En eski Türk kültürü Şamanizm

YouTube kanalından görebileceğimiz ‘Şaman İzleri Sergisi’nin yapımcısı Kadın Kültür Platformu kurucusu Nesrin Öcal, küratörü ise Denizhan Özer...

29 Mart 2020 Pazar, 07:10
En eski Türk kültürü Şamanizm
Abone Ol google-news

SERFİRAZ ERGUN / KONUK YAZAR

Kuruçeşme’de Galatasaray Adası’nın karşısına düşen ana cadde üzerinde tarihi bir hamam. Dışarıdan hamam olduğu belli değil, iyice restore edilmiş. Bir sanat mekânı olmuş, ismi de Hamam Arts Hub. İçeride Şamanizm ile ilgili bir sergi var: “Şaman İzleri Sergisi”. 5 Nisan’a kadar açık kalacakmış sergi ama o da koronavirüs salgını dolayısıyla şimdi kapalı. Serginin yapımcısı Kadın Kültür Platformu kurucusu Nesrin Öcal, küratörü ise Denizhan Özer.

Şamanizm nedir diye şöyle bir baktım. En eski tarih dönemlerinden beri var olan, bir din değil ama vecde dayalı bir inanç. Şamanizm ritüel ve merasimler, semboller silsilesi. Sibirya ve Orta Asya’da yaygın. Orta Asya’daki Türk topluluklarınca da benimsenmiş. Kökü Paleolitik çağa kadar dayanıyor. Tabiat olaylarının birtakım ruhlarla ilişkili olduğunu düşünüyor Şamanlar. Bu ruhlarla bağlantıya geçerek hastaları iyileştiriyor, ölü ruhlarını öteki dünyaya gönderiyor, avcılar bu ruhlardan yardım istiyor. Türk halklarında “Kamlık” olarak adlandırılan Şamanlık anlayışı atalar kültüne bağlı ve doğayla bütün bir yaşamı esas alan bir inanç sistemi.

Kadın-Doğa-Sağlık

Sergi, Türklerin köküne ve Şamanizme referans vererek yorumlanan eserleri sergiliyor. Resim, yerleştirme, takı, giysi ne isterseniz var, sizi en eskilere götürebilmek için. Sergiye eserleri ile katkıda bulunan sanatçılar Hüsamettin Koçan, Tomur Atakök, Fevzi Karakoç, Murat İldem, Selçuk Fergökçe, Nesim Saydın, Nigar Bilgen, Hayri Emrah Ertaş, Akagu Cenk Sertdemir, Ahmet Özçetin, Serap Başol ve Yuka Sönmez. Sergide ayrıca Nesrin Öcal, Berrin Öztoprak, Sabiha Tansuğ ve Nigar Bilgen’in koleksiyonlarından çıkan Şaman kültürüne ait eserler de var. Sergi, Şamanizmi Kadın-Doğa-Sağlık üçlemesiyle anlatıyor. 

Nesrin Öcal, Kadın Kültür Platformu’nu kadının tarihsel önemini vurgulamak ve kadınların da bu önemi içselleştirmelerine yardım etmek amacıyla bundan yedi yıl önce kurduğunu söylüyor. Eğer bu iş, kültür sanat üzerinden aktarılacaksa ve bir sergi açılacaksa kadının köklerine inmek için önce Şamanizme bakmak gerektiğini anlatıyor. Yani kadının evriminin Şaman olarak başladığını düşünüyor. 

Şamanlar yurt ya da ger denilen çadırlarda yaşıyor. Mekânın bir köşesine kurulu koca bir Şaman çadırı var. Afyonlu bir keçe ustası yapmış ve üzerinde Gök Tanrısı Ülgen ile bağlantı kuran semboller var. Çadırın tepesindeki yuvarlak açıklık yakılan ateşin dumanına baca görevi görüyor. Dallarla, yapraklarla çevrili bir orman dekoru içerisinde bu ger ve etrafında da bu inancın kutsal saydığı ayı, geyik, kartal, baykuş gibi hayvanlar var. Akbaba ve kartal kutsanmış, onların yardımıyla doğuyorlar, onların yardımıyla ölünce ruhları gökyüzüne taşınıyor. Çadırın kenarında bir yerde de kısrak sütünden yapılan kımız tası da eksik değil...

Küratör Denizhan Özer, bana serginin, Şaman’ı astral bir yolculuğa çıkaran Fevzi Karakoç’un beyaz atıyla başladığını söylüyor. Her yapıtın önünde durarak ilerliyoruz. Video çalışmasının olduğu bir odaya giriyoruz, görüntüler bir kaleidoskop gibi akıyor, çemberler çiziyor. Çakraları açıyormuş. Başka bir odada Murat İrtem’in keçeden yapılmış rengârenk 88 beyin formu asılı. Şamanların ortak karar alırken kolektif bilince başvurduklarını anlatıyor. Bir başka odada Uzak Doğu kültürlerinde de bolca görülen kocaman bir hayat ağacı tavana doğru yükseliyor. Ve bu ağacın kendilerini Gök Tanrı’ya ulaştıracağına inanıyor Şamanlar. Aynaların olduğu bölümde sıra sıra boy aynalarının üzerinde Şaman figürleri çizili. Şamanlar aynada hem kendi ruhlarını görüyorlar hem de aynaların gelecekten haber verdiğine inanıyorlar. Tabii bir de saçtıkları ışıkla kötü ruhları uzaklaştırdığına...  

Şamanlar için davulun da sihirli özelliği var. Onun çıkardığı ritmik ses Şamanlarda trans hali yaratıyor ve bir yolculuğa başlıyorlar. Davul odundan yapıldığı için Şaman ölünce davulu ve giysileri de ormanda bir ağaca asılıyor, yani doğaya geri dönüyor. Bugünkü kültürümüzde üstüne basa basa tekrarladığımız geri dönüşüm ihtiyacımızın ne kadar eskilere dayandığını farkediyorum.  

Bir tasarımcı...

Serginin ilginç bir bölümü Kevser Gürcan’ın başlıkları. Kevser Gürcan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde hoca ve araştırmacı. Doktora konusu “Şaman Giysileri üzerine bir tasarımcı. Macaristan, Rusya ve Almanya’da Şaman kültürü ile ilgili müzeleri gezmiş ve Şamanizmdeki ikonografik unsurları saptamış. Bu ikonografiyi de bu sergide başlıklar üzerinden yorumlamış. Kadın da olsa erkek de olsa bir şaman kutsal başlık olmadan ritüel yapamıyor. Festival ve gösteri başlıkları da farklı. Şamanlar ya atalarından Şaman olmayı veraset yoluyla alıyor ya da ruh ataları var, onlar tarafından seçiliyor. Ruh ataları onlara giyecekleri giysileri de dikte ediyor, kuşu simgeleyecek, geyiği simgeleyecek gibi. Kevser Gürcan’ın yeniden yorumladığı başlıklardan Şamanların da “Ak Şaman-Kara Şaman, Büyük Şaman-Küçük Şaman” gibi sınıflandırıldıklarını öğreniyoruz. Aslında bir Şamanın üzerindeki giysiden onun mertebesini okumak gerektiğini de. O kadar çok simge var ki akılda tutulacak. Örneğin geyik boynuzunu gökyüzüne seyahat edebilen, sihirli uçuşu yapabilen Şamanın taktığını, astral seyahatte de ellerine at başlı kamçı ve asa taşıdıklarını öğreniyorum: Bir başka şey daha öğreniyorum, Gök Tanrısı Ülgen’in dokuz kızı ve Er Tanrısı olan yedi oğlu olduğunu. Sergideki tüm başlıklar, eski veya yeni tüm kostümler aynalar, düğmeler, metaller, tüylerle bezeli. 

Şamanlık, Türklerin varoluşlarından bu yana bir inanç sistemi olarak gelişmiş, yazılı kuralları olmadığından da nesiller boyu sözlu aktarımlarla bize kadar gelmiş. Sergi keşke kapanmamış olsaydı da siz de gezerken taa binlerce yıl öncesine bir yolculuğa çıkmış olsaydınız. 

Sergide kostüm tasarımları...

Sergide epey yapıtı olan 17 yıllık kostüm tasarımcısı Nigar Bilgen, İngiltere’de yaşıyor ve “Made in Love” isimli markanın da yaratıcısı. Sadece bu sergideki stilize giysileri değil, tüm tasarımlarını doğadan geri dönüşümlü organik malzeme ile üretiyor. Giysileri o kadar Şaman ki, aynı zaman da o kadar çağdaş ki, tak üstüne çık sokağa, bu ne şıklık diye bütün gözleri baktırır. Bu sergide yer alanlar içinde Şamanizmi en az bilenlerdenim ama sezgiyle ve özgürce bakınca bunlar çıktı ortaya diyor. Meğer benim tasarladığım birçok kostüm İyilik Tanrıçası, çocukların hamisi Umay Ana’nın etkisi altındaymış diye ekliyor. Bir Ak Şaman bluzu var yırtılmış eski beyaz ipekten, bir başka tasarımı bir ayetten ilhamlı, kadının eğri büğrü kaburga kemiğinden yapıldığı ayetinden. Üzeri kaburga kemikleri ve boncuklarla süslü. Ne kadar modern ve ne kadar göze güzel gözüküyor. Nigar Bilgen, bu çarpık kemikleri kim düzeltmeye kalkarsa kırar. Biz kadınların düzeltilecek bir tarafları yok diyor.