'Hesaplaşma 'Cumhuriyet'ledir'

Ergenekon'un 10. dalgası kapsamında gerçekleştirilen gözaltılarla ilgili açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hesaplaşmanın gözaltına alınanlarla değil 'Cumhuriyet' ile olduğunu söyledi. Bu tarz uygulamaların sadece rejim değişikliği yapılan ülkelerde görüebileceğini belirten Baykal, 'Cumhuriyet'e sahip çıkanlara gözdağı verilmek istenildiğini belirtti.

07 Ocak 2009 Çarşamba, 15:14
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, parti genel merkezinde yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından üyelerin de katıldığı bir basın toplantısı düzenledi.

Ergenekon soruşturması kapsamında bugün yaşanan gözaltılara değinen Baykal, ''Türkiye'nin tarihi bir virajı döndüğünden kuşku olmadığını'' belirtti.

''Yaşanmakta olan olayların bizi yeni bir aşamaya getirdiğini görüyoruz. Türkiye'yi sistematik bir biçimde tarihi doğrultusundan, çizgisinden çıkarmaya yönelik bu uygulama, aşama aşama daha ileri bir noktaya doğru taşınıyor'' diyen Baykal, şunları kaydetti: ''Karşı karşıya bulunduğumuz durum bizi hukuki bir davayla değil siyasi bir davayla karşı karşıya bulunduğumuz gerçeğiyle yüzleştiriyor. Bu tespiti bu sürecin ilk başladığı günlerde ifade ettim. Önümüzdeki tablonun hukuki bir dava değil siyasi bir davayı ortaya koyduğunu söylemiştim. Bugün geldiğimiz noktada bu teşhisin çok yerinde olduğu ortaya çıkmıştır. Artık hukuki değil siyasi bir süreçle karşı karşıyayız.

Bu davada yasanın uygulanmasının gerekleri değil yasayı kullanarak belli bir siyasi hesaplaşmanın yöntemi uygulanmaktadır. Böyle bir sistematik tablo ile hiç bir demokratik hukuk devletinde karşı karşıya gelemezsiniz. Hiç bir demokraside, hiç bir hukuk devletinde böyle manzaralar ortaya çıkmaz. Çok açıktır ki ancak rejim değişikliği yaşanan ülkelerde, rejim değişikliği dönemlerinde böyle tablolarla karşı karşıya kalınır. Humeyni öncesi Hemeyni sonrası, Hitler öncesi Hitler sonrası tablolarda birden bire toplumun değerler sistemi, toplumun temel değerleri, ilkeleri, saygın insanları yer değiştirirler. Yine böyle bir manzara ile karşı karşıyayız. Hukukun icabını yerine getirmek değil belli bir siyasi hesaplaşmanın gereğini yerine getirmek amaçlanmaktadır. Bir siyasi intikam arayışı, hesaplaşma söz konusudur. 'Sen madem dün bunları yaptın, bunları senin yanında bırakmayız, bunların hesabını gün gelir sorarız, burnundan fitil fitil getiririz' anlayışı maalesef yürürlüktedir. Bu bir hukuk operasyonu değil intikam operasyonudur, hesaplaşma söz konusudur. Belli bir kadroya geçmiş uygulamaları nedeniyle hesap sorulmakta, intikam alınmaktadır.
Buradaki uygulama demokratik, hukuki bir uygulama değildir. Uluslararası hukuk standartlarına, Türkiye Anayasa'sına uygun değildir. Bu uygulama kendine özgü bir uygulamadır. Türkiye bir kez daha kanun ile hukuk arasındaki derin farklılığın ne kadar önemli olduğunu yaşayarak görmek durumunda kalmıştır.''

Baykal, Ergenekon davasında, iddianame hazırlanmadan, insanların neden suçlandıklarını dahi bilmeden 1.5 yıl gözaltında tutulduklarını belirterek ''Gözaltına alınanlar ölecek, hastalanacak ama neyle suçlandığı hala ortaya çıkmayacak'' diye konuştu.

İkinci davayla ilgili iddianamenin hala ortada bulunmadığını söyleyen Baykal, şöyle devam etti:
''Parsel parsel adalet olmaz, adalet bir bütündür. Dalga dalga, başı belli değil, sonu belli değil... Aşama aşama tutuklamalarla bir dava ve hukuk ne gerektiriyorsa o yerine getirilmez, bir siyasi hesaplaşma sürdürülür. Bugün maalesef yaşanan da budur. Bu hesap gözaltına alınan insanlardan sorulmuyor. Onlar birer bahanedir. Hesap, onların temsil ettiği ilkelerden ve değerlerden soruluyor. Hesaplaşma o kişilerle ilgili değildir, şahsi bir hesaplaşma da değildir. Onun ötesinde Cumhuriyet'le hesaplaşılmaktadır, Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle, Cumhuriyet'in temel değerleriyle hesaplaşılmaktadır. Cumhuriyet'e sahip çıkanlardan, Cumhuriyet'i savunanlardan hesap sorulmak istenmektedir. Bundan sonra Cumhuriyet'e sahip çıkacaklara, Cumhuriyet'i savunacaklara göz dağı verilmektedir.''

 

"Siyaseten icabı yerine getiriliyor"

Bu çabanın sadece bir hukuk anlayışıyla değil, ''çok ince bir siyasi planlamayla'' götürüldüğünü belirten Baykal, ''bu siyasi planlamanın bir tarafında hesap sorulmak istenen insanların yanına, toplumun çeşitli alanlarda suç ilişkileri içine girdiği kişileri yerleştirerek bir siyasi kirletme planlaması içinde bu işin götürüldüğünü'' ifade etti.
Baykal, şöyle devam etti:
''Toplumun çeşitli alanlarında çok önemli görevler yapmış saygın isimler, çeşitli suç ilişkilerinin içinde yer almış insanlarla aynı potanın içine konularak, bir siyasi kirletme, siyasi mahkum etme topyekun harcama kampanyasının parçası haline getiriliyorlar. Hukukun icabı değil, siyasetin icabı yerine getiriliyor. Bu, iddianame hazırlanmadan gözaltına alma uygulanırken yapılıyor. Gözaltına alınanların ilk soruşturması sırasında elde edilen, doğru mu değil mi belli olmayan bilgiler doğruymuş gibi medyaya servis edilirken, yandaş gazetelere manşet yapılırken, yandaş televizyonların ekranlarına taşınırken bu uygulanıyor. Amacın siyasi olduğu her türlü tartışmanın ötesinde açık bir gerçek olarak kendisini gösteriyor.
Bu davanın içinde yer alan toplumun saygın isimlerinden, Cumhuriyet'i temsil eden, Cumhuriyet'e sahip çıkan isimlerden hesap sorma çabasının yanı sıra çeşitli mafya ilişkileri içinde yer almış olan insanları onlarla aynı potaya, sepete koyarak onları harcama planlaması birlikte götürülüyor.''

 

Özel ihtimam nedir?

Bu davanın özel bir dava olarak ele alınmasının, özel mahkemede yargılama yapılmasının nedenini soran Baykal, Türkiye'de bugüne kadar mafya ilişkilerinin görüldüğü çok normal mahkemeler bulunduğunu kaydetti. Baykal, Türkiye'de mafyanın, İtalya, Sicilya, Amerika'da olduğu gibi olağanüstü özel tedbirler almayı gerektiren bir ağırlık ve önem noktasında olmadığını ifade etti.
Baykal, şunları kaydetti: ''Normal mahkemelerde gereğini yaparsınız. Bu ilgi, bu özel yaklaşım, bu anlayış Silivri düzeni, bir cezaevinde olağanüstü ağır koşullar altında toplumun yakından izlemesine fırsat vermeden bu davanın götürülüyor olması acaba o mafya ilişkileri içinde yer alan insanlardan dolayı mı öyledir, yoksa toplumun saygın, değerli, önemli kurumlarda ciddi görev yapmış kişileri açısından mı bu özel ihtimam gösterilmektedir?
Bu davanın karakterini veren, bu davaya hedef olarak seçilmiş olan aslında dürüst, ahlaklı, vatansever, ülkesine, milletine, Cumhuriyet'e, laikliğe inançla hizmet etmiş olan insanlardan hesap soruluyor olmasıdır. Bu davanın karakteri budur. Hiç şüphe yok ki bu davanın arkasında iktidar vardır, tartışma götürmez bir gerçektir. Siyasal bir davadır ve bu davanın arkasında iktidar vardır, bunu başından beri söylemiştim. Cumhurbaşkanı, Başbakan böyle bir davanın gelmekte olduğunu Türkiye'ye çok önceden ilan etmişlerdir. Hatta Başbakan bir savcı arıyoruz bulamıyoruz diye şikayetini söylemiştir. Daha sonra bu davanın nasıl gelişeceği konusundaki haberleri yine Başbakan ve Cumhurbaşkanı Türkiye'ye aktarmıştır. O nedenle bu davanın arkasında hiç kuşku yok iktidar vardır.''

 

"İntikam kokusu alıyorum"

Deniz Baykal, Ergenekon soruşturması kapsamındaki gözaltılarla ilgili, ''Ben bir intikam kokusu alıyorum. Neyin intikamı olduğunu herkes kendi gözleriyle değerlendirebilir'' dedi. Cumhuriyet'in çok köklü bir nitelik değişimine sürüklenmek istendiğini ifade ederek, Cumhuriyet'in savunulmasına her zamankinden daha şiddetle ihtiyaç duyduğunu söyledi. ''Bu gidiş, iyi gidiş değil. Hepimiz bu konuyu içimizde çok özel bir sorumluluk duygusuyla değerlendirmeliyiz'' diyen Baykal, şöyle devam etti:
''Bu gidişin sonu da iyi değil. Hiçbir istikrarlı hukuk devletinde, demokraside böyle bir tablo ortaya çıkmaz. Bu projeyi yapanlar, uygulayanlar için iyi bir gidiş değildir. Bu projeyi köşesine çekilip sessizce izleyenler için iyi gidiş değildir. Bir anlamda topluma 'alarm' vermek istiyorum. Herkes durumu yeniden değerlendirmeli, üzerine düşeni yapıp yapmadığını kendine sormalı. Sessiz kalanlar, sorumluluğun parçası haline gelir.''

Baykal, ekonomik kriz, yolsuzluk ve işsizliğin hükümeti kuşattığını savunarak, ''İktidarın gündemi, kolektif tutuklamalarla değiştirerek rahatlama imkanına sahip olmadığını'' söyledi. Baykal, ''Böyle gösterişli tutuklamalarla ekonomik krizin, işsizliğin ve yolsuzlukların örtbas edilmesine hiç birimiz göz yummayacağız'' diye konuştu. Bir süredir değişik alanlarda, bu doğrultuda gelişmeler yaşandığına dikkat çekmeye çalıştıklarını anlatan Baykal, medya, yargı ve üniversite yapısının değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.
Türkiye'de hiçbir demokratik rejimde karşılaşılması söz konusu olmayan iletişim denetleme düzeni kurulduğunu öne süren Baykal, bütün telefonların Başbakan'ın kişisel takdiriyle yetkilendirilen kişiler tarafından izlendiğini ve denetlendiğini iddia etti. Baykal, ''Medya düzeninde, üniversitede, yargıda hiçbir demokratik rejimin kabul edemeyeceği monopol tesisi çabası, sistematik biçimde götürülmektedir. Bu bir siyasi hegemonya projesidir. Maalesef Ortadoğu koşulları içinde din istismarını da temel alan anlayışla böyle bir hegemonya yürürlüğe konulmak isteniyor. Bu çabanın hedefinde de kişilerin ötesinde Cumhuriyet'in ilkeleri, değerleri ve kazanımı vardır. Cumhuriyet, çok köklü bir nitelik değişimine sürüklenmek istenmektedir'' ifadesini kullandı.
 

'Cumhuriyet'e yönelik tertipler çok açık'

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Baykal, ''Sizce Cumhuriyet tehlikede mi?'' sorusu üzerine, ''Cumhuriyetin savunulması ihtiyacı, her zamankinden çok daha şiddetle kendisini hissettiren bir ihtiyaçtır. Cumhuriyetin sahiplenilmeye, savunulmaya her zamandan daha çok bugün ihtiyacı var. Cumhuriyete yönelik tertipler, tezgahlar çok açık ortadadır'' dedi.

Baykal, ''alarm'' sinyali ile ilgili sözlerini açmasının istenmesi üzerine, bu kaygılarını 2005 yılından beri dile getirdiğini, Cumhuriyet'e sahip çıkılması ihtiyacının bugün artık herkes tarafından görüldüğünü söyledi.
''Yapılacak tek şeyin; gidişe tavır takınmak ve sessiz kalmamak'' olduğunu anlatan Baykal, ''Bunu çeşitli biçimlerde ifade edebiliriz. Bunun en etkili ifade edileceği yöntem de sandıktır, seçimdir. Buna karşı, önümüzdeki yerel seçimlerde toplumumuz gereken tepkiyi göstermelidir'' diye konuştu. CHP Genel Başkanı Baykal, ''Dokunulmazlığınız olmasaydı 'beni de alırlar' kaygısı yaşadınız mı?'' sorusunu, ''Öyle bir kaygı yaşamıyorum. Bu, benim de böyle bir kaygı içinde olmamam, böyle bir olasılık düşünülemez anlamına gelmez'' diye yanıtladı. Baykal, Türkiye'de yargı bağımsızlığı, hukukun etkin işleyişi ve kanunların öneminin her zaman olduğundan daha fazla ortaya çıktığını ifade etti.
 

"Nereye kadar gider kimse bilemez"

Bir gazetecinin, ''Olay, eski Cumhurbaşkanlarına kadar gider mi?'' sorusuna ise Baykal, ''Bu sorumsuzluğun nereye kadar gideceği ya da gitmeyeceği konusunda hüküm vermek mümkün değildir. Yaşadıklarımızın kabul edilemez olduğunda ittifak bulmalıyız. Bundan ötesini değil, şu ana kadar yaşananların kabul edilemez olduğunu tespit etmeliyiz. Bu, kabul edilebilir olursa hiç kuşku yok, buradan çok daha ileri noktalara gitme ihtimali vardır. Nereye kadar gider, nereye kadar gitmez bunu kimse bilemez'' yanıtını verdi. Baykal, başka bir soru üzerine, AB içindeki sorumlu insanların, tabloyu daha doğru değerlendirmeye geleceklerini umduğunu söyledi.

 

"Siyasi konjonktür gelince"

Deniz Baykal, ana muhalefet olarak, tespitleri dışında farklı bir eylem planları olup olmayacağının sorulması üzerine, görevlerinin, olayın toplum tarafından doğru teşhis edilmesini sağlamaya çalışmak olduğunu belirtti. Baykal, şöyle devam etti:
''Bu insanlar, görev dönemlerinde herhangi bir suçlamanın hedefi olmuş insanlar değil. Yaptıkları işlerle, faaliyetleriyle ilgili olarak hukuki veya cezai takibatın hedefi haline gelmiş insanlar değil. Görevlerinden ayrılıyorlar, aradan yıllar geçiyor ve o dönemdeki uygulamaları esas alınarak, o dönemdeki uygulamalarıyla hesaplaşmak için şimdi yeni suçlama konuları yaratılmak isteniyor. Çeşitli bahaneler aranıyor. Bugüne kadar başkalarıyla ilgili aranan gerekçelerin hiçbirisinin bulunamadığı açıkça ortadadır. Ortada ciddi delil yok. Şimdi kim tutuklanıyor? Devletin zirvelerinde yıllarca iyi, kötü, beğen beğenme, aynı görüşte ol, olma, görev yapmış insanlar. O görevi yaparken var mı bir hukuk ihlali, ceza soruşturması? Hayır, yok. Sonra oradan ayrılıyorlar. Aradan 3, 4 yıl geçiyor, belli bir siyasi konjonktür gelince, 'artık bunlarla hesaplaşalım, altyapımızı hazırladık, dengemizi kurduk, susturmamız gerekenleri susturduk, ikna etmemiz gerekenleri ikna ettik, önümüz açıktır, yapabiliriz' noktasına geldikten sonra, birden bire bakıyoruz, hukuk süreci harekete geçirilmek isteniyor. Birtakım suçlamalar, davalar... Bunlar siyasetin bir parçasıdır. Büyük ideolojik kırılmalardan sonra böyle hesaplaşmalar, kolektif suçlamalar, karalamalar zaman zaman dünya tarihinde görülmüştür. Türkiye de olağan siyasi sürecin içinden geçerken, şimdi aslında böyle bir kırılma yaşandığını bu olayla bize hatırlatmaktadır.''
 

Gerçek hukuk ihtiyacı

''Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın damadı ile ilgili iddiaların'' hatırlatılması üzerine Baykal, hukukun, uygulamalarıyla çok ciddi biçimde tartışma konusu haline geldiğini, toplum tarafından sorgulandığını söyledi. Hukuk adına kötü günler yaşandığını dile getiren Baykal, 100. Yıl Üniversitesi'ndeki dava sürecini anımsattı ve ''Sonunda bir şey olmadığı ortaya çıkmıştı. Ergenekon'da da böyle bir tablonun olduğunu düşünüyorum. Dava Başbakan'ın kafasında. Siyasette dava...'' diye konuştu. Baykal, ''hukukun siyaset yoluyla, çıkar yoluyla ve başka şekillerde iğfal edilebileceğini'' ifade ederek, ''Hukukun zaman zaman iğfal edilmesi, hukukun önemsiz olması anlamına gelmez. Gerçek hukuku arama ihtiyacımız daha da yükselir. Adalet istiyoruz. O güveni taşıyor muyuz? Maalesef hayır'' dedi.

Deniz Baykal, ''Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç'ın damadı hakkındaki iddiaların'' tekrar anımsatılarak, ''ardından gelen gözaltıların gündem değiştirmeye yönelik olup olmadığı'' sorusu üzerine, şunları söyledi:
''Bu tutuklamaların Türkiye'nin gerçek gündemini değiştirmesine izin vermemeliyiz. Bu, önemli bir gündem maddesidir, yapay bir gündemdir demiyorum. Birtakım insanlar haksız yere belki, hak etmedikleri halde belki gözaltına alınıyorlar, aileler, şerefler, haysiyetler, onurlar çiğneniyor. Bu büyük bir olaydır, hepimizin sorunudur. Ama öbür sorunları unutturmamalıdır, öbür sorunlar ortada. Bir süre önce Türkiye, ''Ankara'da kim belediye başkanı olacak' krizini yaşadı. Günlerce belediye başkanı ilan edilemedi. Sonunda birileri diyordu ki 'hiç merak etmeyin, bunun geleceği yer burasıdır, oraya gelir' ve oraya geldi. Öyle diyenler acaba hangi bilgiyle bunu diyorlardı, ben bilmiyorum. Neye güvenerek, dayanarak öyle söylüyorlardı? Hangi ilişkileri, bağlantıları, temasları bilerek böyle söylüyorlardı, bilemem. O da Türkiye'nin önemli bir gündem maddesidir. İçinden geçmekte olduğumuz büyük krizin bir somut yansımasıdır.''
 

"28 Şubat'ın intikamı mı?"

''Gözaltılar 28 Şubat'ın intikamı olabilir mi?'' sorusuna Baykal, ''Bilemem, ben bir intikam kokusu alıyorum. Neyin intikamı olduğunu herkes kendi gözleriyle değerlendirebilir'' dedi.

Baykal, ''Sessiz kalanlar olduğunu söylediniz, bunlar kimlerdir, hangi kurumlardır?'' sorusunu, şöyle yanıtladı: ''Bizler, sizler, gazeteler, yazarlar, patronlar, ekonomiyi yönlendiren insanlar, sivil toplum kuruluşları, kadınlar, erkekler, gençler, yaşlılar, hepimiz, başka umut yok. Ancak bunlar duyarlılık sergilerse, bu iş önlenir. Başka bir yerden, sessiz kalmayarak, bir çare bulunmasına yönelik kafamızda hiçbir anlayış yok. O defter kapalı, onu kimse kafasından geçirmesin. İyi, kötü yok artık. Şimdi görev milletindir, halkındır, toplumundur, insanlarındır ancak biz hep birlikte bu gidişe son verebiliriz ve bunu denemeliyiz.''

Baykal, hukuka olan inancını kaybedip kaybetmediği sorusuna ise ''Hukuka her zamankinden daha çok inanıyorum, hukuk alanındaki zafiyetlerin çözüm yolu da hukukun kendisidir. Hukuka dayanmadan, hukukun içine girdiği olumsuzluklardan kurtulamayız. Hukukla kurtulacağız. Umut hukuktur. Hukuk yaralı olabilir, hukuk kanıyor olabilir ama hukuku hukukla tedavi edeceğiz, hukukun sorunlarını çözeceğiz ve hukuk içinde Türkiye'yi yönetilebilir bir ülke haline getireceğiz'' karşılığını verdi.