İnsanlık onuru için devrim

İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, Ortadoğu'da yaşananları değerlendirdi.

06 Haziran 2011 Pazartesi, 08:48
Abone Ol google-news

İngiliz yazar, sanat eleştirmeni John Berger, Türkiye’de okurların yakından tanıdığı bir isim. “Sanat ve Devrim”, “Görme Biçimleri”, “O Ana Adanmış”ın da aralarında bulunduğu onlarca kitabı Türkçeye çevrilmiş yazarın şimdi de “Yedinci Adam”ı, yıllar sonra, Cevat Çapan’ın çevirisiyle yeniden raflarda. Berger’ın 1960’larda Avrupa’ya göç eden işçilerin deneyimlerini anlattığı “Yedinci Adam”, ilk kez 1975’te yayımlanmıştı. Kitap, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 50. yılında, bugün bir kat daha anlamlı.

Yazarın, 2009’da geçirdiği göz ameliyatı sırası ve sonrasında “görmenin önemi” üzerine notlarını kapsayan kitabı “Katarakt” ise Selçuk Demirel’in desenleri ile yine geçen ay, Türkiyeli okuyucularla buluştu.

Öte yandan, güncel politik gelişmelere felsefi bir bakış getiren John Berger’la, son dönemlerde, Ortadoğu ülkelerinde yaşananları konuşmadan da olmazdı. Berger, Ortadoğu’da yaşananları büyük bir coşkuyla karşılıyor, “Tarihte benzeri olmayan, yepyeni devrimler bunlar” derken, internetin bu alandaki önemine işaret ediyor: “Ortadoğu’daki bu devrimler, internet olmasaydı gerçekleşemezdi” ifadelerini kullanıyor.

Halkların artık, siyasi liderlerden bağımsız bir hareketle, kendi söylemlerini oluşturduğuna inanıyor ki, bunu söylerken sağlam kanıtları da var. Türkiye’nin genel seçimlere gittiği bugünlerdeyse, hepimizin bir kez daha gözden geçirmesi gereken bir konuya dikkat çekiyor: “Küreselleşme ve market güçlerinin egemenliği karşısında milli güçlerin etkisi anormal bir şekilde azalmış durumda. Bugünkü hükümetlerin sorunu, maddi gerçeklerden daha az söz etmeleri ve soyut bir dil kullanmaları. Bu nedenle inandırıcılıklarını kaybettiler.”


Öncelikle Ortadoğu ülkelerinde art arda yaşananlara ilişkin değerlendirmelerinizi merak ediyorum.

Ortadoğu ülkelerinde yaşananlar kuşkusuz bir hayli önemli. Bu devrimler, aslında tamamıyla insan onuru ile ilintili. Tarihte daha önce benzeri olmayan, yepyeni devrimler bunlar. Spontane olmaları, herhangi bir merkez tarafından organize edilmemeleri, herhangi bir siyasi parti, politik program ya da görüşü yansıtmamaları açısından eşsiz devrimler.


Çok hızlı gerçekleşti, öyle değil mi?

Evet. İnsanlar kendilerini aşırı derecede hızlı organize ettiler. Bunun nedeni de internettir. Ortadoğu’daki bu devrimler, internet olmasaydı gerçekleşemezdi. Bu durum başka bir şeye de denk düşüyor: Bu topraklarda yaşayan insanlar artık kendi söylemlerini oluşturuyor. Siyasi partilerin söylemi ile şekillenen söylemlerden ayrı, apayrı bir söylem bu. Ortadoğu’nun kendi, gerçek söylemi. Çünkü artık kesin olarak gördük ki, siyasi partilerin söyledikleriyle sokaktaki adamın yaşadığı ve arzuladığı şey aynı değil, hatta arada keskin bir çizgi var. Bugün birçok siyasi lider kredisini tüketmiş durumda.
 

İnternette ifade özgürlüğü

Ama bu baskı ortamı uzun zamandır vardı... Ne oldu da tetiklendi sizce?

İnsanların, daha doğrusu bu ülkelerdeki halkların istedikleri politikaların uygulamaya geçmesi, politik figürler arasındaki uzlaşmanın istenen hızda sağlanamaması nedeniyle hep uzun zaman aldı. Zaten bu nedenle devrimler internet üzerinden yaşandı. İnternet üzerinden daha hızlı bir yolla amaca ulaşıldı.
 

Peki, internet üzerinden gerçekleşen ifade özgürlüğü, bugüne kadar bildiğimiz şekliyle ifade özgürlüğü tanımını karşılayabiliyor mu?

Televizyon, gazete gibi medya organları, ifade özgürlüğünün bir şeklini yansıtır. İnternet de, ifade özgürlüğünün yaşandığı bir başka alan. İnternetteki ifade özgürlüğü elbette ki bildiğimiz anlamda ifade özgürlüğünü karşılar ve hayata geçebilir.
 

‘Liderlik vasfı boştur’

Özellikle Ortadoğu ülkelerindeki halkların lider olarak tanımladığı kişilerin bir anda lider vasıflarını kaybedişlerine şahit olduk. Bugün liderlik dediğimiz kavram tam olarak neyi karşılıyor?

Liderlik vasıfları dediğimiz şey tamamen boştur, çünkü kendi içinde bir kesinlik taşımaz. Lider olmak için elbette, örneğin fiziksel vasıflardan, aynı zamanda entelektüel vasıflardan da söz edilebilir ki, bu dahi kesinleşmiş değildir. Politik zekâdır burada önemli olan. Çabuk kavrama, durumların nasıl değiştiğini ya da değişip değişmediğini öngörebilmeyi sağlar. Hitabet de aynı şekilde önemlidir. Tüm bu özellikler, kişinin lider olup olmayacağını gösterir.

Ancak bugün dünyada neler yaşandığına bakarsak, dünyayı derinden etkileyen kararların siyasi liderler değil, ticari ortaklar tarafından verildiğini görürüz. Finansal kapitalizmle ilgilenen kişilerden söz ediyorum. Onlar üzerinde direkt bir kontrol gücümüz de yok. Onlar bizimle temas halinde olan, bildiğimiz anlamda liderler değiller ve hayatımız anormal bir biçimde onların etkisi altında.

Onların değer verdiği tek şey, kâr. Bu, bizim anladığımız şekliyle liderlerden ve liderlikten öte bir durum. Ayrıca liderlere hâlâ ihtiyaç var mı, yok mu? Bu önemli bir soru.
 

‘AB tutucu bir oluşum’

Öyleyse bugünkü hükümetlerin inisiyatifi son derece az?

Küreselleşme ve market güçlerinin egemenliğine karşılık milli güçlerin etkisi büyük ölçüde azalmış durumda. Çünkü hükümetler bu market güçlerine ya karşı çıkıyor ya da tamamıyla kabul ediyorlar. Hükümetlerin seçenekleri daralıyor, evet. Aslında bu durum da yeni.

Bugünkü hükümetlerin sorunu, maddi gerçeklerden daha az söz etmeleri ve soyut bir dil kullanmaları.
 

Göç konusuna önemli açılımlar getirmiş bir yazar olarak, Sarkozy hükümetinin göçmenlere yönelik çok tartışılan politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve buradan yola çıkarak, AB’nin, son dönemlerde, göçmenlere yönelik tutumunda bir tür değişimden söz edebilir miyiz?

Sarkozy ve onun göçmenlere yönelik politikasına tamamıyla karşıyım. Fransa’nın göçmen politikalarında geçmişe göre çok büyük değişim var. Geçmişte Fransa, göçmenlere açık bir ülkeydi. Sarkozy’nin şu anki tutumu Fransa’nın geçmiş politikalarına, yani 20- 30 yıl öncesine göre tamamıyla zıt. Ama bunu tüm Avrupa için genelleyemeyiz çünkü Avrupa’nın kendi içinde büyük farklılıkları var.

Diğer sorunuza gelince, eğer Fransa’dan yola çıkıp AB’yi ele alırsak, AB zaten son derece tutucu bir oluşum. Türkiye’yi üye yapma konusunda da hep birlikte görmüş olduğumuz gibi...