"Kârda 20 milyar lirayı bulacağız"

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, bankacılık sektörünün 2009 yılının 10 aylık karının 17,4 milyar lira olarak gerçekleştiğini belirterek, ''Yıl sonunda ise bankacılık karında 20 milyar lirayı bulacağız'' dedi.

12 Aralık 2009 Cumartesi, 10:55
Abone Ol google-news

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından düzenlenen 80. Kuruluş Yılı Kutlama Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, bu karın bundan sonraki birkaç yılın en yüksek karı olacağını bildirdi.

''Bu yüzden kar dağıtımında hassasız, üzerinde ısrarla durmaktayız'' diyen Bilgin, 2010'da sektörün karlılığının düşeceğini, kar marjlarının oldukça daraldığını söyledi.

Bankacılığın daha da zorlaşacağını, takip oranlarının bir miktar artacağını kaydeden Bilgin, reel sektörün fonlamasının da artacağını kaydetti. Bilgin, ''İhtiyatlı bir iyimserlik havasının devam etmesini bekliyoruz'' dedi.

Bilgin, krizden bankacılık ile çıkılamayacağını, ama sektörün çıkışta ivmeyi sağlayacağını ve çıkışı hızlandıracağını ifade etti.

Türk bankacılığının rüşdünü ispat eden, bölgesinde parlayan bir yıldız olarak yoluna devam ettiğini belirten Bilgin, sektörün Türkiye dışında da özellikle Balkanlar'da biraz daha aktif rol oynaması gerektiğine işaret etti.

Bilgin, Türk bankacılığının sermaye yeterlilik rasyosunda pek çok ülkeden iyi durumda olduğunu, hatta birinci sırada bulunduğunu kaydederek, Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında bankacılığa yardım yapmayan tek ülke olduğunu ve en şeffaf bilançolara sahip ülkelerden biri olduğunu söyledi.

BDDK Başkanı Bilgin, ''Bu yapının devamı için kurum olarak, bürokrasi olarak elimizden geleni yapıyoruz ve kimsenin de bunu bozmasına izin vermeyiz'' dedi.

49 bankanın oyuncu olarak yer aldığı sektörün yılların birikimi ile bu noktaya geldiğinin altını çizen Bilgin, sektörün bugünkü durumunun tüm bankacıların emeğinin sonucu olduğunu kaydetti.

Bilgin, 2001 ve 2002 yılında alınan tedbirler nedeniyle bankacılık sisteminde bu tarihleri başlangıç olarak almanın bu sektörde çalışmış binlerce, on binlerce kişiye yapılacak en büyük haksızlık olduğunu da söyledi.

Gelişmiş ülkelerde hane halkı borçluluk düzeyinin, işsizlik oranlarının yüksek olduğunu, konut piyasasında sorunların halen çözülemediğini, finans sektörünün kendisine aktarılan olağanüstü kaynakları reel sektöre kullandırmada halen çekimser kaldığını anlatan Bilgin, ''Diğer bir sorun da kriz sonrasında, geçtiğimiz bir yıl boyunca alınan tedbirlerin aynen kriz öncesindeki gelişmelere benzer şekilde yeni balonlar oluşturma ihtimali. Bu bağlamda parasal ve mali gelişmelerin getirmesi muhtemel ağır yükler, çıkış stratejilerinin zamanlamasına büyük önem kazandırmaktadır'' diye konuştu.

Batılı ülkelerde çıkış stratejileriyle ilgili korku bulunduğunu, bunun da temelinde finansal sistemin yeni bir rahatlamayı sağlayacak ölçüde sağlıklı olmayabileceği kuşkusunun yer aldığını söyledi.

Bilgin, Dubai'deki borç krizinin ardından Yunanistan'da yaşanan, İspanya'da da belirtileri görülen gelişmeleri değerlendirirken, ''Bu gelişmeler şunu göstermekte; bundan sonra her ülke kendi özel koşuları nedeniyle kendi krizini yaşayacak gibi gözüküyor'' dedi.


"Türkiye'nin en önemli farkı ankaılık sistemi "

Fiyat istikrarının, finansal istikrarın sadece bir fonksiyonu olduğunu belirten Bilgin, finansal istikrar olmadan sağlanabilecek fiyat istikrarının sadece merkez bankalarını mutlu edebileceğini kaydetti ve bundan sonraki politikalarda finansal istikrarın öne çıkacağına inandığını söyledi.

Küresel krizde Türkiye'nin en önemli farkının ''bankacılık sistemi'' olduğunu belirten Bilgin, sistemde eleştirilecek yanların bulunduğunu ancak batıdan gelen ''finansal tsunaminin'' etkisini azaltanın da bankacılık sistemi olduğunu ifade etti. Bilgin, ''Bu sefer sizin ödediğiniz vergilerin 1 kuruşu dahi bankalara gitmemiştir. Türk bankacılık sistemi şu ana kadar test edilmiştir, gelecek sene de bu test devam edecektir. Türk bankacılık sistemi bölgesinde parlayan bir yıldızdır'' dedi.

Bilgin, bankacılık sisteminin ana kalemlerine ilişkin bilgi verirken de Gayri Safi Milli Hasıla'nın yüzde 80'ini bankacılık sisteminin oluşturduğunu, büyüklüğünün 795 milyar lirayı bulduğunu kaydederek, bu nedenle sektördeki en küçük rahatsızlığın genel ekonomiyi etkileyebildiğini kaydetti.

Bankacılık sisteminin krizin başladığı Eylül 2008'den bu yana ''büyüme sorunu'' yaşadığını dile getiren Bilgin, Ekim 2008-Ekim 2009 döneminde sektörün sadece yüzde 11 büyüme gösterdiğini, bir anlamda reel olarak 2 sene önceki düzeyinde bulunduğunu kaydetti.

 

"Bankacılık sistemi ihtiyatlı strateji izledi"

Bankacılığın bu süreçte ''ihtiyatlı bir strateji izlediğini'' belirten Bilgin, ''Bankacılık sisteminde aktiflerinin yüzde 47'sini, 377 milyar TL'lik büyüklüğü krediler oluşturuyor.

Ancak Ekim 2008'den Ekim 2009'a geldiğimizde kredilerde sadece yüzde 1'lik büyüme meydana gelmiştir'' dedi.

Bilgin, global likiditenin bol olduğu 2006 ve 2007 yıllarında kredilerde büyümenin yüzde 30-40'lar düzeyinde olduğunu, yüzde 1 büyümenin ''hemen hemen hiçbir şey'' anlamına geldiğini ifade ederek, bankacılık sisteminin ''ihtiyatlı davranmayı seçtiğini, sisli bir geleceğe yönelik tahminin zor olduğunu'' anlattı.

Tevfik Bilgin, bankacılık sisteminin ihtiyatlı olması gerektiğini, sistemin temel görevinin tasarrufları, mevduatı korumak olduğunu kaydetti.

Bazı bankaların bu süreçte aşırı tedirgin davranmasını da eleştiren Bilgin, kredileri geri çağıran, çekleri vadesinde önce işleme koyan bankaların bulunduğunu, gerekli mesajları ilettiklerini ancak en iyi cevabı, sanayicilerin ve KOBİ'lerin bir daha bu bankalarla çalışmayarak verebileceğini söyledi. Bilgin, onlarca yılın birikimi işletmeleri zora sokmanın, yok etmenin kimsenin hakkı olmadığını ifade etti, ancak krizi borcunu ödememek için bahane olarak kullanan firmalar da bulunduğunu, bunların üstüne gitmenin de bankacıların görevi olduğunu kaydetti.

Bilgin, kredilerde son aylarda hafif hareketle olduğunu, ancak bankaların mevcudu koruma politikalarını sürdürdüğünü söyledi.

 

"Vergi teşviki gibi yöntemlerle mevduat vadesi uzatılmalı"

Kredilerde takibe dönüşüm oranları hakkında da bilgi veren Bilgin, krizin baş gösterdiği 2008 yılının Eylül ayında bu oranın yüzde 3,2 düzeyinde olduğunu, bugün yüzde 5,4'e çıktığını ifade etti. Bu oranın kendisinin beklentisinin oldukça altında kaldığını dile getiren Bilgin, ''Aslında gerçekten sevindirici bir oran, tahminimiz bunun 2010 yılında da bir miktar yükseleceğidir'' dedi.

Takibe dönüşüm oranını sektör bazında değerlendirildiğinde, ''krizin en fazla hangi sektörü etkilediğinin'' de anlaşılabileceğini ifade eden Bilgin, ''KOBİ kredilerinde yüzde 7,8 dir. Demek ki bu kriz, en çok küçük işletmeleri etkilemiş. Bireysel kredilerde bile ortalama yüzde 6'dır. Kurumsal büyük kredilerde yüzde 3,2'' diye konuştu.

Bilgin, Türk bankacılık sisteminin, kriz dönemindeki kıt kaynakları ''menkul değerler cüzdanında'' değerlendirdiğini, Ekim 2008-Kasım 2009 döneminde menkul değerler cüzdanının yüzde 36 oranında, 68 milyar lira arttığını belirtti. Bilgin, ''Doğrudan analiz tehlikeli olabilir ama kabaca toplanan mevduatın önemli bir bölümü, neredeyse tamamı menkul değerler cüzdanına, DİBS'lere plase edilmiş gibi gözüküyor. Bunun da temel nedeni likit kalma, en az riskli olana yatırım yapma tercihidir'' dedi.

Bankacıların pasifinde en önemli kaynağının mevduatlar olduğunu, bunun kriz döneminde yüzde 16 artış gösterdiğini ifade eden Bilgin, sistemde en önemli riski ''mevduat vadesinin kısalığının'' oluşturduğunu kaydetti. Bilgin, toplam mevduatın yüzde 91'inin vadesinin 3 aydan kısa olduğunu, ortalama vade süresinin 31 günde kaldığını ifade ederek, bunun bankaları faiz riskiyle karşı karşıya bıraktığını söyledi. Bankaların bu dönemde uzun vadeli dış kaynağa erişmekte de zorluk çektiğini belirten Bilgin, bankaların aktifi fonlamakta zorlandığını kaydetti.

Vergi teşviki gibi yöntemlerle mevduat vadesini uzatmak gerektiğini vurgulayan Bilgin, kaynakların vadesini uzatılmazsa bankacılık sisteminin reel sektörü istenilen ölçüde finanse etmesinin mümkün olmayacağını dile getirdi.

 

Krizle yüksek sermaye yeterlilik rasyosuyla girdik

BDDK Başkanı Bilgin, bankacılık sisteminin sorunları bulunduğunu, ancak olumlu yönleri bulunduğuna da belirterek, sistemin krize yüksek bir sermaye yeterlilik rasyosuyla girdiğine dikkati çekti.

Sermaye yeterlilik rasyosunun çok önemli bir kriter olduğunu, bankaların Fon'a devrinde temel kriter oluşturduğunu ifade ederek, Türkiye'nin ortalama sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 20,4 olduğunu kaydetti. Bilgin, bu oranın, Latin Amerika ülkeleri, Batı Avrupa ülkeleri ve Asya ülkelerinin tamamından yüksek olduğunun altını çizdi.

Bilgin, Türk halkının borçluluk oranının düşük olmasının ve kredilerin önemli bölümünün sabit faizli olmasının da avantaj oluşturduğunu anlattı.

Bu arada mortgage kredilerine de değinen Bilgin, son kriz dahil Kuzey Avrupa, Latin Amerika ülkelerinde yaşanan geçmişteki krizlerin konut piyasasına dayandığını söyledi.

Türkiye nüfusunun yarısının gençlerden oluştuğunu, bunun da konut piyasasının büyüyeceği anlamına geldiğini kaydeden Bilgin, ''Eğer gelecekte Türk ekonomisinin, bankacılık sisteminin kriz yaşamasını istemiyorsak özellikle konut piyasasındaki büyümeye çok dikkat etmenin, gerekli supapları koymanın önemli olduğunu düşünüyorum'' dedi.

Bankacılık sektörünün bu krizden aldığı dersler de bulunduğunu belirten Bilgin, ''türev ürünlerine karşı dikkatli olunması'', ''denetimin masa başında sayısal verilerle değil, yerinde de yapılması'', ''lisans verilmesi konusunda otoritelerin hassasiyet göstermesi ve ilkelere bağlı kalması'', ''ekonominin iyi günlerinde de sıkı tedbirler alınması'', ''bankaların ülke ekonomisini sarsacak büyüklüğe ulaşması konusunda dikkatli olunması'', ''bankacılıkta mütekabiliyetin esas alınması'' gerektiğinin anlaşıldığını anlattı.

 

Türkiye Ekdndmi Kurumu Başkanı Uygur

Türkiye Ekonomi Kurumu Başkanı Ercan Uygur da konuşmasında, Kurumun 80. yıldönümünü kutladıkları bu organizasyona milletvekillerinin, siyasilerin katılmamasını eleştirdi, katılım gösteren bürokratlara teşekkür etti.

Türkiye'nin sanayi politikasında eksiklikler bulunduğunu dile getiren Uygur, bugün gerçekleştirilecek ''Küresel Bunalım Sonrasında Türkiye'de Sanayi Politikaları'' başlıklı panelde, 3 büyük sanayi odası başkanıyla konuyu masaya yatıracaklarını kaydetti.

Sanayi-üniversite işbirliğinin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Uygur, sanayi odası başkanlarıyla bu konunun da ele alınacağını söyledi.

Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi.


Enflasyon oranlrı yükselecek

Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakcı, Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından düzenlenen 80. Kuruluş Yılı Kutlama Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin son 2 yıldaki zorlu test dönemini başarı ile geçtiğini kaydederek, üretim, kapasite kullanımı, ihracat ve satış göstergelerinin, 2008 yılının son çeyreğinde başlayan daralma döneminin sonuna doğru yaklaşıldığına işaret ettiğini söyledi.

Son açıklanan verilerin, büyümedeki gelişmelerin beklenenden biraz daha olumlu olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Çanakcı, ''Ancak, biz her şeye rağmen bu yıl için yüzde 6 civarındaki daralma tahminimizi korurken, gelecek yıl için öngördüğümüz yüzde 3,5 oranındaki büyüme rakamının kolaylıkla ulaşılabilecek olduğunu düşünüyoruz'' diye konuştu.

Zayıf iç talebin yanı sıra, emtia fiyatlarındaki hızlı düşüş nedeniyle enflasyonun 2008 yılının son çeyreğinden itibaren sürekli bir gerileme gösterdiğini hatırlatan Çanakcı, bu durumun Merkez Bankası faiz oranlarının son 13 ayda 10,25 puan düşürülerek, yüzde 6,5 seviyesine indirilmesine imkan sağladığını anlattı.

Çanakcı, son gelişmelerin enflasyondaki düşüş hızının bir miktar yavaşladığını ve önümüzdeki dönemde yıllık enflasyon oranlarında gerek emtia fiyatlarındaki artışlar, gerekse baz etkisine bağlı olarak geçici bir takım yükselmeler olabileceğini gösterdiğini bildirdi. Çanakcı, ''Ancak biz yine Merkez Bankası'nın hükümetle beraber belirlemiş olduğu yüzde 6,5'luk enflasyon hedefine kolaylıkla ulaşılabileceğini düşünüyoruz'' dedi.