Kızılçullu

Bu yüzyılda kapitalizm geldiği noktada küresel güçlerin bizlere dayattığı en acımasız gerçek 'tüketmeyen bir toplumun varlığını sürdürmesinin mümkün olmadığı' gerçeğidir.

19 Aralık 2011 Pazartesi, 13:13
Abone Ol google-news

Ne kadar tüketirsek ve ne kadar az üretirsek ortak pazar için o kadar değerli, “uslu” ve yerinde  sayan bir ülke olabiliriz. Oysa ülkemiz 17 Nisan 1940 yılında Köy Enstitüleri gerçeğiyle karşılaştığında Cumhuriyet aydınlanması ve felsefesinin en önemli atılımlarından biri olan özgün ve ilerici bu eğitim reformunun yetiştirdiği neferlerin ve kahraman köy çocuklarının efsanesinin, durmaksızın üreten, kendi kendisine yetebilen bir toplum olmanın izindeki entemel adım olduğunun yeterince farkında değildi.

1930’lu yılların Türkiye’sinden bahsettiğimizde nüfusunun %80’i köylerde yaşayan, tarımla
hayatını devam ettiren bir demografik yapıdan söz ediyoruz demektir. Zira köylerin  çoğunda değil sağlık ocağı ya da okul; su, elektrik ve doğru düzgün yol bile olduğu söylenemezdi.

Genç Cumhuriyet’in felsefesi ve hedefleri, feodal yapının gölgesinde kalma tehlikesi içinde ve eğitime muhtaç insanların yoksul yaşamlarına henüz tam anlamıyla ulaşabilmiş değildir o dönemlerde… Hatta günümüzde de çözümlenememiş bu sorunların nedeni, 1950’lerle beraber hızla erozyona uğratılmış olan birçok düşün projesinin halk adına karar verilerek gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Kurtuluş savaşı vermiş bir milletin Mustafa Kemal’in hedeflediği ilerici, tam bağımsız, ulusal değerlerle donanmış, çağın getirilerinden, dolayısıyla akılcı ve bilimsel bir eğitim modelinden nasibini almış bireylerden oluşan bir toplum olması yoluna girmesi için; değerli eğitim ve aydınlanma kadrolarına gereksinim duyulduğu açıktı. Halkçı, mücadeleci, onurlu ve bir toplumun uyanışını arzulayan, gerici düşüncelerle uyuşturulmaksızın sadece üreterek yurttaş olunabilmesine olanak sağlayan düşünce adamları başlatabilirdi bu aydınlanma serüvenini olsa olsa… Hasan Ali Yücel’ler, İsmail Hakkı Tonguç’lar gibi... Özerk eğitim, sosyal devletin en önemli işlevi olan eğitimde öncelik ve fırsat eşitliği gibi meseleler bugün dahi Türkiye’nin çözemediği konular iken, 1930’ların ikinci yarısında köylü çocukların eğitilmesi ve topluma kazandırılması gibi muazzam “Köy Enstitüleri” projesi son yüzyılın en önemli eğitim ve üretim projelerinin başında gelmiştir.

Din simsarları ya da toprak ağaları tarafından sömürülmeyi reddedecek bilince  ulaştırılması istenmiş genç beyinlerin her biri, Türkiye’nin son elli yılına damgasını vurmuş başarı öyküleri olarak yetişmişlerdir. Sağduyulu, aklını kullanabilen, ulusal değerlere yürekten bağlı, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu, çağcıl ve çalışkan olmanın kazanımlarını yetiştirdikleri öğrencilere de birer kazanım olarak aşılamayı başarmışlardır. Bu kuşkusuz ki bu tedirgin edici bir durum haline gelmiştir. İsmail Hakkı Tonguç’un bir sözü Köy Enstitülerinin felsefesini anlayabilmek için çok etkili oluyor: ‘Elimden gelse, bütün dünya okullarının programlarına ‘insanın insanı sömürmemesi’ adlı bir ders koyardım’. Köy Enstitülerinin ortaya çıkardığı imece ruhu, üretimin dinamikleri ve felsefeye dönüşmesi süreci, karanlığa ve tüketime karşı duruşun insani mücadelesi tekrar tekrar irdelenmelidir.

Çok değerli bir belge niteliği taşıyan Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar kitabını bugünlerde
elimden düşürmüyorum… 2001 yılında İzmir’de kurulan Yeni Kuşak Köy Enstitüleri
Derneği’nin Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın bir süredir üzerinde çalıştığı projesi olan Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar, Köy Enstitüsü tarihiyle ilgili önemli bir boşluğu
dolduruyor…

Prof Dr. Kemal Kocabaş’ın Köy Enstitüleri’ne dair 8 tane kitabı bulunmakta… Aslına
bakılırsa Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar kitabının benim için ayrı bir önemi de var.

Çünkü Kızılçullu Köy Enstitüsü girişli olan dedem Hüseyin Kocakülah’ın da bu kitapta
yaşanmışlıkları, izlenimleri bulunuyor. Dedemin anlattıkları ve yaşam öyküsünün seyrine
baktığımda bütün hayatını, onu okutan ve toplumu için yararlı kılmış olan bu eğitim
serüvenine, gönüllülerine ve ulusuna vefa borcuyla geçirdiğini görüyorum.

Kızılçullu Köy Enstitüsü, eğitim tarihimizde son derece önemli bir yere sahip. Biliyorum ki Kemal Kocabaş, bu tarihe ilişkin değerli katkıyı sağlayabilmek için başta Ege Bölgesi olmak üzere ülkemizin değişik bölgelerinde yaşayan Kızılçullu ruhuna sahip, oradan yetişmiş çok sayıda öğretmen, sağlıkçı ve onların birinci dereceden yakınlarıyla bağlantı
kurmuş, röportajlar yapmış ve olağanüstü bir emekle doğru bilgilere ulaşmak için çok
ciddi bir emek harcamıştır. Kızılçullu Enstitü Binası 1952 yılında İzmir’de NATO’ya adeta terk edilene kadar, Anadolu çocukları, köylerinden çıkıp yoksul giysileri ama bir o kadar zengin umutlarıyla geldikleri o tarihi binada, gelecek için dönüştürecekleri yepyeni hayatlarını tahmin edemezlerdi. Köylerinden çıkıp ulaştıkları kent merkezi, ufuk çizgisine
biraz daha yaklaştırmıştı onları… Kızılçullu’nun kentin merkezinde kurulmuş olması, onu
diğer enstitülerden bir parça farklı kılar… 1940-1950 Kızılçullu Köy Enstitüsü, 1950-1952
Kızılçullu Kız Köy Enstitüsü adıyla eğitime devam etmiştir. Kızılçullu adının nereden geldiğinin tarihi ve ilginç hikayesi de Prof.Dr.Kemal Kocabaş tarafından kitabın girişinde çok güzel bir dille anlatılıyor.

Kitapta Kızılçullu Köy Enstitüsü binasına, kuruluş süreci ve 1940’lı yıllara ilişkin çok değerli ve ilgi çekici bilgiler var. “Yıl 1891… Amerikalılar daha çok Ermeni ve Rum azınlık
çocuklarına yönelik olarak İzmir’de “American Boys School” başlığı altında bir okul açar.

Yirmi yıl sonra bu okul Kızılçullu’daki yeni binasına Amerikan Koleji olarak taşınır. 1930’lu
 yılların başında okulda yaşanan misyonerlik çalışmaları rahatsız edici bir boyuta dönüşür ve Türk öğrenciler örgütlenerek bir cemiyet kurarlar. Dünyada yaşanan ekonomik kriz nedeniyle okul 31 Ağustos 1934 tarihinde kapanır. Bu arazi ve binaların kamulaştırılması
için Kızılçullu köy statüsüne sokulur. Dönemim Kültür Bakanı Saffet Arıkan, Vali Fazlı Güleç, İsmail Hakkı Tonguç ve İzmir İl Müdür Yardımcısı Rahmi Balaban ilk incelemelerini
 yaparlar. 1937 Şubat ayında Kızılçullu Köy Öğretmen Okulu için bina ve çiftlik arazisiyle
satın alınır.” 30 Ekim 1937 tarihinde Kızılçullu Köy Öğretmen Okulu’na köy öğrencileri
kabul edilmeye başlanır. “Eğitmen Kursu ve Köy Öğretmen Okulu denemeleri 17 Nisan 1940 tarihinde açılacak olan Köy Enstitüleri deneyiminin laboratuarlığını yapacaktı”.

Kızılçullu kitabı çok sistematik bir şekilde hazırlanmış ve tarihe etkin bir belge olarak sunulmuş. Öyle ki bu ve diğer Köy Enstitülü yıllara dair hazırlanmış kitaplar birer anı olsun
diye değil, tıpkı derneğin ve her üç ayda bir yayınlanan Yeniden İmece dergisinin ereği  gibi, Köy Enstitüleri ruhunun, ulusalcı ve Türk Milli Eğitiminin temel argümanı olan yurtsever bireyler, aydın çocuklar, eğitmenler yetiştirmenin önemine vurgu yapmak ve belleklerden bu gerçeği sildirmemek adına önemli bir katkı sağlamak amacıyla hazırlanmış. Ayrıca bugünkü eğitim sisteminde hala sağlıklı biçimde yapılandırılamamış bir politikanın eksik taraflarını görmek açısından bir yol göstericidir. Cumhuriyet Eğitim Devriminin ilerlemek istediği mecrayı tanıyabilmek, eğitimcilerin bugünle kıyaslandığında nasıl bir kuşaktan bayrak teslim aldıklarını ve bu kuşağın neredeyse yok sayılmak üzerine şekillendirilmiş bilinçli politikalarla bastırılmak istendiğini, ancak bunun bu kadar güçlü bir ulus bilinciyle asla mümkün olamayacağını anlamak adına çok başarılı bir belgesel çalışmadır.

Kızılçullu Öğretmen Okulu Girişlilerin anlatımları, Kızılçullu Köy Enstitüsü ile ilgili söyleşiler, başka enstitülerden gelmiş veya Kızılçullu’dan ayrılmış öğretmenlerle söyleşiler, sağlık koluna seçilmiş sağlıkçılarla yapılan söyleşiler, Kızılçullu müdürleri ve özgeçmişleri, Kızılçullu çıkışlı anne babasını kaybetmiş kişilerin yazıları, albümlerden fotoğraflar ve pek çok bilinmeyen ayrıntı kitapta yer alıyor.

Söyleşiler için hazırlanmış soruların tümü yüz yüze, tek bir detay atlanmaksızın sorulmuş. Kitapta o kadar duygusal, paylaşıma dayalı, dayanışma örneği anlatımlar var ki, bu kitabı
okuduğunuzda daha da iyi anlıyorsunuz; gerçeğin neden budanmış, yok sayılmak istenmiş olduğunu... Neden birtakım çevrelerde rahatsızlık yaratmış olabileceğiyle ilgili aklınızda daha da fazla şey beliriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu eğitim seferberliği ve devrim felsefesinin çağdaşlaşma girişimlerinin önü, en belirgin biçimde Köy Enstitüleri gerçeğine karşı vurulmuş darbeyle kesilmek istenmiştir.

Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar kitabında birbirinden değerli eğitim neferine yöneltilen anket sorularına verilen cevaplar insanın içine işleyen ve tek kelimeyle bu ülkenin nasıl sevilebileğine, bir ülkeye gönülden ve aşkla nasıl bu kadar bağlı olunabileceğine muhteşem örnekler… Çocukluğunuzu, ailenizi ve köyünüzü anlatır mısınız sorusuyla başlayan anket, Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne gidiş, yaşanan sevinç, Kızılçullu’daki eğitmenler ve müdürlere ilişkin izlenimler, sanat kolları, savaş yıllarının ve koşullarının izlenimleri, öğretmenlik yılları ve pek çok can alıcı soruyla devam ediyor. Yanı sıra, Enstitünün kazandırdıkları ve eğer Enstitü olmasaydı ne olurdu varsayımına verilen cevaplar gerçekten çok dokunaklı ve örnek cevaplar.

Örneğin Kızılçullu Köy Enstitüsü sizlere neler kazandırdı sorusuna verilen cevaplardan biri
her şeyi özetlemeye yetiyor:

“En başta eğitim hakkımızı kullanmamıza yol açmıştı. Ama nasıl bir eğitimdi bu: İnsanı bedensel, düşünsel, ruhsal ve toplumsal bir varlık, bir bütün olarak algılayan: onun akıl
temelinde ama ille de toplumun ve insanlığın yararı doğrultusunda eğitilmesini maçlayan
bir eğitimdi.”

Köylerde yaşayan ve en temel hak olan eğitim hakkının sağlandığı çocuklar, köylerle olan
organik bağları kopmadan eğitilerek köylere tekrar birer öğretmen kimliğiyle dönüp ama yanı sıra yaşamı kolaylaştıracak bütün bilgilerle ve sanat ruhuyla beslenmiş bireyler olarak dimdik yaşama kazandırılmıştır.

Örneğin “Köy Enstitülerinin amacı yalnız okulu değil halkı da beraberinde yetiştirmek, köyü
içten dönüştürmekti”.(sf.137)

“Kısaca Kızılçullu önce benim ve sonra çocuklarımın hayatını değiştirdi. İnsanlığı öğretti, iyi öğretmen olmamızı sağladı, ufkumuzu zenginleştirdi. Köylerde ziraat ve meyvecilikle önder oldum. Okulun bahçesine çamlar diktik, köylü ile iç içe olduk.” (sf.143) canlandırmaktı.

Hedef

Bir Köy Enstitülü asla hayatının bir gününü bile boşa harcamamıştır. Başta hayata hazırladığı çocuklar, onardığı eşyalar, toprağa kazandırdığı bitkiler, şekil verdiği demirler, sevgiyle bir araya getirdiği insanlar, ailelerini ikna etmek için evlerine kadar giderek okula kazandırdığı çocuklar ve bir Köy Enstitülünün dönüştürdüğü hayat, bir çınarın bile gölgesine sığmayacak kadar muazzamdır. Bir Köy Enstitülünün ailesinden karanlık bir düşüncenin çıkması mümkün değildir. Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar kitabında bunların ince işlenmiş ayrıntılarını, hayatlarını bulacaksınız. Cemaatlerin, beylerin, ağaların, cehalet tacirlerinin ve cevap şansının kişinin aklına ve bilincine asla bırakılmadığı karanlıkların yoluna savrulmadan, insanın yararına, iyiliğine ve gelişimine çalışan çocuklar yetiştirmek nasıl mümkün olur sorusuna vereceğiniz cevapları gözden geçireceksiniz belki...

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Yayınlarından çıkan Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar kitabı bir arşiv, bir saygı duruşu ve yaşayan bir gerçek niteliğinde…

Sözümü Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin sözüyle bitiriyorum: “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği; laik, bilimsel, demokratik, parasız, karma eğitimden yana taraftır
ve eğitimi bir insanlık hakkı olarak görmektedir. Eğitimin Köy Enstitülerinde olduğu gibi
değişim ve dönüşüm yaratma amaçlı niteliğinin günümüzdeki karşılığının bulunmasını talep etmekte ve bu amaçla da çalışmalar yapmaktadır.”