Biliyorsunuz son derece yetenekli bir gazeteci ve yazardır, daha önce de çok önemli araştırma kitapları yazdı. Fikri duyunca çok heyecanlandı ve tabir caiz ise, “balıklama atladık” projenin içine. Derken Cumhuriyet Kitapları’ndan Ahmet de (Sungur) tweetleri toplamak için bize katıldı. Fotoğrafları da Cumhuriyet fotoğrafçılarının özgün yapıtlarından kullandık… Elbirliğiyle gece gündüz çalışarak çok kısa bir zamanda kitabı çıkardık ortaya. Barış Terkoğlu’nun attığı bir tweet’te belirttiği gibi, “Çabuk ama özenli hazırlanmış, arşivlik” bir çalışma ürettik.

“BAŞARISIZLIKLARIN SUÇU
TOPLUMA ATILACAK!”

- Öncelikle bir sosyolog olarak Gezi dirilişinin ardından gelinen o “geri dönülmez” eşiği nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye’de neden artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve Bilişim Devrimi’nin bundaki etkisi nedir?

- Gezi Direnişi iki nedenle kendi yaşam süresini aşacak: Birinci olarak toplumun üzerine çökmüş olan “Korku imparatorluğu” duygusu yenildi. Gençler, “iyi bir şey yaptıkları” inancıyla, çevreyi ve doğayı korumak için korkusuzca ortalara döküldü. Korkmadılar çünkü iyi bir şey yaptıklarını düşünüyorlardı. Sonradan olaylar polis şiddetiyle tırmanınca, toplum da onları kucakladı ve destekledi. İkinci olarak bu eylemin ortaya çıkışı ve dışa vurumu Bilişim Devrimi’nin Türkiye’deki bir yansıması oldu iki açıdan: Hem Bilişim Devrimi’nin ideoloji alanında demokrasi ve insan hakları ön plana çıktı hem de bu devrimin ortamı, yani dijital ortam kullanıldı. “Dijital gençler, Analog iktidara karşı” gibi!

- Gezi ile birlikte dirilen halk, Erdoğan’ın deyişiyle “bunlar” nasıl eylemcilerdi, nasıl eylemcilerdik? Nasıl bir töz yapıydı, yapıdır bu?

- Aslında Gezi olayı masum bir protesto olarak başladı ve iktidarın tepkileriyle hiç beklenmedik yerlere gitti; sanıyorum temelde AKP iktidarının Erdoğan’ın sesiyle, onbir yıldır azarlayıcı, buyurgan, otoriter, tepeden bakan tutumuna karşı bir birikim yatıyordu. Ama ilginç bir biçimde bu eylem barışçı ilkelerden hiç sapmadı. Tam tersine, eski geleneklerinde şiddeti de kullanan bir takım örgütleri ya engelledi ya da dönüştürdü!

- Gördüğümüz ve katıldığımız en barışçıl ve/ama “en kararlı” eylemdi Taksim Gezi Parkı Direnişi. Sizce Gezi diliyle “bağzı kişilere” göre neden “masum”du, neden değildi?

- Olayın temelinde doğa sevgisi ve çevreyi koruma bilinci var. Oysa zaten AKP kentsel rant adına doğayı ve çevreyi betonlaştıran bir yaklaşıma sahip. İlk çatışma buradan çıktı.İkinci olarak, AKP’nin otoriter ideolojisi böyle sivil toplum hareketlerini kabul edemiyor. Bu yüzden Başbakan Erdoğan bütün olaylar boyunca inadına inadına demeçler verdi ve olayları tırmandırdı. Üçüncü olarak da, AKP, FED’in ilan ettiği yeni dolar politikası sonunda değişen uluslararası konjonktür bakımından ekonomik bir sıkıntıya gireceğini görüyor. Sanıyorum, gerginlik yaratarak başarısızlıklarının suçunu toplumsal hareketlere atmaya hazırlanıyor. Son bir nokta da, galiba, Erdoğan, halkı kutuplaştırarak seçimlerde kendine oy vermiş olanları konsolide etmeye çalışıyor!

“ERDOĞAN ÇİZGİSİNDE
OLMAYAN SİVİL YAŞAM
SIFIRLANACAK!”

- Hükümet ve AKP’liler yani öfkeyle kalkıp zararla oturmasına rağmen halkı, oy veren kitlesine hınçla şikâyet eden Erdoğan, Gezi direnişinden “lehe veya aleyhe” nasıl bir ders çıkarmış olsa gerek?

- Ben Erdoğan’ın ders çıkardığını sanmıyorum. “Ders çıkarmak” yerine tam tersine, bu olayı kendi ideolojisine ve otoriter tutumuna göre yorumlamak ve güya çözmek için daha büyük baskılara ve şiddete yöneldiğini görüyoruz: Twitter üzerinden tutuklamalar, sivil toplum yöneticilerinin, avukatların evlerine baskınlar, her olayda artan ve gazetecileri de hedef almaya başlayan polis şiddeti ve nihayet, TMMOB’nin haklarının ve yetkilerinin bir yasa ile elinden alınması. Sanıyorum, Erdoğan, iktidarına karşı bir direniş algıladığı için, kendi çizgisinde olmayan tüm sivil toplum yaşamını sıfırlayacak yakında! Oysa hem AB süreci, hem de Barış süreci, çatışma ve tırmanma yerine, uzlaşma, barış ve daha çok demokrasi istiyor!

- Erdoğan tarafından adeta efsunlanmış İslamcı kesim, halkın “o kendilerinden olmayan kesimini” şöyle bir sil baştan okuma ihtiyacı hisseder mi; çuvaldızı kendilerine de az biraz olsun batırırlar mı, cüret edebilirler mi buna? Böyle bir iç cemaatsel kamuoyu mekanizması ister istemez çalışır mı? Yoksa sadece dişler mi bilenecek?

- Erdoğan tabanını tutabilmek için her türlü yola başvuruyor… Bir yandan çok sert demeçler veriyor, mitingler düzenliyor, insanları, örgütleri, “dış düşmanları”, Yahudileri, solcuları suçluyor… Öte yandan yandaş medya aracılığıyla bir takım yazarlara, örgütlere karşı linç politikası uygulatıyor… Bu toplum bu kadar büyük bir erilimi kaldırabilir mi doğrusu bilmiyorum. Ama en azından görünen bir gelişme, bir takım gerçek liberallerin, AKP’nin otoriter yüzünü artık görmüş ve bu nedenle de ittifaklarına son vermiş olmaları!

“DÜNYA YENİ BİR DEVRİM
AŞAMASINA GEÇTİ!”

- Aynı soruyu muhalefet için soralım?

- Muhalefet partilerinin Gezi Direnişi’nden, iktidardan daha çok etkilendiğini görüyoruz; zaten öyle olması da gerekirdi. Ama bu etkilenme yeterli mi? Olup bitenlere baktığımızda muhalefetin halkla bütünleşme açısından çok fazla bir yenilik içinde olduğunu söylemek olanağı yok, eski geleneksel yöntemleri sürdürüyorlar.

- Son olarak, sürecin devamına ilişkin öngörüleriniz nelerdir?

- Bu sorunun yanıtını merak edenler kitabı okusunlar! Şaka bir yana, gerçekten Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, çünkü hem evrensel hem de ulusal konjonktür yeni bir çağa, yeni bir devrim aşamasına geçti!

 

Aykut Küçükkaya:

‘Güncede iktidarın hırsını göreceksiniz’

-Üç kritik tarihe dikkat çekiyorsun kitabın senin hazırladığın Gezi Güncesi bölümünde.


- Gezi Güncesi’ne başlamadan önce okurları kısa da olsa bir kaç yıl öncesine götürmek istedim. Çünkü üç önemli günün kısa da olsa hatırlatılmasında büyük fayda gördüm. 16 Eylül 2011 İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesi için karar aldığı gün. O gün CHP’li belediye meclis üyeleri Topçu Kışlası’nın yapılmasına karşı çıkıyor. Sonraki iki tarih ise çok önemli. 17 Ocak 2013’te İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Taksim Gezi Parkı’na yapılması planlanan Topçu Kışlası projesine onay vermediğini yazılı bir açıklamayla duyuruyor. Bu kararı o tarihte değerlendiren Taksim Platformu’nun üyesi Mimar Korhan Gümüş, “Bu iş bir fırsata dönüşmeli. Bugüne kadar kamusal alan hep bir çatışma alanı olarak görüldü. Kamusal alana iktidarlar hep damgalarını vurmak istedi. Buradaki kamusal alan Nişantaşı’na kadar uzanıyor. Devlet tarafından da özel sektör tarafından da yürütülemez bu işler. Yeni bir kamu modeli lazım. Taksim Gezi Parkı kente enerji veren bir rekreasyon alanı halini alabilir. Bir kültür vadisi olabilir…” diye konuşuyor. Ama iktidar ve onun İstanbul’daki temsilcileri o günden direnişin yaşandığı günlere kadar bu olumlu sözlere kulak tıkıyor ve Tarih: 28 Şubat 2013: İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’ndan dönüyor. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, Taksim Gezi Parkı’na yapılması planlanan Topçu Kışlası’na onay veriyor. Yine aynı gün Taksim Platformu’ndan bu kez Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Betül Tanbay, “Yüzde 50 gibi bir oyla seçilen iktidarın bu anlayışı Türkiye için bir felakettir. Muhalefeti de uyanmaya davet ediyorum. Kararın 28 Şubat’a denk getirilmesi AKP’nin intikam zihniyetinin göstergesi. İktidarın bu anlayışı Türkiye için bir felakettir…” diyor. 28 Şubat 2013 günü yapılan bu açıklama sanki 3 ay sonra yaşanacak tarihi günlerin habercisi karşımıza çıkıyor. Kısacası eğer siyasi iktidar Taksim Dayanışması’nın aylar öncesinden yaptığı uyarıları dikkate alsaydı, halkın temsilcilerinin görüşlerine değer verseydi hayatını kaybeden insanlar bugün hayattaydı, aramızda soluk alıp vereceklerdi. Gezi Güncesi’ni okuduğunuzda siyasi erkin iktidar hırsını göreceksiniz. Bu hırsın olayların tırmanmasında büyük rol oynadığına tanık olacaksınız. Siyasi söylemlerin, siyasi hırsların insan yaşamından halkın taleplerinden daha önemli olduğunu farkedeceksiniz.

“DİRENİŞÇİLER TÜRK BASINI’NA DA
HAYATININ EN BÜYÜK DERSİNİ VERDİ”

- Simgelerin gücü… Sosyal medyanın ve fenomenleşmesine büyük katkıda bulunduğu tüm o “simgeler” Gezi direnişinde de çok önemliydi… Bu simgeler ve sosyal medyanın gücü ve oluşan yeni iletişimsel direniş terminolojisi nasıl ortaya konuluyor Günce’de?
- Sosyal medyanın gücü biz gazetecilerin karşısına bambaşka bir tablo ortaya koydu. Halk sadece üzerine gaz bombalarıyla, tazyikli kimyasal sularla saldıran polisin şiddetini görmeyen basının maskesini indirmekle kalmadı; yurttaş kendi iletişim dünyasını da yarattı. Belki de Gezi direnişçileri basın kuruluşları önünde yaptıkları eylemlerle Türk Basını’na hayatının en büyük dersini verdi. Birçok basın kuruluşunun -burada isimlerini saymama gerek yok- gazetecilikte sınıfta kaldı. Haber atlayabilirsiniz, eksik yazabilirsiniz ama görmemezlikten gelemezsiniz. Bazı basın kuruluşlarını yönetenler bu sıralamada üçüncüyü tercih etti.
Bu nedenle asıl önemlisi basının bu tutumunun insanların vicdanlarında bıraktığı yara oldu. Üç maymunu oynayan basın kuruluşları halkın duyarlı kesiminin vicdanlarında mahkum oldu. Bir basın kuruluşu için bundan daha büyük bir ceza olabilir mi?
- Türk medyası açtığı o yaranın izini silebilecek mi? Unutturabilecekler mi? Ben sanmıyorum. 20 yıla yaklaşan gazetecilik tecrübene göre sen ne dersin?
- Hayır!.. Unutturamayacaklar. Türk halkının unutkan olduğu söylenir. Ne var ki biz Gezi olaylarından önce Taksim’deki o genç yüreklerin apolitik olduğunu düşünüyorduk. Ama onlar dünyanın direniş tarihine geçtiler. Basının yarattığı o yara izi de halkın duyarlı kesimlerinde taaa içlerine kadar işledi. O yüzden unutturamazlar.

“BU, HALKIN İÇİNDEKİ BİR GAZETENİN GÜNCESİ

- Direniş boyunca gecesini gündüzüne katan halkın içindeki “gazeteci”yi ortaya koyan bir döküm de diyebilir miyiz Günce için?
- İstersen şöyle diyelim: Bu günce halkın içindeki bir gazetenin güncesi. Cumhuriyet gibi gazetelerin değerini, önemini tarihe geçen Gezi Direnişi’nde bir kez daha iyi anladık. Cumhuriyet’in habercileri Gezi olayını ilk günden itibaren yakından izlediler. Bizler de gözlemlerimizi, tespitlerimizi ve yaşananları tüm çıplaklığıyla okura sunmaya çalıştık. Birikimimizi haberlere yaymaya çalıştık. Türkiye’de olan biteni yaşanan haksızlıkları sorgulamaya, soruşturmaya çalıştık. Biliyorsunuz şu ana kadar beş kişi yaşamını yitirdi. Ortada çıplak bir gerçek var. Neredeyse ölenlerin suçlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Ölümlerle ilgili ne ciddi bir soruşturma yürütülüyor ne de suçlular tespit edilip ceza veriliyor. Kendinizi yaşamını yitiren gencecik isimlerin yakınlarının yerine koyun. Onların devlete karşı, polise karşı, hükümete karşı haklı isyanlarına duyarsız kalabilir misiniz? Onların haykırışlarına kulaklarınızı tıkarsanız, bu mesleği nasıl yapacaksınız? Yukarıda bahsettiğim gibi bu gazeteciler için büyük bir sınavdı. Cumhuriyet Gazetesi’nin ve yazıişlerinin bu zor sınavı halkın gözünde, okurlarının gözünde geçtiğini düşünüyorum.


Türkiye’yi Sarsan Otuz Gün: Gezi Direnişi/ Emre Kongar-Aykut Küçükkaya/ Cumhuriyet Kitapları/ 192 s.