'Film bugünün reçetesi'

Ölüm orucuna yatan ve dışarı Korsakoff hastalığıyla çıkan altı kişiyi izleyen film 'Simurg' 30 Kasım'da sinemalarda. Yönetmen Ruhi Karadağ, bugünkü açlık grevlerini hatırlatarak "Bu filmi bir ilaç, reçete gibi düşünüyorum. Yaşanan ortak bir acı bu. Bu insanlar, bu toplumun içinden çıktılar" diyor.

31 Ekim 2012 Çarşamba, 11:45
Abone Ol google-news

Gazeteci ve yönetmen Ruhi Karadağ’ın “Simurg”u, onun deyimiyle bugün 50. gününe giren açlık grevi süreci için bir reçete niteliği taşıyor.

30 Kasım’da “Dünyada en çok Korsakoff hastasına sahip ülke olan Türkiye’de” gösterime girecek film, 2000’de Bayrampaşa Cezaevi’nde F Tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçları ve sonrasında gerçekleştirilen “Tufan” nam-ı diğer “Hayata Dönüş Operasyonu”nu anlatıyor.

“Geciken bir süreci yaşamak bize bir şey kazandırmayacak” diyen Karadağ, filmde 1996’da ilk ölüm orucu eylemlerini başlatan Refik Ünal, Cafer Gürbüz, Çiğdem Kazan, Hüseyin Muharrem Gündüz, Ali Ekber Akkaya ve Delil İldan’ın hem 2000 hem de 2010 yılında çekilen görüntülerini kullanıyor, filmi onların hikâyesi üzerinden şekillendiriyor. 1996’da tecride mahkûm olmamak, F tiplerine girmemek için ölüm orucuna yatan ve dışarı Wernicke Korsakoff hastalığıyla çıkan bu altı insanın 2000’de yine aynı şey için bedenlerini ölüme yatırmış insanlara gazla, ateşle, kurşunla yapılan saldırıya tanıklıklarını da izliyoruz.

2011 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’ne değer görülen filmin, bugün 50. gününe giren Açlık Grevi sürecinde bir reçete olacağını düşünüyor Karadağ, “Bu filmi bir ilaç, reçete gibi düşünüyorum. Türkiye dünyada en fazla korsakoff hastası olan ülke. Son 16 yılının sekiz yılını ölüm oruçlarıyla geçirmiş bir ülke. Bu toplumda bir hastalık yayılıyor. Bu hastalık hâlâ devam ediyor. Gör-me, bil-me, işit-me. Yaşanan ortak bir acı bu. Bu insanlar, bu toplumun içinden çıktı ve tekrar bu toplumun içine dönecekler” diyor.

Toplumsal muhalefet devam ederken cezaevindeki insanların nasıl bir eylem içinde olduğunun bilinmediğini belirten Karadağ, hem 1996 hem de 2000’deki ağır tahribatın bire bir tanığı olmuş: “2000’de ölüm oruçlarının 30.’u günlerinde yine bugünkü gibi haberler görünmüyordu. Ülkenin şu anda içinde bulunduğu acının bir şekilde tahribatsız bir şekilde atlatılması gerekiyor. Geciken bir süreci yaşamak bize bir şey kazandırmayacak.”

12 Eylül’de açlık grevine başlayan mahkûm ve hükümlülerin şu anda Korsakoff hastası olduğunu söylüyor Karadağ, “Bundan sonra Korsakoff’u bir şekilde sınırlayan B1 vitaminin verilmesi gerekiyor insanlara. Ayrıca cezaevindekilerin koşulları bilinmiyor.”

Filminde yer alan altı Korsakoff hastası ile ilgili de şunları söylüyor: “Belleklerinde aralıklar vardı. Hiçbiri geçmişi hatırlamıyordu. Bu nedenle filmin adı Simurg. Küllerinden yeniden doğanların hikayesi. 2000 veya 99’da şartlı tahliye edilen korsakoff hastası 30 küsur mahkûm tekrar cezaevine gönderildi. Bunlar direkt Korsakoff hastası ve bakıma muhtaçlar.”