İhraç edildi, otelde iş buldu... O aslında 25 yıllık öğretmen

İsmet Sözen, 25 yılını Bitlis merkezde kendini öğrencilerine adamış bir eğitim emekçisi. 49 yaşında, Eğitim-Sen’li. 29 Ekim 2016’da FETÖ ile aynı torbaya konularak ihraç edildi. Üç çocuğuyla Bursa’ya göçmek zorunda kaldı. Şimdi bir termal otelde asgari ücretle gece sorumlusu olarak çalışıyor. Sözen, “Bir akrabanın yanında asgari ücretle çalışıyorum. Ama alnım açık, ülkeme zarar verecek hiçbir şey yapmadım” diyor.

18 Şubat 2018 Pazar, 20:43
Abone Ol google-news

İsmet Sözen, Bitlis’teki Şems-i Bitlis İlköğretim Okulu’nda müdür yardımcısıyken ben ilkokul birinci sınıf öğrencisiydim. Odasının kapısını, ‘Öğretmenim ben izci olmak istiyorum’ diye çalıvermiştim. Babacan tavrıyla ilgilenmiş, benim için Mersin’den izci kıyafeti istetmişti. Daha sonra ben izci oldum, o da izci lideri. Hafta sonları izcilerle vakit geçirirdi. Aradan yıllar geçti. Bağımız koptu. Bir süre önce annem Bitlis’ten bana sık sık mantı göndermeye başladı. Anneme, ‘Mantıyı nerden buluyorsun’ diye sorunca, “Sana söylemedim mi? İsmet Sözen ihraç edildi. Komşular dayanışma için mantı yapıyor. Ben de destek için alıyorum” yanıtını verdi. Öğretmenimi, araya araya Bursa’da buldum. İhraç sürecini ve sonrasını konuştuk...

Muhabirimiz Seyhan Avşar (Soldan3.)

Bir gün ihraç edilebileceğiniz hiç aklına gelir miydi?

Hakkımda bir soruşturma olabilir diyordum. Ama ihraç edileceğim hiç aklıma gelmezdi. Hakkımda bugüne kadar ne adli ne de idari bir soruşturma açılmış değil. Bir anda açığa alındım. Daha sonra ise ihraç edildim. 29 Aralık eylemine katılan Eğitim- Sen Yönetim Kurulu üyeleri ihraç edildi. Bende onlardan biriydim.

Çocuklar yaşam kaynağım

- 25 yılınızı adadığınız bir kurumdan ayrılmak zorunda bırakılmak nasıl bir duygu?

Tarifi çok zor. Şok oldum başlarda. Yaklaşık üç ay hiç uyuyamadık. Yediğimiz içtiğimiz zehir oldu. Midemden ve kalbimden rahatsızlandım. Okulun önünden dahi geçmek istemiyordum. Öğrencilerim etkilenmesin diye onlarla dahi vedalaşmadım. Onlarla sokakta denk gelince başka bir yerde görev yapmaya başladığımı söylüyordum. Çocukları kendi sorunlarımla üzmek istemedim.

Eviniz ile görev yaptığınız okul karşılıklıydı...

Evet ne acıdır ki evim ve okulum karşılıklıydı. Sabah kalktığımda okulu görmek canımı acıtıyordu. İnsanın aşından ekmeğinden uzak olması gerçekten çok zordu. Sabahları çocukların okula gidişini izlemek bana acı veriyordu. Gerçekten mesleğimi ve öğrencilerimi çok seviyordum. Çocuklar benim yaşam kaynağımdı.

Bitlis’te sizi tanımayan yok denebilecek kadar az. İhracınız halk tarafından nasıl karşılandı?

Çok üzülenler oldu. Her sabah, ‘Hocam ne oldu? Bir gelişme var mı?’ diye soruyorlardı. Üzülerek bakıyorlardı. Bu durum beni kahrediyordu. Çarşıya indiğimde en az 20 kişi yolumu kesip, ‘Hocam size bunu yapanların Allah belasını versin. Allah bunu kabul etmez’ diyorlardı. Büyük bir çoğunluk çok üzüldü. Uzun yıllardır görüşmediğim insanlar arayı destek oldu. Ama daha önce dost dediğim insanlar vardı. Onlar ise beni görünce kaldırımı değiştirerek, selam vermekten çekindiler. Bu süreçte insanları tanıdık.

Sizin için komşularınız mantı yapıp sattılar...

İhraç edildiğimde en küçük çocuğum üç yaşındaydı. İhracın ardından komuşlarımız ‘ne yapalım?’ diye düşünmeye başladı. Sağolsunlar mantı yapıp satmaya başladılar. Dört beş ay mantıdan ve sendikamdan gelen yardımla geçindik. Baktık olacak gibi değil. Evimizi toplayı Bursa’ya geldik. Her gün okulu görmek beni mahfediyordu.

Bursa’ya neden göç ettiniz?

Yaşadığım travmayı atlatamadım. Atlatmak çok zor. Bitlis’te ihraç edildiğim her an aklımdaydı. Kaçıştı Bursa benim için. Hatırlamamak için Bitlis’ten ayrıldım. Bir akrabanın yanında asgari ücretle çalışıyorum. O da akraba olduğu için beni işe aldı. Akşam 23.00’te işe gidiyorum. Sabah 7’de evime geliyorum. Darbe yine bana oldu. Bitlis’te velileri cemaate karşı uyarmıştım. Veliler beni şikayet etti. Bir gece de okul müdürlüğünden alındım. Şimdi yine FETÖ nedeniyle ihraç edildim. Ama alnım açık ben ülkeme ve insanlara zarar verecek hiç bir şey yapmadım. O nedenle benim çocuklarımın ve öğrencilerin canı sağolsun.

Umutluyum, döneceğim...

Hukuk mücadelesine başladınız mı?
Sendikamız aracılığıyla davamızı açtık. Davamız reddedildi. OHAL Komisyomu’na başvuru yaptık. Bu komisyon bir oyalama gibi görünüyor. İç hukuk yolu tükenirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracağım. Bu sadece benim hakkım değil. Üç çocuğumun ve eşiminde hakkı. Onların haklarını, nasiplerini kimseye bırakacak değilim. En azından bana bir şey olursa eşime bir şeyler kalsın.

Söylemek istediğiniz son bir şeyler var mı?

Bu bir süreç. Sadece benim değil Türkiye’nin bir süreci. Umutluyum. Ama bir yıl sonra, iki yıl sonra, beş yıl sonra işe geri döneceğimi biliyorum. İyi olmaya çalışıyorum. Çoluk çocuğumu aç bırakmadan hukuk mücadeleme devam edeceğim. Ayrıca böyle bir söyleşiyi kendi öğrencim ile yaptığım için mutluyum. Bu benim için dünyalara değerdi. Yetiştirdiğimiz öğrencileri iyi bir yerlere görmenin tarifi imkansız. Bu bana yeter...