Ebru sanatçısı Ebru Uygun’un son çalışmaları eylülde çevrimiçi açılacak

Bu bir başarı hikâyesi... Çok klasik mi ya da klişe mi oldu bilmiyorum. Ama bugünün başarı ve azim dolu hikâyesi atölyesinde buluştuğum adı ile aynı sanat dalı ile ilgilenen ebru sanatçısı Ebru Uygun’un hikâyesi... Bu sayfalara sığmayacak kadar uzun bir yolculuk... Uygun, 1994 yılında (TOÇEV) Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı’nı kurdu. İlk önce vakfa maddi destek sağlamak için pazarlarda giysi sattı arkadaşları ile. Vakıf adına para kazanmaya ilk öyle başladı.

14 Ağustos 2020 Cuma, 06:00
Ebru sanatçısı Ebru Uygun’un son çalışmaları eylülde çevrimiçi açılacak
Abone Ol google-news

1994 yılında 5 çocukla başlayan serüven, şu an milyonları aşkın çocuk ile devam ediyor. 2005 yılında, hayata geçirdiği ve köy okullarını onardığı “Yaşasın Okulumuz” projesi ile ilk ulusal kampanyayı başlattı.

Uygun, 2001 yılından sonra 3 yıl boyunca üst üste çok büyük ameliyatlar geçirdi. Bir yandan Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığıyla mücadele ederken bir yandan da Türkiye’nin neredeyse her yerini dolaştı ve okumak isteyen ama imkanları olmayan çocuklara ulaştı.

Ebru Uygun, hastalığı nedeniyle 2001 yılında yürüyemez ve konuşamaz hale geldi. Hastalığını ve hastane günlerini “102 No’lu” adlı kitapta kaleme aldı. “Dokunduğum Yürekler”de ise küçük bir dokunuşun çocukların hayatında yaptığı değişimleri anlattı sonrasında “Birlikte Büyümek”... Bugün ben bu uzun soluklu hikâyenin ebru sanatı kısmını soruyorum, Uygun anlatıyor.

Uygun, tıpkı yapıtlarının tonlarında, rengârenk giyinmiş. Pandemi sürecinde küçük objelerle çalışan sanatçı ile yakın zamanda açılacak sergisi üzerine konuştuk.

- Yapıtlarınızda gördüğüm kadarıyla ebru sanatına çağdaş bir yorum katıyorsunuz. Kumaşlar ve kâğıtlarla da çalışmışsınız.

Evet, çok doğru, biraz daha ebruyu günümüze uyarlamaya çalışıyorum. Farklı malzemeler -epoksi mesela- kullanıyorum, bu son sergimde, o malzemeyi ebru tekniğini kullanarak büyük küplere yaptım, 80’e 80, 60’a 60, 40’a 40 küplerde çalıştım. Pandemi öncesi, 12 Şubat’ta benim sergim vardı. Pandemi sırasında da onların ufak minyatürlerini yaptım. Art objelerini yaptım. Yani 10’a 10, 7’lere, 5’lere kürelere de yaptım. Ebruyu seçmemin nedeni bir yerde de ülkemi çok seviyorum, Türkiye’nin her yerini dolaşıp yedi milyon çocuğa ulaştım vakıfla beraber. Dolaşırken o dokuyu aldım. Geleneklerimizden kopmayı sevmiyorum. Ama tek başına da beni yoruyor.

KÜÇÜK OBJE ZOR...

- En zoru bu çalışmalarınız olsa gerek, çünkü küçük objelere çalışmak sabır ister.

Aynen öyle. Büyükten daha zor, bravo, nasıl yakaladınız? Kimse bana inanmıyor, küçüğe yapmak o kadar zor ki. Ve evin içindesiniz. Sevdiğiniz mesleği yapmak böyledir ya zaten, o dünyaya girdiğim zaman kapatıyorum bütün algılarımı ve direkt oraya odaklanıyorum. O beni çok başka bir noktaya çıkarıyor, görmüyorum küçüğü, büyüğü, renklerle yakalamaya çalışıyorum.

Bütünün içindeki duyguları oraya aktarmaya çalıştığım için yaptığım bütün sanat eserlerinde hepsinde o var. Bütün yaşanmışlıkları esasında suya nakşetmeye çalışıyorum. Burada boyalarla küplerin üzerine yapmaya çalıştım. O başka bir dünya, başka bir şey. Küreler lolipop gibi oldu.

Farklı bir mekanizma, ebruyu akışına göre yapıyorsunuz, hayal ettiğiniz bir eser çıkarıyorsunuz, fakat onu dengeli kurutmanız gerekiyor. Eğer baş aşağı kurutursanız, boya aktığında yaptığınız eser kalmıyor. Ve ben devamlı küreleri çevirerek kuruttum. Her sanatçıda vardır, eseriniz sizin bebeğiniz oluyor, bebek hassasiyetinde bakıyorsunuz. O kuruyana kadar onunla yaşıyorum.

- Pandemi sürecinde farklı bir tarz yakalamışsınız.

Evet, aynı zamanda başka bir tarz deniyorum. Farklı ebruları yine ellerimin şekillendirmesiyle farklı bir noktaya getirmeye çalıştım. Bu kâğıt, bu mesela epoksi malzemesi. Kâğıt ebrulardan, kumaş ebru, kâğıt ebru üzerine, kumaş ebru yapmaya çalıştım. Tahta boyalarını biraz daha akıcı hale getirip, ebru tekniğiyle tahtaların üzerine boya yapmaya çalıştım.

- Hastalık sürecinde mi Ebru sanatına başladınız?

Evdesiniz ve sanatın inanılmaz iyileştirici gücü var, başka bir şey sanat. Hastalık sürecinde başladım, evet... O zaman kendi içimde, şimdi hep beraber karantina sürecini yaşadık ama ben çocukluğumdan beri devamlı karantina sürecini yaşadığım için böyle evreler çok oldu hayatımda. O yüzden benim psikolojimi bozan bir durum değildi. Ben 2011’de başladım ebruya ve tamamen gözlerimle yaşadığım bir sorundu. İzole ve karanlık bir ortamda yaşamak zorundaydım, yaklaşık altı ay sürdü. O dönemde ebru ustası Ali Saraçoğlu’na telefon açtım. “Gel atölye kuralım, sana ebru yaptırayım” dedi. Ve bunun benim hayatıma çok önemli bir etkisi var. Bir de suyun çok önemli etkisi var. Çocukluğumdan beri suyla başka bir iletişim kuruyorum. Ve ebruda bunu yakaladım. Devamlı suyun içindesiniz. Suyun çok şifalandıran bir yönü var, arınırsınız. Dışardan gelince bile direkt banyoya girersiniz ya, onun gibi... Ebruda böyle hissediyorum ben. Bütün o yaşanmışlıkların, hastalığımla alakalı, o süreçteki o bütün zorluklar, üzerime konan bütün o duyguları atıyorum. Böyle hissediyorum ve böyle başladı zaten.

‘FARKLI BİR TEKNİĞİM VAR’

- Peki, yapıtlarınızda kullandığınız bir simgesel çizginiz ya da vazgeçilmez renginiz var mı?

Çizgim yok ama mavi! Mavisiz çok az ebrum vardır. Yazdığım kitaplarımı imzalarken imzamı yan atarım mesela. Ebrularımda da vardır bu. Düz ebru yok, yamukluk vardır. Farklı bir tekniğim var, kendime has, kendime özel bir şey, Ebru yaparken onu oynuyorum ve maviden vazgeçemiyorum.

- Her cümlenizde su diyorsunuz, neden?

Suyun şöyle bir önemi var çünkü. 40’lı yaşlarımda hastalıktan dolayı ciddi bir rahatsızlık geçirdim ve Amerika’ya gidip, üç yıl hastanede yaşadım. O zaman esas hastalığıma teşhis konuldu. Vücudumda sıvı üreten organlarıma saldırıyor hastalık. Yani tükürük bezlerime, gözlerime, gözyaşım yok benim yeterli ve pankreasıma saldırdı, şu an bağırsaklarıma takıntılı gibi... Ve benim suyu sevmem enteresan bir şey. O yüzden ebru hayatımda olmazsa olmaz.

- Son yaptığınız yapıtlara bakıyorum ve diğerlerinin aksine koyu renkler hâkim gibi... Neden?

Bu pandemi döneminde insanların yaşadığı karanlığın bir dışavurumu sanırım. Siz söyleyince daha çok dikkat ettim de içimde tutamamışım demek ki... Ama kıpkırmızı yapıtlarım da var. Kırmızı heyecanı anlatıyor ama içinde siyah var, bir şey sizi heyecanlandırır sonra dibe vurursunuz. Birdenbire sarı geliyor, güneş açıyor ve beyazı görüyorsunuz ve yükselmeye başlıyorsunuz.