Dr. Kumru Eren: ‘Pandemi sonrası çok şey değişecek’

Borusan Contemporary Direktörü Dr. Kumru Eren, karantina şartlarında yaptığımız söyleşide pandemi sonrası kültür sanat hayatımızda ne gibi değişiklikler olacağına dair görüşlerini paylaştı. Eren, sanat alanında bir içe kapanmanın yaşanacağını düşünüyor ve bütçelerin küçülebileceğini söylüyor.

03 Haziran 2020 Çarşamba, 09:06
Abone Ol google-news

Kumru Eren ile aslında göreve ilk geldiği günlerde sözleşmiştik bir söyleşi için. Ancak o günler -güzel günlemizmiş, şimdi anlıyoruz- henüz salgın, karantina gibi kavramlar yoktu hayatımızda ve mart ayı için randevulaşmıştık. Sonra her şey alt üst oldu malum. Mart, nisan, mayıs derken nihayet ‘Hadi artık yapalım şu söyleşiyi’ dedik ve uzaktan uzağa yazışarak okuyacağınız şu satırları kotardık. Borusan Contemporary ile başlayan sohbetimiz haliyle pandemi sonrası Türkiye’de kültür sanat ortamı nasıl olacak, oralara kadar geldi.

Borusan Contemporary’de göreve gelmenizden kısa bir süre sonra salgın patlak verdi ve birçok şey durdu. Öncelikle salgın öncesi planlarınız nasıl şekillenmişti, oradan başlayalım.. Yeni sergiler vb gibi detayları da öğrenmiş oluruz hem…

Yeni bir göreve geldiğinizde yüksek bir enerjiyle pek çok şey yapma heyecanıyla dolu oluyorsunuz. Pandemi ile içine girdiğimiz süreç başta bu heyecanı sekteye uğratmış gibi görünse de, içe dönüp varolan projelerimiz, kaynaklarımız ve önceliklerimiz üzerinde düşünme fırsatı verdi. Aynı zamanda bu süreçte, ekip olarak fikirlerimizi paylaşmak, birbirimize destek vermek, özetle çalışma pratiğimiz anlamında çok şey kazandığımızı düşünüyorum. Projelere gelince, izleyiciyle buluşturmamıza çok kısa bir süre kalan koleksiyon sergimizi ertelemek durumunda kaldık. Bu kez sergi için yayına hazırladığımız kitabımızla bir de sürpriz yapmayı planlamıştık. İzleyicilerimizle birlikte Perili Köşk’ü bir süre daha özleyeceğiz gibi görünüyor. 


Salgınla beraber bu planlarda nasıl bir revizyona gittiniz?

Salgınla birlikte, genel anlamda toplum sağlığını; çalışanlarımız, izleyicilerimiz, sanat sektörünün her alandaki paydaşları ve basın mensubu dostlarımızı düşünerek, hızlı işlemiş bir karar alma mekanizmasıyla resmi açılışımıza iki gün gibi kısa bir süre kalmış olmasına rağmen sergimizi ‘dondurma’ kararı aldık. Diğer taraftan, her yıl Eylül ayında ziyarete açtığımız geçici sergi planlarımızda bir dizi değişikliğe gitmemiz gerekti. Bu noktada diğer sanat kurumları gibi manevra yapma kabiliyetimizin de sınandığı bir süreçten, başarıyla geçtiğimizi düşünüyorum.

Bu süreç, yeni medya alanına odaklanmış bir artistik stratejiye sahip olmamızın avantajlarını da kullanma imkanını verdi. Doğası gereği, ekran aracılığıyla deneyimlenmeye çok daha uygun olan koleksiyonumuzdaki yeni medya eserlerini, online platformlar üzerinden izleyicimizle buluşturduk. Google Arts & Culture platformu üzerinden, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndaki eserler,  “Mika Tajima: Esir”, “Borusan Sanat Çağdaş Koleksiyonu’ndan Seçki”, “Üvercinka” ve “Universal Everything: Akışkan Bedenler” adlı geçmiş donem sergilerimiz ve son olarak pandemi tedbirleri kapsamında şu an ziyarete kapalı olmakla birlikte 13 Eylül’e kadar ağırlayacağımız “Bill Viola: Geçici” sergisini Google Arts & Culture platformu üzerinden online ziyarete açtık. 


SANATÇILAR İÇİN YENİ FIRSAT ALANLARI AÇILACAK

Pandemi sonrası genel olarak çağdaş sanat ve müzecilik anlamında neler tamamen değişecek, ya da değişmeli (mi)?

Pandemi, bir süredir dünyanın gündeminde olan bazı olguların efervesan şekilde yaşamımıza nüfuz etmesine neden oldu. Bunlardan en görünür olanları dijitalleşmeyle birlikte, mekan ve uzam algımızın değişmesi ve kamusal alanın yeniden tanımlanması; dünyanın azalmakta olan kaynakları dolayısıyla bir ekoloji fikrinin tüm iş yapış biçimlerimize adapte edilmeye başlamasıydı. Arka planda daha az görünür olan ise 80’lerin sonu ile başlayan küreselleşme sürecinin sona ermeye veya dönüşmeye başlaması oldu. Bence bu ikinci fenomenin uzun vadeli etkilerini daha fazla hissediyor olacağız. Pek çok alanda olduğu gibi, sanat alanında da bir içe kapanma ve eldeki kaynaklara dönüş söz konusu olabilir. Somutlaştırırsam, müzelerin büyük bütçeli ‘ödünç’ sergiler yerine koleksiyon sergilerine yer vereceğini; sanatçı ve küratör, yerel yetenekleri daha fazla radarlarına alacaklarını düşünüyorum. Daha az seyahat etme sürecinin, -ki Kovid-19 öncesinde de bireylerin karbon ayak izi kritik bir konu olarak öne sürülmekteydi- koleksiyon yapma anlamında da benzer sonuçlar doğuracağını düşünmek mümkün. Tüm bu tablo, genç sanatçılar ve mekan/uzam bağlamından bağımsız, inovatif teknoloji ve metodlar kullanan sanatçılar için de bir fırsatlar alanı açacaktır. Genel olarak sergileme ve izleyiciye ulaşma biçimlerimizdeki değişiklikler konuşuluyor, ancak asıl değişikliğin üretim biçimleri tarafında yaşanacağını düşünüyorum. Diğer taraftan sanat ortamına hizmet etmesi gereken yerde, amacını aşan bir PR ve ağırlama anlayışının değişmesiyle, ayağı yere basan, rasyonel bir sanat ekonomisi ile karşılaşacağız. Bu durum, asıl odağımızın içerik olmasını sağlayacaktır. Yavaşlama ve derinleşmenin, aynı zamanda sosyal yaşamlarımızı etkileyen bu paradigma değişikliğinin, sanat yazımına katkı sağlayacağını sanıyorum.

KRİZ DÖNEMLERİNDE SANATA İHTİYAÇ ARTAR

Pandemi sonrası kültür sanat ortamı ne kadar sürede kendini toparlar sizce ve bu konuda kimlere ne gibi görevler düşüyor?

Sanat yapıtının doğası gereği, sanatın üretilmesinden tüketilmesi /izleyiciyle buluşmasına kadarki süreç, tüm diğer iktisadi süreçlere göre farklı. Zira buradaki motivasyon kültürel, sembolik, sosyal ve duygusal ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Kültür stratejistleri, kriz dönemlerinde insanların sanata olan ihtiyaçlarının arttığını söylüyor ve yakın tarihi, 11 Eylül sonrasını örnek gösteriyorlar. Diğer taraftan, son yirmi yılın resesyon dönemlerine baktığımızda, küresel borsa endeksine göre çağdaş sanat endeksinin direnç sahibi olduğunu görebiliyoruz. Bu da temel finansal yatırımlar arasında sanat yatırımının kendine yer edindiğini gösteriyor. Kültüre erişim olanaklarının teknolojiyle eşgüdümlü olarak geliştiği bu dönemde, ben oldukça hızlı bir toparlanma bekliyorum.

Dünyada, özellikle devlet kaynaklı fonların sektörün işleyişi için kullanıldığını görüyoruz. Konuyu toplumsal bir misyon olarak ele almak için bu dönem bir ateşleyici olmalı. Bu konuda sivil yapılara, koleksiyonerlere ve sanat hamilerine daha fazla iş düşecektir. 

Türkiye’de müzecilik ne durumda sizce, dünyadaki çağdaş örneklerle kıyaslarsak?

Türkiye, gerek sanatsal, gerekse tematik gerekse de arkeoloji gibi farklı alanlarda büyük bir potansiyele sahip. Özellikle sanat tarafında, sergilenmemiş çok ciddi koleksiyonların varlığından söz edebiliriz. Bunların çoğunu kurumsal envanterler oluşturmakta. Bu eserlerin izleyiciyle buluşması, alanın zenginleşmesi için önem taşıyor. Henüz varolan müze ve kültür kurumlarının bu potansiyeli yeterli derecede temsil etmediğini düşünüyorum.


ÖZEL MÜZECİLİĞİN DOĞURDUĞU REKABET OLUMLU

Kamu ve özel sektör destekli müzeler arasında ne gibi farklar görüyorsunuz ve nelerin değişmesi gerek sizce?

Ülkemizde müze sayısı 451,  Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olanlar 200, özel müzeler ise 251’e ulaşmış durumda. Kamu tarafındaki müze envanterlerinde 3 milyon 337 bin 766 eserden söz ediliyor. Bu çok ciddi bir rakam. 2000’li yıllara kadar müzecilik algısı daha çok arkeoloji alanına sıkışmış durumdayken; bu dönemle birlikte özel müzecilik alanının gelişmesinin doğurduğu doğal rekabet ortamının tüm kültür kurumları için olumlu etkisinden söz edebiliriz. Ancak özellikle kamu tarafında uluslararası normlarda işletmesel gerekliliklerin yerine getirilmesi dışında, insan kaynağı, teknoloji, yayıncılık gibi  alanlarda da alınması gereken yol olduğu malum. Özel müze ve kültür kurumları ise çok daha dinamik bir yapıya sahip olmanın avantajlarını kullanmakta. Önümüzdeki dönemde, dijital ve taşınabilir kültür ortamlarıyla rekabet etme mecburiyetinin, iki kategori için de inovatif çözümler üretme ihtiyacı doğuracağını sanıyorum.

Hep tartışılan bir konu var, Kültür ve Turizm Bakanlığı bir arada olmalı mı olmamalı mı diye? Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu ‘kadim’ bir tartışma sanıyorum. Az önce konuştuğumuz üzere müzecilik algısı uzunca bir süre arkeoloji temalı müzelerle sınırlı kalmış. Sanat müzeleri, tematik müzeler ve bağımsız sanat kurumları 2000’li yıllar ile birlikte varlık göstermeye başladılar. Açık hava müzesi niteliğinde bir coğrafyada, ağırlıklı algının arkeoloji temalı müzeler olması ve bu kategorinin ören yerlerini de kapsaması dolayısıyla, bu iki disiplinin ilişkilendirilmesi şaşırtıcı değil. Kamuya bağlı müze ve ören yeri kategorisinin geçen yılki ziyaretçi verilerine baktığınızda 35 milyon gibi bir veri söz konusu. Bu rakam, istatistikleri göz önüne aldığımızda sürekli bir artış içerisinde. Bu da çok ciddi bir insan hareketliliğine işaret ediyor. Bu durumda bu iki disiplinin aynı şemsiye altında ele alınması bana çok da tuhaf gelmiyor. Ancak buradaki tartışma daha ziyade üst başlığın ne olduğunda değil; kamu tarafından tahsis edilen bütçelerde başlıyor haliyle. Kültür politikalarının tartışmaya açılması, alanın aktörlerinin bu süreçlerde aktif yer alması gerekiyor.

FUARLARIN ARTİSTİK KALİTESİ YÜKSELMELİ

Çağdaş Sanat Fuarları sizce sanatın kendisine bir katkı sunuyor mu gerçekten, yoksa sadece piyasayı doyurmak ve sermayeyi sanat alanında döndürmek gibi bir işlevi mi var?

Sanat - sermaye döngüsünü, sektörün tüm ticari, görece olarak kurumsal aktörlerine  - galeriler, müzayedeler, sanat kurumları, müzeler gibi- uyarlamamız mümkün bana sorarsanız. Alanın hangi aktörü bu döngüden kaçınabiliyor? Bağımsız inisiyatifleri dışarda tutabiliriz belki. Son otuz, kırk yıl içerisinde kâr amacı güden ve gütmeyen sanat organizasyonlarının rekabetçi bir platforma taşınma gereksinimi, işletme kültürünün sanat alanına da adapte edilmesini sağladı. Fuarlar da aynı sistemde işlev görüyor. Tabii fuarlar doğaları gereği artistik anlamda daha popülist yaklaşımlara sahip olmak durumundalar. Sanat ekonomisinin gelişmesi ile sanatçıların sanat üreterek yaşayabilmeleri için daha uygun koşullara sahip olabilmeleri arasında pozitif korelasyon sözkonusu. Fuarların, özellikle Türkiye gibi derin olmayan sanat ekonomilerinde rekabet ortamının yaratılmasıyla birlikte artistik kalitelerinin yükselmesi gerektiğini düşünüyorum.