İnsanlık kendini tehdit ediyor

Ankara Üniversitesi Rasathanesi Müdürü Doç. Dr. Birol Gürol, Kuzey Yarımküre üzerindeki ozon tabakasında eşine bugüne dek rastlanmayan büyüklükte bir delik açıldığı yönündeki çalışmaları değerlendirdi. Gürol'a göre, deliğin nedenlerinden biri insanlığın ürettiği ve atmosfere saldığı kloroflorokarbon (CFC) gazları.

05 Ekim 2011 Çarşamba, 10:01
Abone Ol google-news

Ankara Üniversitesi Rasathanesi Müdürü Doç. Dr. Birol Gürol, Kuzey Kutbu üzerindeki ozon tabakası deliğinin güney kutbundaki delik büyüklüğünde olması halinde, 700 milyondan fazla insanın bu durumdan etkileneceğinin öngörüldüğünü bildirdi.

Doç. Dr. Gürol, pek çok ülkeden bilim insanlarından oluşan bir heyetin, The Nature dergisinin son sayısında yayımladıkları ve Kuzey Yarımküre üzerindeki ozon tabakasında eşine bugüne dek rastlanmayan büyüklükte bir delik açıldığı yönündeki çalışmalarını değerlendirdi.

Gürol, birbirinden bağımsız olarak Syowa ve Halley İstasyonu tarafından 1982 yılında fark edilen ozon deliğinin, Dünya için en ciddi ve önemli çevresel problemlerden biri haline geldiğini ifade etti.

Dünya'nın kutup bölgelerinde gerçekleştirilen ölçümlerin her geçen yıl atmosferdeki ozon miktarında önemli miktarda azalmanın ortaya çıktığını gösterdiğini, bu azalmanın temel nedenlerinden birisinin doğal, diğerinin ise insanlığın ürettiği ve atmosfere saldığı kloroflorokarbon (CFC) gazlarından kaynaklandığını anlatan Gürol, şöyle devam etti:

''Doğal değişim, daha çok kış mevsiminde atmosferin katmanlarından biri olan stratosferdeki aşırı soğumadan (-80 C) kaynaklanır. Bu soğuma, stratosfer katmanının yer yüzeyine daha yakınlaşmasına ve bunun sonucu olarak kutupsal stratosferik buz parçacıklarından oluşan bulutların oluşmasını sağlar. Buz yapılı bu parçacıklar ozon katmanının hızla azalmasının temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkar.''

Ozon deliği kavramının, yer atmosferinde bulunan ozon elementinin normal seviyeden daha azalmasına verilen isimlendirme olduğunu dile getiren Gürol, yer atmosferinde ozon elementinin oluşumunu engelleyen bir başka olayın ise 1930'lu yıllarda üretimine başlanan ve buzdolabı ve sprey üretiminde kullanılan CFC gazının varlığı olduğunu bildirdi.

Gürol, şunları kaydetti:

''CFC gazları, atmosferimizdeki rüzgar hareketleri nedeniyle kutup bölgelerine taşınabilmekte ve O3molekülünün oluşumunu engellemektedir. Çeşitli ülkeler CFC gazlarının kullanılması konusunda tedbirler almış olmasına rağmen bu gazın üretimi halen devam etmektedir. Fakat yıllar boyunca atmosferimize salınmış olan bu gazların etkisi yok olmamış durumdadır. Mevsimsel değişimler hariç tutulduğunda 1980'li yıllarda hızla azalmaya başlayan ozon miktarı, alınan tedbirler ile 1990'lı yıllarda durduğu ve yavaş yavaş artmaya başladığı görülmüştür.''
 

''Cilt kanserinden DNA bozulmasına önemli etkiler''

Kuzey-Güney kutup bölgelerinin Güneş ışığının en az ulaştığı bölgeler olduğunu belirten Gürol, bu nedenle bu bölgelerin Dünya'nın en soğuk bölgeleri olduğunu söyledi.

Araştırmaların, sıcaklık ile ozon miktarındaki değişimin birbirine paralel şekilde ilerlediğini gösterdiğini aktaran Gürol, ortamın aşırı soğuk olmasının ozon miktarındaki azalmanın daha büyük olmasına neden olduğunu, yapılan incelemelerin de genel olarak Kuzey kutup bölgesindeki ozon miktarındaki azalmanın, Güney kutup bölgesine göre daha az olduğunu gösterdiğini bildirdi.

Yakın zamana kadar kuzey kutup bölgesinde büyük boyutlu bir ozon deliğinin gözlenemediğini bildiren Gürol, Ekim 2011 tarihli Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın, artık Kuzey Kutup bölgesinde de bir ozon deliğinin bulunduğunu gösterdiğini belirtti.

Kuzey Kutup civarında ortaya çıkan bu deliğin büyüklüğünün, Güney Kutupta görülen delik büyüklüğünde olması halinde 700 milyondan fazla insanın bundan etkileneceğinin öngörüldüğünü dile getiren Gürol, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Atmosferimizdeki ozon katmanın incelmesi veya yok olması, Güneş'ten gelen ve daha enerjik olan moröte ışınların kolaylıkla yer yüzeyine inmesine, bunun sonucu olarak ise canlılar için önemli olan cilt kanseri, DNA bozulması gibi olaylarının artmasına, yaban hayat ile birlikte bitkilerin yaşamlarına önemli etkileri olacaktır. Kutup bölgeleri için sıcaklığın artması, bu bölgede bulunan buzulların erimesine ve bunun sonucu olarak okyanusların ve denizlerin yükselmesi gibi önemli coğrafik değişimlerin ortaya çıkması mümkündür.''
 

''Temel neden aşırı soğuma''

Doç. Dr. Birol Gürol, kuzey kutup civarında keşfedilen ozon deliğinin temel nedeninin, Mart 2011'de gerçekleşen stratosferdeki aşırı soğuma olduğunun anlaşıldığını bildirdi.

Bu soğumanın Mart ayı boyunca devam ettiğini ve ozon miktarının azalmasına neden olduğunu belirten Gürol, ''Aşırı soğuma, stratosferik kutupsal bulutların oluşmasını sağlamış ve bunun sonucu olarak CFC bileşiklerinin oluşmasına, dolayısıyla ozon moleküllerinin azalmasını sağlamıştır. Azalma miktarının hangi boyutlarda olduğunu anlayabilmek için, Ocak 2011 tarihinde ölçülen ozon miktarının yaklaşık yüzde 80'lik bir kısmının Mart 2011 tarihinde yok olduğu hesaplanmıştır. Daha önce Kuzey Kutup bölgesinde bu miktarda ozon kaybının yaşanmadığı bilinmektedir'' ifadelerini kullandı.