"Kadın da şiddeti meşrulaştırıyor"

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Neşe Kocabaşoğlu, erkeğin içinde bulunduğu ruhsal durumdan ötürü şiddet uygulamasını, kadının kendi dünyasında haklı gördüğünü ifade ederek, ''Kadınlar da aslında şiddeti meşrulaştırıyorlar'' dedi.

29 Ağustos 2011 Pazartesi, 11:30
Abone Ol google-news

Prof. Dr. Kocabaşoğlu, şiddetin en önemli sonucunun, doğal dengeyi bozması olduğunu söyledi. Kadın ve erkeğin üretken olabilmeleri için toplumda belli bir denge ve uyum içerisinde bulunmaları gerektiğini ifade eden Kocabaşoğlu, ''Kadına yönelik şiddetin arttığı toplumlarda toplumun ruh sağlığı bozulacaktır. Çünkü kadında oluşan şiddet ve huzursuzluk, çocukta da oluşacak, dolayısıyla ailedeki her ferdi olumsuz etkileyecektir. Yani kadına yönelik şiddet aslında topluma yapılmış şiddettir'' diye konuştu.

Alkol kullanımının, şiddetin oluşmasında etkili olduğunu bildiren Prof. Dr. Kocabaşoğlu, alkolün, agresif davranışları ve ajitasyonu (tutarsız aşırı davranış) ortaya çıkaran bir madde olduğunu söyledi. Kocabaşoğlu, ''Şiddete maruz kalmış kadın mağdurlarda, depresyon ve anksiyete (yoğun korku, endişe ve tedirginlik hali) çok sık görülüyor. Bu, ağır bunalım ve depresyon geçiren kadınlarda bazen tedavisi zor sonuçlar doğurmakta'' dedi.

Prof. Dr. Kocabaşoğlu, bazı insanların da psikolojik ve sosyal açıdan şiddete daha yatkın olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Bu insanlar, tamamen kişilik problemi taşıyan insanlar. Örneğin antisosyal kişilik bozukluğu olan bireyler, şiddete meyilli kişilerdir ve kadına yönelik şiddetin daha kolay uygulanabilmesi nedeniyle özellikle kadına çok daha rahat şiddet uygulayabilmektedirler. Erkek egemen toplumlarda, çevrenin erkeğe yüklediği misyon, onu güçsüz ve değersiz kılıyor. Bunun sonucunda evde çatışmalı bir ortam oluşuyor.''

Artan toplumsal huzursuzluğun temelinde, kadına yönelik şiddetin yattığını ve bazı kadınların da şiddeti meşrulaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Kocabaşoğlu, şunları kaydetti:

''Erkeğin, kendisini mutsuz, çaresiz, tedirgin ve gelecek endişesi içinde hissetmesi ve bu yüzden şiddet uygulamasını, kadın kendi dünyasında meşru görüyor. Yani kadınlar da aslında şiddeti meşrulaştırıyorlar. Bizim çok karşılaştığımız durumlar bunlar; anne şiddete maruz kalmış kızına 'Diren, eşin önemli bir krizden geçiyor. Bunun temelinde ekonomik nedenler var. Bu süreci atlatacaksın' diuyor. Bunlar kesinlikle doğru yöntemler değildir. Bunlar, hatalı öğrenilmiş çaresizlik modelleridir. Gerçek bir paylaşımın yapıldığı ortamlarda, taraflar, krizden birlikte çıkmaya çalışırlar. Birlikte, üretken bir yola girebilirler. Şiddet, sorunları çözebilecek bir araç değildir. Şiddetin olduğu yerde, hiçbir çözüme kavuşamıyoruz. Hiçbir güdülenmeyi gerçekleştiremiyoruz. Hiçbir motivasyonu sağlayamıyoruz.''
 

"Yasakçı zihniyetin ortadan kalkması lazım"

Göç olayının yaşandığı tam kentlileşemeyen toplumlarda, değerlerin yozlaşmasıyla beraber şiddet olgusunun görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Kocabaşoğlu, erkeğin kafasındaki kadın imajının, var olanla uyuşmamasının da aile içi huzursuzluğa ve şiddete davetiye çıkardığını söyledi. Kadının kendini ifade etmeye başlaması ve haklarını aramaya başlar duruma gelmesini, erkeğin kabullenemediğini ifade eden Prof. Dr. Kocabaşoğlu, ''Geleneksel toplumlardaki yasakçı zihniyetin ortadan kalkması lazım'' dedi.

Modern toplumlarda, kadına şiddetin esas kaynağını, ekonomik sorunların oluşturduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Kocabaşoğlu, ''Gelecek kaygısı ve artan toplumsal bunalımlar, kadına yönelik şiddeti arttırmakta. Özellikle büyük şehirlerde karmaşık hayat, yaşamak, hayatta kalabilmek, belli bir ekonomik standardı yakalayabilmek için yoğun çalışma temposu, kişiyi aile içi iletişimsizliğe iterek şiddete davetiye çıkarıyor'' diye konuştu.

Şiddeti önlemek adına her ilişkinin bir anayasasının olması gerektiğini ifade eden Kocabaşoğlu, ''Bu anayasanın, çiftlerin ilişkilerini düzenleyen boyutta olması gerekiyor. Eşitlikçi, karşılıklı sevgi ve saygının olduğu, paylaşımcı, karşılıklı üretkenliğe dayanan bir anayasa olmalıdır. Karşılıklı sevgiyi taçlandırmalıdır'' dedi.
 

Çocuklar

Şiddetin önlenebilmesinde ya da azaltılmasında, hedef kitlenin çocuklar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kocabaşoğlu, şunları kaydetti:

''Çocukların şiddete açık hale gelmesinde birçok örnek var. Dayakçı veli ve öğretmenler, medyada yer alan şiddet içerikli yayınlar gibi. Bizler çocuktan yola çıkarak, şiddeti azaltabiliriz. Çocuğun iyi eğitilmesi ve ruh sağlığını tehdit edebilecek her türlü yaklaşımlardan uzak tutulması elzemdir. İlköğretim okullarında bununla ilgili etkinlikler düzenlenmeli ve çocuğa şiddet olgusunun kötü ve çağ dışı bir şey olduğu fark ettirilmelidir. Medya da buna katkı sağlamalı, film ve çizgi film tarzında programlarla buna destek verilmelidir. Çocuğun, şiddetin olmadığı, sevgi ve şefkat dolu iyi bir aile ortamında yetiştirilmesi gerekir.''