Karantina Ekranı: “Devs”

Alex Garland imzalı yeni dizi “Devs” felsefi meselelere teknoloji aracılığıyla yanıtlar arayan bir şirkette yaşanan esrarengiz olayları anlatıyor.

30 Mart 2020 Pazartesi, 16:13
Abone Ol google-news

Geleceğin geçmişten farklı oluşu neye bağlıdır? Buna fizik net bir yanıt veriyor, işin kanıt kısmını çok anlamasam da… Fizikçilere göre ısı dediğimiz şey sayesinde gelecek geçmişten farklılaşıyor; yani eğer sürtünme denen şey olmasaydı bir sarkacın hareketleri sonsuza kadar aynı şekilde sürer ve gelecek ile geçmiş arasında bir fark olmazdı. Sürtünme yani ısı ise her şeyi değiştiriyor, sarkaç yavaşlıyor, zira ısı sıcaktan soğuğa doğru transfer oluyor. Tüm bunlar işin felsefi kısmında farklı bir şekilde tezahür ediyor elbette. Yani aynı soruya felsefeciler de (en azından bazı felsefeciler diyelim) bir yanıt veriyor ama anlaması, kavraması biraz daha güç. Kabaca anlatmak gerekirse, evren deterministiktir, yani her şeyin bir sebebi vardır, her sebep bir sonuç doğurur. Gelecek dediğimiz şey (sonuç) aslında geçmişten (sebep) belirlenir. Geçmişi bilmeyen geleceği de kestiremez derler ya… Ama merak etmeyin, derin felsefi tartışmalara girmek niyetinde değilim. İşin doğrusu bu konuda yetkin değilim, ama yine de büyük bir merakım, amatörce bir ilgim de var, fakat bu yazıda bambaşka bir konuya dikkat çekmek niyetindeyim, Alex Garland’ın yeni dizisi “Devs”e… 

YAPAY ZEKA VE FELSEFE…

Alex Garland’ı “The Beach” adlı romanıyla tanıdık öncelikle. Danny Boyle tarafından sinemaya da aktarılan “The Beach” Garland’ın ilk romanıydı ve bir anlamda yazarlık kariyerinin de zirvesiydi. Daha sonra yazdığı iki roman o kadar da ses getirmedi ve Garland senarist ve yönetmen olarak kendine yeni ve ilginçtir, sağlam bir yol çizdi. “28 Days Later” ve “Sunshine” (ikisi de Danny Boyle tarafından yönetilmişti) gibi filmlerden sonra bir edebiyat uyarlaması olan “Never Let Me Go” geldi ve Garland iyiden iyiye kendine bir isim edindi. 2014’te ise hem yazı hem de yönettiği “Ex Machina” ile çıktı ortaya ve çok sayıda ödüle aday gösterildi, bir kısmını kazandı hatta. 2018’de “Annihilation”ı yazıp çeken Garland yapay zeka, robotlar gibi konuları işleyen, bunların felsefi yönüne vurgu yapan kendine has bir alan yarattı ve işte şimdi de yine benzer konularla haşır neşir olan “Devs”i getirdi önümüze. 

“Devs” (ki bu aslında ‘development’ yani geliştirme anlamına gelen sözcüğün bir türevi) günümüzde (ya da çok yakın bir gelecekte) Silicon Valley benzeri bir yerde faaliyet gösteren bir bilişim şirketinde çalışan genç bir kadının başından geçenleri anlatıyor. İlk bölümde sergei adlı deha seviyesindeki bir bilgisayar mühendisinin çalıştığı Amaya adlı şirketin geliştirme departmanına terfi edişine ve aynı gece ortadan kayboluşuna tanık oluyoruz. Onun kız arkadaşı olan Lilly (Sonoya Mizuna) ise dizinin geri kalanında takip edeceğimiz, birlikte tüm gizemli sırlara vakıf olmaya çalışacağımız ve olası komplo teorilerini çözmeye çalışacağımız kişi. Amaya’nın sahibi olan Forest’in (Nick Offerman) aslında neyin peşinde olduğu, geliştirdiği ‘buluşun’ ne olduğu, belki de tüm dünyayı değiştirecek bu buluşun peşinde kimlerin düştüğü gibi sorular da yine cevaplanmayı bekleyn sorular arasında.  Akla biraz “Mr. Robot” ve “Westworld” gibi dizileri de getiren, onlar gibi kendine has bir anlatımı, ağır ama etkileyici bir temposu olan “Devs” sırlarını yavaş yavaş açan, kendini hemen ele vermeyen bir yapıya sahip. Soğuk oyunculuk performansları ve temiz görüntü yönetimiyle fütüristik bir havası olan diziye hemen ısınmak kolay değil belki ama bu tarzı sevenlerin de çok çabuk bağlanacağına kuşku yok.

Garland uzun zamandır bu konuya kafa yorduğunu ve kuantum fiziği, determinizm gibi başlıklara dair çokça okuma yapıp, online derslere bile katıldığını söylüyor “Devs”in geri planını anlatırken. Tüm bunları kuru bilimsel meseleler olarak değil de şiirsel, felsefi fikirler olarak algıladığı söyleyen Garland konu ne kadar girift olursa olsun fazla açıklama yapmayı sevmediğini, sözcükler, hatta eylemler olmaksızın da çok şey anlatılabileceğini ekliyor. Her şey o anın tonunda saklı ona göre. Silicon Valley’e dair geliştirilen tekno ütopik bakış açısının biraz tarikat olgusunu andırdığını da ileri süren Garland’a göre her şeyin distopyaya dönüşmesi de pekala mümkün. “Steve Jobs’ın yaptığı ürün lansmanlarını hatırlıyorum, müthiş bir heyecan vardı o ortamlarda. Ama belki de orada sattıkları şey ‘ütopya’dan başka bir şey değildi. Bence tüm bunlar illüzyon, başka bir şey değil.” diyerek belki de “Devs”e dair en açıklayıcı cümleleri de kurduğunu düşünmek olası, ama o kısmına izlediğinizde siz karar vereceksiniz.