Graham’ın kemikleri...

Alper İzbul

15 Temmuz 2019 Pazartesi, 13:02
Abone Ol google-news

İlk çıktığı yıllarda büyük bir devrimdi cep telefonları... Türkiye’ye gelişi 1994-1995 sezonuna rastlıyor hatırladığım kadarıyla. Başlangıçta sadece telefon etme ve mesaj atma özelliği vardı. Bir iki tane de dandik oyun. Gerçi “Yılan” diye bir oyun vardı, epey popüler olmuştu. Neyse… Bu telefonlar öyle her yerden çekmezdi. Konuşmak hatta mesajlaşmak bile pahalı bir şeydi. Ama bu haliyle bile teknolojik bir devrimdi. Cebinde telefonu olanın havası da fena oluyordu. Ciddi ciddi bir zenginlik göstergesiydi o zamanlar. Bir süre sonra kimin aklına geldiyse bu alete bir kamera entegre etti. Ve orada film koptu. Aslında ilk anda insanın aklına “Yav telefonda kameraya ne gerek var” sorusu geliyor. Ama bu fikir öyle iş yaptı ki bugünün temeli atıldı. Donanım olarak sadece bir kamerayla birleşen cep telefonları hızla akıllanmaya ve her biri internete bağlı birer tablet bilgisayar olmaya başladı. Bu arada devrim yine önce kendi çocuklarını yiyordu. Devrimi başlatan klasik cep telefonları yok oldu.

Haberim yokmuş gibi çek...

Bugün ise cep telefonu denen aletteki telefon özelliği adeta ilkel bir özellik haline geldi. Reklamlarına baktığınızda bile ortaya konanların en önde geleni kamera ve kamera özellikleri. Yok iki kameralı, dört kameralı, bilmem kaç piksel ön kameralı falan telefonlar girdi hayatımıza. Bu açıdan düşününce ne kadar ihtiyacımız varmış cebimizde kamera taşımaya. Her birimiz birer görüntü kaydedicisi ve paylaşıcısı olmak istiyormuşuz da haberimiz yokmuş. Ama neyse ki artık var bu şansımız. Kameranın çektiklerini paylaşacağımız çok sayıda mecramız da var çok şükür. Dudaklarımızı büzüp haberimiz yokmuş gibi çektiğimiz sayısız fotoğrafımızı koyuyoruz, çok sayıda insan da her gün beğeniyor. Çok değişik şeyler de getirdi hayatımıza bu sürekli internete bağlı telefonlar. Devrim diyoruz ya, mesela bundan 10 sene önce hiç kimse tuvalette otururken birine âşık olamazdı. Ama artık çeşitli mecralarda insanlar kendilerini her açıdan ifade edebiliyor ve biz bunları tuvalette bile görebiliyor, hatta bu insanlarla iletişime geçebiliyoruz. Kimse de o sırada bizim aslında ne yaptığımızı bilmiyor. Resmen tuvalette otururken bir ilişki başlayabiliyor. Al sana devrimin vardığı nokta. Belki de tuvaletten evliliğe bir yol gidiyor. Hayır, ileride biri sorsa “Nasıl tanıştınız” diye, ne diyeceksin? O nedenle “Afedersin ben… Neyse yaa boşver” gibi cevaplara hazır olmalıyız. İşte telefon, cep telefonu, telefona entegre kamera, internet, sanal mecralar falan derken geldiğimiz nokta. Ama bu noktada eminim ki patent hakkı tartışmalı da olsa telefonun mucidi olarak bilinen Graham Bell’in kemikleri sızlıyordur.