İstanbul Üniversitesi yeni anayasa raporunu açıkladı

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer, ''Laikliğin, yeni anayasada dışlayıcı, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini sınırlayan, tasfiye edici değil, tarafsız kalan, din ve vicdan özgürlüğünü geliştiren, pasif bir laiklik olarak yer alması gerektiğini düşünüyoruz'' dedi.

13 Haziran 2012 Çarşamba, 13:57
Abone Ol google-news

İÜ'nün yeni anayasa raporunun açıklandığı basın toplantısında konuşan Sözüer, herkesin yeni anayasa sürecinin bir parçası olduğunu söyledi.

Sözüer, hazırladıkları yeni anayasa raporunu, vatandaşların görüşlerini iletmek amacıyla meclise göndereceklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Vatandaşlar bir gün uyandıklarında 'kim iktidarda olursa olsun, benim öyle haklarım var ki buna kimse dokunamaz, buna kimse müdahale edemez' güvencesinde olmalıdır. Yeni anayasadan en büyük beklenti de budur. Yeni anayasa raporunda yer alan en temel önerilerimizden biri, yeni anayasaya, vatandaşın kanunen yasaklanmadığı sürece dilediği her türlü tutum ve davranışında özgür olduğunun konulmasıdır. Devlet gereklidir, önemlidir, ancak kendisi bir amaç değildir. Amaç insan haysiyetidir. Bu bakımdan yeni anayasada, devletin gerekliliği elbette ki ortada olmalıdır, ancak anlayış değişmeli, devletin varlığı bir amaç değil, vatandaşının varlığının güvencesini sağlayan bir araç olmalıdır.''

Yeni anayasa raporunda, TBMM'nin bütün yönleriyle güçlendirilmesi ve ''Hakimiyet kayıtsız, şartsız milletindir'' anlayışının daha etkin devam etmesi gerektiği önerisinin yer aldığını aktaran Sözüer, ''Her şeyin değiştiği bir dünyada vatandaşın özgürlüklerini sınırlayacak şekilde değişmezlik maddeleri olmamalıdır. Değişmezlik, sadece insan haysiyetinin, dokunulmazlığı ve özgürlükleri bakımından olmalıdır. Bu yüzden gelecek nesillerin düşüncelerine, ufuklarına sınır çeken tarzda değişmezliklere, yeni anayasada yer verilmemesi gerektiği kanaatindeyiz'' diye konuştu.

Sözüer, hangi dönem olursa olsun özgürlüğün, insan haysiyetinin temel olduğu esasının mutlaka korunması gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

''Laikliğin, yeni anayasada dışlayıcı, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini sınırlayan, tasfiye edici değil, tarafsız kalan, din ve vicdan özgürlüğünü geliştiren, pasif bir laiklik olarak yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Laiklik ancak bu şekilde korunmalıdır. Türkiye'nin mevcut düzeni korunmalıdır, ancak güçlü yerel yönetimler şeklinde bazı düzenlemeler öngörülmelidir. Türkiye'nin çok devletli, çok bölgeli yapılardan kaçınması gerekir.''

Yeni anayasada, vatandaşlık konusunda belli bir vurguya gerek olmadan vatandaşlığın herkes için temel hak olduğunun ortaya konulmasının, Türkiye'deki tartışmaları çözeceğini ifade eden Sözüer, ceza hukuku ile ilgili tüm düzenlemelerin uluslararası standartlarda olması gerektiğini vurguladı.

Sözüer: ''Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan görevi sonlandırılmalı''

Sözüer, yeni anayasada Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yerine, fonksiyonlarının farklı olduğu görülerek, hakimler ve savcılar kurullarının ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiğine işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Millet hakimiyeti, halkın hakimiyeti, Anayasa Mahkemesi'nin oluşumuna mutlaka yansımalıdır. TBMM'nin Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesi, etkin biçimde sağlanmalıdır. Anayasa Mahkemesi'nin çoğunluğu hukukçulardan olmalıdır. Üye sayısı da arttırılmalı, Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan görevi sonlandırılmalıdır. Yüce Divan yargılamaları, Türkiye'de sorunludur. Hakimlik tecrübesi az kişilerden oluşan Yüce Divan'da adil yargılama yapmak imkansızdır. Yüce Divan'ın temyizi de yok. Bu nedenle Yüce Divan yetkisi kaldırılmalıdır.''

Prof. Dr. Sözüer, yeni anayasada, sosyal hakların kanun hükmünde kararnamelerle değil, kanunla düzenlenmesine, olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin durdurulmasının söz konusu olmadığı ve bütün kesimler için grev hakkı tanınması konularına yer verilmesi, ancak lokavt hakkının anayasada yer almaması gerektiği kanaatinde olduklarını kaydetti.

Yeni anayasadan üniversitelerin de beklentileri olduğunu vurgulayan Sözüer, ''Akademik özgürlük ve özerklik, kürsü özgürlüğüdür. Kürsüdeki öğretim üyesini güçlendirmedikçe bu kurumların yetki, görev ve seçimlerinin nasıl olacağı, o kadar önem taşımıyor'' diye konuştu.

Sözüer, siyasi parti kapatmalarının Venedik kriterlerine uygun yerine getirilmesi önerisinin de yeni anayasa raporunda yer aldığını dile getirdi.

Sorular

Sözüer, ''Yeni raporda başkanlık sistemine nasıl bakılıyor?'' sorusu üzerine, şunları belirtti:
''(Türkiye'de üniter devlet korunmalı) derken vatandaşların farklılıklarının reddedildiği anlamda bir üniter devlet demiyoruz. Yani ana dillerinin öğrenilmesi ve öğretilmesi dahil, bütün insan haklarının güvence altına alındığı bir üniter devlet istiyoruz. Amaç devletin kendisi değildir, amaç insandır. Bu parlamenter sistemde veya yarı başkanlık, başkanlık sistemlerinde de mümkündür.''

Raporda, mevcut anayasada var olan değişmez maddelerle ilgili getirilen önerilere ilişkin soruya Sözüer, ''İlla değişmezlik olacaksa, Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı, İstiklal Marşı gibi konularda olabilir ama değişmezlik, kişi hak ve özgürlükleri yönünde atılacak adımları engelleyecek şekilde olmamalıdır. Dünyada insan hakları bu kadar gelişmişken, Türkiye bütün insan hakları sistemine dahil olurken, Türkiye'nin değişmez maddelere çok fazla ihtiyacı yok, insan haklarını güvence altına almak için. Olacaksa eğer ülkenin özgürlükçü anlamında gelişmesine engel olmayacak şekilde olabilir. Gençlerin düşüncelerine, ufuklarına ipotek koyan bir değişmezlik anlayışına, son vermek gerekir'' cevabını verdi.

Sözüer, ''Pasif laiklik kavramını biraz daha açar mısınız?'' sorusu üzerine, kişilerin inanmak veya inanmamak ya da belli bir şekilde inanmak konusunda devletin empoze edici tavırda olmaması gerektiğini vurguladı.

''Kişilerin tercih etme hakkında devletin imkan sağlaması ve buna saygı göstermesi gerekir'' diyen Sözüer, ''Devlet, ne şu yönde inanmaya ne de inanmamaya yönelik aktif tutum içinde olmalı. Devlet, vatandaşının inançlarını gerektiği gibi yerine getirmesinde, mutlaka hizmet vermeli. Hangi inançtan olursa olsun herkesin aynı imkanlardan yararlanması gerekir. Bu anlamda, özellikle temel haklardan olan eğitim özgürlüğü, üniversitelerde 'dini sembol, takılamaz' gibi birtakım kavramlarla engellenmemelidir. Türkiye'de birçok özgürlük, laik gereklere aykırı olması nedeniyle sınırlanıyor. Şu ana kadar hep vatandaşı dışlayan, ayrımcı bir laiklik uygulaması oldu.'' şeklinde konuştu.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar da rapor hazırlanma sürecinde, Türkiye'nin yanı sıra 70 ülkeden yaklaşık 500 uzmanın görüş ve katkılarını sunma imkanı bulduğu platformlar oluşturduklarını ifade etti. Acar, toplumun tüm kesimlerinden temsilcilerin görüşlerinin yansıtıldığı raporun İÜ'nün resmi görüşünü ifade etmediğini sözlerine ekledi.