HDP'den Erdoğan'a kayyım resti

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen dün düzenlediği basın toplantısında erken seçim süreci ve gündemdeki diğer konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

20 Nisan 2018 Cuma, 23:45
Abone Ol google-news

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın HDP için “malum partiyi bitireceğiz” dediğini belirten Bilgen, “Biz de çağrıda bulunuyoruz ve diyoruz ki, hiç başka aday göstermeyin, kayyımları aday yapın, görün bakın bu halk kendi seçtiklerine mi sahip çıkıyor, sizin çok iyi hizmet ettiğini söylediğiniz kayyımlara mı? Biz halkın kendisine olan saygısına inanıyoruz. Kayyımlar hemen istifa etsin, adaylık başvurusu yapsınlar. Bu sistem zaten parti devleti sistemidir ve parti devleti sisteminde de ha bürokrat ha siyasetçi hiçbir fark yoktur. Kampanyaları zaten kaymakamlar yürütüyorken işin adını koymak, oradaki bürokratları bir siyasetçi olarak tarif etmek en net olan tavır olacaktır” dedi.

Bilgen, şunları söyledi:

Gündemimizin ana konusunu baskın seçim oluşturacak. Bir iki noktaya öncelikle değinmek istiyorum. Seçimlere medyaya yönelik baskıların, tutuklamaların yoğun olduğu bir ortamda gidiyoruz. Bu bile bu seçimlerin hangi koşullarda gerçekleşeceğini, ne kadar adil olacağını göstermeye yetiyor. Garip bir ironi, bir Fransız kanalına TRT’nin haber müdürü katılmış ve HDP vekillerini davet ettiklerini, ama HDP’li vekillerin korktukları için TRT’de programlara katılmayı reddettiğini söylemiş. Durumun gerçekliğine ne kadar Fransız olduğunu gösteriyor. Biz TRT’ye gittik, ama ışıklar sönüktü, evde yoktular galiba, o yüzden çıkamıyoruz yayına. Bu ciddiyetsizliktir. Biz herhangi bir kanala çıkmaktan korkacak değiliz, ama TRT yöneticilerinin bizi davet etmekten ne kadar korktuklarını tahmin edebiliyoruz.

Yangında mal kaçırır gibi

Uzun bir süredir Türkiye’de erken seçim istemenin ihanet olduğu, kriz çıkartmak, kaos istemek olduğu ifade edİldi. Her şey iyiye giderken, dışarıda Türkiye çok itibarlı bir politika yürütürken seçim istemenin ihanet olduğu söylemlerini hatırlatmak istiyoruz. Neredeyse bir yıldır bu söylemin arkasına sığınılıyorken, şimdi ne oldu da böyle yangından mal kaçırır gibi sandık kaçırma psikolojisi ile seçim kotarmaya çalışıyorsunuz? İster kamuoyundan bir şeyleri saklıyor olun, isterse yarın ne olacağını kestiremeyen bir iktidar olun, bu durum makul bir izaha ihtiyaç duyuyor.

Bylock'çu milletvekilleri iddiası

Şu seçim tarihinin belirlenmesinde son derece belirleyicidir. İktidar partisinin kendi içerisinde Bylock kullanıcısı olduğu iddia edilen milletvekillerine yönelik bir ayıklanmanın yapılamamış olduğu, bunu kabullenmenin siyasal faturasını ödemek istemedikleri, dolayısıyla bunu yapmanın en pratik yöntemi bir an önce bir seçim kararı almak, diğer müttefiklerinin isteğini de karşılamak için bir daha o isimleri listeye koymamak…

Hem AKP’nin itibarını ve AKP’nin pozisyonunu güya koruyan bir yaklaşım, bir taraftan da 15 Temmuz’da ittifak yaptıkları çevrelere yönelik sözlerini yerine getirme çabası. İster bu hesaplarla yapılmış olsun, isterse başkaca planlar bu sürecin belirleyicisi olsun, sonuç itibari ile Türkiye’de aslında hiçbir şeyin çok iyiye gitmediğinin itirafıdır. Seçimle yeniden iktidarın ömrünü uzatmanın oldu bittisini arama çabasıdır.

İki kişinin çizip oynadığı senaryo

Böyle bir süreçte bugün Genel Kurul’da iki kişinin çizip oynadığı senaryoyu milletvekilleri nasıl oylayacaklar bilmiyoruz. Neredeyse hiçbir kritik konuda kendi iradelerini ortaya koyamayan iktidar milletvekilleri bugün iradelerini ortaya koyar mı, yoksa yarın kendi başlarına ne geleceklerini bilmedikleri bu sürecin onaylayıcısı mı olacaklar, göreceğiz. Bu onların kendi siyasi ve etik sorunları, ama Parlamento bu kararı alırsa, Türkiye ilan edilen tarihte seçime giderse nasıl bir ortamda gidecek altını çizmek isteriz.

Meclis'in başka bir derdi yokmuş gibi

OHAL’in 7’nci kez uzatıldığı bir süreçte, OHAL ve KHK avantajlarının, yasaklarının arkasına saklanarak seçime gidilecek. Nasıl bunu ilan ettikleri gün OHAL’i uzatma günü ise, bunun Meclis’te komisyona getirildiği gün iki vekilimizin vekilliğini düşürdüler. Bizim hiçbir vekilimiz koltuğa yapışmış değil, ama bu ceza da sadece iki vekilimize verilmiş değil. Doğrudan doğruya onları seçen halkı yok sayma tavrıdır. Baydemir ve Irmak ile ilgili, Meclis’in başka hiçbir derdi yokmuş gibi kararın Genel Kurul’da okunmuş olması, gerekse Gülser Yıldırım’a verilen ceza, Hakkari’nin, Urfa’nın, Mardin’in cezalandırılmasıdır. Bunun cevabını da Hakkari, Mardin, Urfalılar verecek. Bu yaklaşımı tıpkı seçim tarihini belirlerken psikolojilerine egemen olan korku gibi, bizim siyasetçilerimize yönelik korkunun da bir parçası olarak tarif ediyoruz.

Erdoğan'ın 'O partiyi sandığa gömün' talimatına tepki

Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki “malum partiyi bitireceğiz”, “kayyumlardan herkes çok memnun”. Biz de çağrıda bulunuyoruz ve diyoruz ki, hiç başka aday göstermeyin, kayyumları aday yapın, görün bakın bu halk kendi seçtiklerine mi sahip çıkıyor, sizin çok iyi hizmet ettiğini söylediğiniz kayyumlara mı. Biz halkın kendisine olan saygısına inanıyoruz. Şimdiye kadar ödediği büyük bedele karşı kararlı duruşuna inanıyoruz. Kayyumlar hemen istifa etsin, adaylık başvurusu yapsınlar. Bu sistem zaten parti devleti sistemidir ve parti devleti sisteminde de ha bürokrat ha siyasetçi hiçbir fark yoktur. Kampanyaları zaten kaymakamlar yürütüyorken işin adını koymak, oradaki bürokratları bir siyasetçi olarak tarif etmek en net olan tavır olacaktır.

Savaş psikolojisi içinde geçecek 

Seçim kampanyası tıpkı geçtiğimiz aylarda Afrin’e yönelik politikada olduğu gibi OHAL’le birlikte savaş psikoloji içinde geçecek. Nereye asker göndermeyi bir seçim stratejisi haline dönüştüreceklerini bilmiyoruz, ama neyi tercih ederlerse etsinler, her gün parti temsilcilerinin ölü saydıkları bir ülkede ülke yararına bir sonuç elde edemeyecekler. Hitler bile Almanya’da öldürdüğü Yahudileri sayarak siyaset yapmaya tenezzül etmiyordu. Bir savaş atmosferinde sergilenecek her tavrın sadece oy tahvili için, sadece daha fazla oy almak için uygulanacağını da bütün toplumun farkında olacağını biliyoruz.

Türkiye halkları iki bayramı bir arada yapacak

Bugün onaylanırsa Ramazan ayında seçim kampanyası yapılacak. Ramazan ayı, inananların dayanışma ile yaşamayı tercih ettikleri bir dönemdir. Ramazan ayının sonuna, bayramın hemen arkasına seçim koymanın bile bir hesaba dayalı olduğu iddiası inananları rahatsız etmesi gereken bir durumdur. Ama inanıyoruz ki, Türkiye halkları iki bayramı bir arada yapacak.

Doğrudan bir sistem önerisinde bulunacağız

Aday belirleme süreçleri ve seçim stratejilerimizi planlamak üzere Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. Hem aday belirleme süreçleri, hem seçim stratejisine yönelik yapılan çalışmaları netleştirmek için toplanacağız. Bizim stratejimiz tek adamlarla çözüm arama değildir. Biz doğrudan bir sistem önerisinde bulunacağız. Bugüne kadar temas içinde olduğumuz gruplarla tartışmalarımızı yürüttük, onlarla en geniş ortaklığı sağlayan bir biçimde kamuoyunun önüne önerilerimizle çıkmış olacağız.

Sandık güvenliği için çağrı

Her koşulda ortaklaşmayı, buluşmayı, birlikte yaşadığımız ülkeyi birlikte yönetmenin yöntemini aramayı zorlayacağız. Özelikle parti tabanımız, maruz kaldığı baskı ve gözaltılara rağmen son derece dinamik bir seçim kampanyasını yürütebilecek niteliktedir. Sandık güvenliğine ilişkin şimdiden tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz. Biz demokrasiden, barıştan, eşitlikten yana olan bir siyasi parti olarak duyarlı bütün kamuoyunun oyuna, düşüncesine sahip çıkmasını istiyoruz.

'Kimin sandığa gömüleceğini göreceğiz'

Bilgen, “Milletvekilleri ile toplantısında Cumhurbaşkanı’nın HDP’nin adını anmadan, ‘terörle bağını koparmayan parti’ olarak ifade etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçtiğimiz hafta üç AKP’li eski ismin Londra’da bir düşünce kuruluşunu ziyaret etmeleri basına yansıdı bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz barışı küçük hesaplar ile okumadık, barışı toplumun çıkarları için bir görev olarak gördük. Barışı küçük oy hesapları haline getirirseniz, toplumun geleceğine darbe vurmuş olursunuz. Hangi siyasi parti Türkiye’de barışın tesisi için çaba gösterirse bunu memnuniyetle karşılarız, ama bunun gereğini yapmak, ilkeli olmak şartı ile sonuç doğurabilir. Bir taraftan STK’ları yeniden bir süreç nasıl başlatılır diye geziyor, diğer taraftan vekilleri cezalandırmak için dayatma içine giriyorsanız, toplum bunları yutmayacaktır.

Bizim şiddet konusundaki yaklaşımımız çok net. Bunu tartışma konusunda en net parti de biziz. Bu tartışmadan kaçanlar bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar. Kendi ikbal kavgalarını bizim üzerimizden yönetmeye çalışıyorlar, ama toplum bunu görüyor, kimin sandığa gömüleceğini de kısa bir süre sonra göreceğiz.”

Demirtaş'ın öncelikli tercihi

Bilgen, “Demirtaş’la cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda temasa geçtiniz mi?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Pazar günü yapacağımız Parti Meclisi toplantısında aday belirleme yöntemimizi de belirleyeceğiz. Elbette kamuoyunda öneriler var. Demirtaş’ın da kendi beyanları var. Hem öneriler hem beyanlar dikkate alınacaktır, ama süreç başlamadığı için somut bir şey söylemek mümkün değil. Mutlaka parti kurullarında bir eğilim ortaya çıkacaktır. Biz öncelikle başarmayı hedefliyoruz, kişiler üzerinden bir polemik yapmıyorum, ama şunu çok önemsediğimizin altını çiziyorum. Partimiz referandumda ‘hayır’ oyu veren çevrelerin ortaklaşmasının önünü açan bir tavır takınacaktır. Demirtaş’ın öncelikli tercihi de budur.”

İlk turda uzlaşma imkanı yoksa 

Bilgen, diğer siyasi partileri ziyaret edip etmeyecekleri sorulunca şunları söyledi: “Önce ilkesel bir tartışmanın tüketilmesi gerekiyor. Bizim açımızdan öncelikle ilkeler netleşti. MYK’mız toplandığında somut bir ilerleme katedilecektir, Parti Meclisimizde tartışma tüketildiğinde ise görüşmeler başlayacaktır. Her türlü önyargıyı, ezberi bir tarafa bırakıp başarmanın yolunu arayacağız. Burada kişisel çıkarlarımız değil, toplumun çıkarları önceliğimizdir.

Aktif bir sorumluluk üstleneceğiz. Eğer ilk turda bir uzlaşma imkanı yoksa bile, hiç olmazsa her parti ikinci tura giderken diğer kesimlerden de oy alabilecek olması, ötekileştiren bir tutum sergilememesi işbirliğini kolaylaştırabilir. Dayatmacı tavırlar, dar partizan yaklaşımlar ne partilere ne de ülkeye çıkar sağlayacaktır. Toplum ortaklaşmayı istiyor, siyasi partilerin de bunu dikkate alması gerekiyor.”