Kendi iç sesinde bir yolcu: Cioran! Feridun Andaç'ın yazısı...

Bir düşten düşünceye, bir duygudan zamanın labirentlerine döndürür sizi Cioran. İşte orada kendi olma yolculuğunuza başlamanın da işaretleri vardır. Kimi kez Borges’e, Dostoyevski’ye yakın durur; onların söyle(ye)medikleriyle bir patika kurar kendine. Düşte düşüncede beraber olmasanız da; çıktığınız duygu yolculuklarında size eşlik eder. Bu da, kendinde olma kendine dönme uğrakları yaratmanızda size ivme katar. İnsanın kendi olma yolculuğu da işte böyle başlar. Kendinize dönük bir bakış edinebilmek için Cioranvari bir düşünürün size eşlik etmesi anlamlıdır.

20 Mart 2021 Cumartesi, 00:05
Abone Ol google-news

Cioran, mutlak olandan yana değildir. Kırılgandır düşünceleri. Zamanın ruhunun yansımalarını bulsanız da; onunla kendi zamanınızı yaratmanın yolculuğuna çıkarsınız. Kuşkusuz sizi etkiler, hatta yer yer kaygılandırır. Bir yerde şunu da der: “Biz, hepimiz huzurun anahtarını yitirmiş, artık büyük acının sırlarından başka bir şeye varamayan öfkelileriz, çılgınlarız.” (s. 8, Varolma Eğilimi)

Çağrısı yaşama dinginliğini var eden akıl ve duygu bileşkesinin yoludur. Orada hem kendine karşı düşünmeyi hem de seni sağlayanları görmeyi öğrenirsin. Düşüş ve düşkünlük, bağımlılık ve bağlılık nedir bunların ayırdına varırsın. Seni sen eden bazı kavramları yeniden var edip anlamlar yüklersin.

Örneğin; onun şu sözlerinden yola çıkarsak eğer; “Derinliklere inme, sessizliği, sarsıntılarımızın hatta yetilerimizin durdurulmasını gerektirir,” ister istemez kendi sesinize döner, orada yol almayı öncelersiniz.

Öyle ki; kendi derinliğine varma yolu başka seslerin sessizliğiyle (nasıl) başlar bunu hatırlatır size, Cioran.

İnsan eylemdedir. Onu sıradanlıktan, sığlıktan kurtaran da budur. Duyguda, düşüncede, yaşayıştaki eylemlilik hali; aykırı olanı değil, gerekli olanları gösterir size. Ki diğerlerini ayıklayarak varmışsınızdır zaten oraya.

İşte orada boyun eğiş, hatta baş edememe değil, kendi varoluşunun sesi, soluğu ve rengi vardır. Ki, ilk ve son söze yakın olma yolculuğuna çıkmışsınız madem: kendini görme/kendi olma bakışı kaçınılmaz. Bunu size “ne” verirse oradasınızdır. Bunu “nasıl” eyleyebileceğinizi de işte donandığınız o duygu/düşünce magması var edecektir. Kendine gitmek de diyebiliriz buna.

Şunu diyordu Cioran: “Kurtuluşu gerçekten istiyorsak, bizden kaynaklanmalı: Onu başka bir yerde, hazır bir sistemde ya da Doğulu bir öğretide aramamak gerekir.”

İnsan, kendini avutmak için böyle bir yolu seçmez, gerekli/yararlı olduğunu bildiğinden öylesine bir seçimi “adanış” görür. Evet, kendini adamak… Yani, o yolculukta insanın “düşüncesi varlığına, varlığı düşüncesine dönüşür.” Buna şunları da ekler, Cioran: “Her şeyden yoksundur, salt kendisidir, direnir.”

ZAMAN VE VAROLUŞ SORGUSU

Sözü değil düşünceyi, değişken bir bakış edinmek için gönüllü sürgünlüğü seçendir, Cioran. Bu, aynı zamanda onun yer/yurt ve dil değişmesidir. Başkalarının sesi olmak yerine, kendi sesinin arayışındadır. İnsanın birey olma derdi bunu kaçınılmaz kılar.

İçinde ve dışındadır hayatın. Yani zaman içi-zaman dışı yaşamdadır. Tutunmak için yaşamak bakışını yıkar kendinde. Hiçliğe sarılması da sanki bundandır! “Ben” olmak sorunsalını aşınca, kendi duvarlarını da yıkar.

Kaçış ve sığınış derdi olanın sanrısını bilir. Gizde, gizemde değil; sırlı olanın düşünce ivmesindedir. Yani varoluşun duyumudur onda esas olan. Orada doğum-yaşam-ölüm vardır.

Bize anlamak değil, yaşamak ve anlamlandırmak için varolduğumuzu düşündürür. Onun arayışında bir “kanıt” yoktur; görüp hissetmek, bunun üzerine düşünmek yeterlidir. O nedenle ikilemlerden yola çıkar sıklıkla.

Madem ZAMAN varlığın göstergesi, hatta göstereni; öyleyse oradan başlamalı. 1964’te yayımladığı Zamana Düşüş hem onun zamana bakışını hem de zamanlar arası geçişlerin düşünsel yolculuğunu anlatır.

Bir yerde şunları söyler: “Zaman kanımdan çekildi; birbirine destek olur ve birlikte akarlardı; şimdi donup kalmışlarken, artık hiçbir şeyin olmamasına şaşmak mı gerekir?”

Dağılıp giden, çözülen zamanın tanıklığında hissederek düşünerek varoluşsal bir bakışla kurar her bir denemesini. Cioran’ı tanımlayan da budur: Denemeci.

1949’da yayımlanan Çürümenin Kitabı’na 1947’de Fransa’da başlar, Fransızca yazar. 1937’de Gözyaşları ve Azizler’i Romanya’da yayımlar. Onun aykırı kimliğinin izleri bu yapıtına yansır. Bu anlamda Cioran’ı “yeni tip filozof” olarak tanımlayabiliriz! Yani kendi dünyasını kendinden yola çıkarak kuran… Onu ayrıksı kılan da budur. Bir okul’dan, bir akademi’den gelmez. Gene de ben onun Montaigne’in, Bacon’ın yanında anılması gerektiğini düşünürüm.

Açık düşüncelidir. Karanlık yanları olsa da sorgulayıcılığı, melankolisi, sayıklamaları yaşama arzusunu önde tutması düşünce dünyasındaki çeşitliliği gösterir.

YABAN DİLDE KONUMLANMAK

Kendini göçmen/sürgün/vatansız gören biridir Cioran. Onun kaçışı, dilde düşüncede sığını barınakları yaratır benliğinde. Oradan bakar kendine, varoluşumuza, evrene. Doğmuş olmanın sakıncasından söz eder ara ara…

“İnsan olma şaşkınlığından önce, olma şaşkınlığı gelir,” der. Kuşkucu yanı onu nihilist kılmıştır. Unutmayalım ki; savaş çağında var olmuştur. Onun nihilizme yönelimi, tarih sorgusu, tanrı ve kötülük kavramına bakışı, ölümle yolu, intihara bakışı, ütopyanın karanlığı ...aşınan/çözülen dünya karşısında insanın “ne”liğini irdeleyişi…

İşte tüm bunlar onda bir zaman sorgusuna dönüşür. O nedenle 1950’lerde yazdığı Zamana Düşüş, içimizdeki kötüyü gösterirken, onu kovmanın yolları üzerine de düşündürür bizi. Kendi sorgusu, Cioran’ın en temel bakışıdır. Dünyaya oradan bakar/baktırır.

Coran, kendi zaman eğrinizin postulatlarını çizmenizde size pencere açar. Kuşkusuz orada, onun da etkilendiği çağın/zamanın ruhu vardır. Avrupa felsefesinin aklı/düşünce sistematiği Cioran’ın bakışındadır her daim.

Cioran’ı okurken ister istemez “üç Romen”i yan yana düşünürsünüz: Ionesco/Mirca Eliade/Panait Istrati.

Onu “olduğu yerde göçebe” kılan nedir düşüncesinin kıyılarında gezinirken bu üçlüye de dönmeden edemezsiniz.

Cioran’ın izine düşerek kapsamlı bir biyografi yazan diğer bir yurttaşı Ilinca Zariffopol-Johnston şunun altını çizer: “Cioran’ın kendisi için bir orta Avrupalı kimliği oluşturma arzusu o denli güçlüydü ki, tarihi gerçekleri kendi amacına uyacak şekilde hafifçe değiştirmekte bir beis görmedi.”

Cioran’ı inşa ettiği kimliğinin izlerinden giderek okumak için bir başlama noktası olabilir bu biyografik yapıt…

Okuma Önerileri:

E.M. Cioran:

* Zamana Düşüş, Çev.: Haldun Bayrı, 2020, Metis Yay., 143 s.

* Tarih ve Ütopya, Çev.: Haldun Bayrı, 1999, Metis Yay., 115 s.

* Burukluk, Çev.: Haldun Bayrı, 2011, Metis Yay., 94 s.

* Çürümenin Kitabı, Çev.: Haldun Bayrı, 2000, Metis Yay., 166 s.

* Doğmuş Olmanın Sakıncası, Çev.: Kenan Sarıalioğlu, 2017, 194 s.

* Ilinca Zariffopol, Cioran’ın İzinde; Çev.: Ümid Gurbanov, 2020, Ketebe Yay., 444 s.