#DirenenMahkeme

Ergenekon mahkemesi(*), uzun tutukluluğa ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra da sanıkların tahliye taleplerini reddetmiş. Mahkemenin bugüne kadar süregelen istikrarlı yaklaşımını bilenler için sürpriz olmayan bu RET kararının gerekçesinde aynen şöyle denilmiş:

16 Temmuz 2013 Salı, 08:03
Abone Ol google-news

“1982 Anayasası’nın 153. maddesi hükmü karşısında, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararı, ancak Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla veya Resmi Gazete’de yayımlanacak gerekçede belirlenen sürenin dolması ile yürürlüğe gireceğinden, Terörle Mücadele Kanunu’nda 6352 sayılı Kanun ile değişik 10. maddesi halen yürürlükte olup tutuklu sanıkların da tutukluluk durumları bu madde hükmüne ve dosya kapsamına göre değerlendirilerek aşağıdaki karar verilmiştir.”

Mahkeme haklı mı?

Gerçekten de, anayasanın 153. maddesine bakıldığında sözlük anlamıyla (lafzi yorum) Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının, Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla yürürlüğe gireceği yazmaktadır. Buradan çıkan sonuç, Ergenekon mahkemesinin anayasanın sözüne uygun bir gerekçeye dayandığıdır. Hukukta, lafzi (sözel) yorum denilen bu yöntemde, hâkim kanunun sözüne, dilbilgisi kurallarına tam olarak bağlı kalmaktadır. Oysa, bugün kanunun uygulanmasında genel olarak kabul gören yöntem, kanunun sözüyle sınırlı bir çerçevede yorum yapılmasının yeterli olmadığı, kanunun sözü kadar özü (ruhu) ve amacının da dikkate alınması gerektiğidir. Bu yalnızca akademik alanla sınırlı bir görüş değildir. Çok uzun yıllardan beri Yargıtay ve diğer yüksek mahkemeler de bu yorum yöntemini benimsemişlerdir. Bu bağlam içinde yazı konusuna dönersek, acaba anayasanın 153. maddesi, uygulamada nasıl değerlendirilmekte ve uygulanmaktadır?
Ergenekon mahkemesinin, tutukluluğun devamına karar vermesi Yargıtay’ın bu konudaki kararlarıyla uyumlu mudur?

Ceza Genel Kurulu ne diyor?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25 Eylül 2001 tarihinde OYBİRLİĞİYLE verdiği bir kararda (Esas 2001/4-153, Karar 2001/164) bu konuda aynen şu saptamalar yapılmıştır:
“Anayasanın 153. maddesindeki ‘İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz, kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar’ hükmü uygulamada önemli sorunlara, gerçekdışı haberlerin duyum olarak kamuoyuna iletilmesine neden olmuş, mahkemece son yıllarda bu durumun önlenmesi için kısa kararların yarı resmi biçimde basına duyurulması yöntemi benimsenmiştir. 153. maddedeki bu düzenleme uyarınca, iptal kararları duyulmasına karşın yasanın anayasaya aykırı olduğu biline biline uygulanmasına devam edilmiş, kimi durumda da iptal edilen yasanın benzeri yeniden çıkarılarak, Anayasa Mahkemesi’nin bu yeni yasayı iptaline ve iptal kararının yayımına kadar yürürlükte kalması amaçlanmış, Anayasa Mahkemesi’nce bu olumsuzlukların giderilmesi için, anayasal ya da yasal bir düzenleme bulunmamasına karşın, kuralın yürürlüğünün devamında giderilmesi olanaksız zararların ortaya çıkmasının söz konusu olduğu hallerde ‘yürürlüğün durdurulması’ kararı verilerek bu tür anayasal ihlallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. (Y. Aliefendioğlu, Age. sh. 424 vd, Aynı yazar Anayasa Yargısı, sh. 204)
‘Yürürlüğün durdurulması’ kararı ile bir kısım iptallerde, iptal kararının verildiği tarihi ile gerekçesinin Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihler arasındaki, anayasaya aykırı ve meşruluğunu yitirmiş bir kısım kuralların uygulanması veya uygulanmaması sağlanabilmiş ise de; her istemle ilgili ‘yürürlüğün durdurulması’ kararı verilmesi olanağı bulunmadığından çoğu zaman iptal kararının verildiği tarihten maalesef çok uzun bir süre sonra gerekçeli karar yazılıp Resmi Gazete’de yayımlandığından, bu dönem içinde özellikle kişi özgürlüklerini ilgilendiren iptallerde, yargı organlarınca hukuk devleti ilkesi ve anayasanın ruhuna sadık kalınıp, biçimsel olarak varlığını sürdürse dahi geçerliliğini yitirmiş yasa kuralları uygulanmayarak, evrensel hukuk normları hayata geçirilmiş, temel haklar ve özgürlüklerin korunmasında duyarlılık gösterilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarına karşı herhangi bir yasa yolu öngörülmediğinden verildikleri anda kesin olmaları, bu kararların anayasanın 153’üncü, Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53 ve 54. maddelerinde belirtildiği üzere, ‘Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri ve kuruluşları’ bağlamaları, 4616 sayılı Yasa’nın uyuşmazlık konusu 6’ncı bendindeki, ‘daha önce şartla salıverilme hükümlerinden yararlandığı halde yeniden suç işleyerek hüküm giyenler ile daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananlar, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar’ şeklindeki düzenlemenin herhangi bir süre öngörülmeden iptal edilmiş olması, iptalle ilgili herhangi bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmaması ve bu nedenle iptal gerekçesinin, bendin uygulanmamasına herhangi bir etkisinin söz konusu olmaması, anayasaya aykırılığı saptanan bir kuralın uygulanmasına devam olunmasının, ileride giderilmesi olanaksız zararlara neden olacağı ve hukuk devleti ilkesine olan güveni zedeleyeceği de dikkate alınarak, iptal hükmünün herhangi bir süre ve koşul öngörülmeden iptal edilen bendler yönünden, yürürlüğe girdiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.”
İptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanması beklenmeksizin, basın yoluyla ya da mahkemenin internet sitesinden duyurulması ile derhal uygulanmasının hukuk devletinin ve hukuka saygının gereği olduğuna yönelik Yargıtay 1 - 5 ve 6. Ceza dairelerinin de kararları olduğunu hatırlatalım.
Hatta, Adalet Bakanlığı’nın bile (2001 yılında) bu konuda “kanun yararına bozma” yoluna başvurarak konuyu Yargıtay’a götürdüğü ve bu görüşü paylaşmış olduğu bilinmektedir.

Sonuç


Bu veriler ışığında, Ergenekon mahkemesine “direnen mahkeme” dememiz herhalde yadırganmamalıdır. Peki, Türk hukuk sisteminde olağanüstü bir mahkemenin, yerleşik hukuk uygulamasına tek başına kafa tutmasına, direnmesine ve bu nedenle onlarca insanın hukuken mağdur edilmesine karşı yapacak hiçbir şey yok mudur? Yasama ve yargının üst kurumlarının yaşanan duruma seyirci kalmasına, Adalet Bakanlığı’nın ataletine bakılırsa, hukuk üç-beş yerel hâkimin inisiyatifine terk edilmiş görünüyor.
(*) Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin, tıpkı 27 Mayıs 1960 sonrası kurulan Yassıada Mahkemesi gibi sadece tek bir dava dosyasına baktığı, bu mahkeme heyetinin bakmakta olduğu ikinci bir davasının olmadığı, elindeki bu tek davayı bitirdikten sonra 6352 sayılı Kanun gereğince -otomatik olarak- kendiliğinden feshedilmiş olacağını dikkate alarak, olağanüstü mahkeme niteliğinde olduğunu ve yargılama (!) yaptığı tek davanın adıyla kendisine de “Ergenekon mahkemesi” denilmesinin uygun olacağını düşündüğümüzden bu adı kullanıyoruz.