'Korkuyla yönetiliyoruz...'

İlk albümünden iki yıl sonra ikinci albümü ‘Ziyaret’i çıkaran Şirin Soysal: 'Korkuyla yönetiliyoruz...'

28 Aralık 2013 Cumartesi, 21:43
Abone Ol google-news

Farklı coğrafyaların yaşamın dümen suyunda bırakıldığı, göçebeliğin iklime dönüştüğü bir yaşamı olmuş söz yazarı ve vokalist Şirin Soysal’ın. Avusturya’dan İrlanda’ya yaşadığı birçok ülkede, Edith Piaf’tan Samuel Beckett’e, Marc Chagall’den Ute Lemper’e onlarca isimden etkilenmiş. Şirin Soysal ile 2013’ün son günlerinde Kara Kabare’den Art Rock’a ge- çiş yaptığı “Ziyaret” albümünü ve geçen yılın belleğinde iz bırakan kültür sanat konularını konuştuk. İlk albümünüzün iki yıl sonrasında gelen ‘Ziyaret’in hikâyesini anlatabilir misiniz? Yaklaşık bir yıllık bir süreç. Besteleri ve sözleri yazdım. Sonra ilk albümde de birlikte çalıştığım harika müzisyenler Şevket Akıncı ve Cansun Küçüktürk’le oturduk, çalıştık. Düzenlemelerin çoğu onlara ait. İki piyanolu balad var, onları piyanist Adem Gülşen’le birlikte düzenledik. Üretim süreçleri hep uç noktalarda geçer. Çok yükseklerden diplere kayıveririm. Bu da sanırım işin kimliğini oluşturur.

Müziğime “karamsar” diyenler oluyor, fakat ben karamsar bir insan değilim. Sadece karanlığımla çok meşgulüm, çünkü en çok malzeme orada var. Her daim ışığın peşindeyim. Karlı bir gece ormanının ağaçlarında yanıp sönen böcekler, gülüşen hayvancıklar, bir ateşin etrafında ayin yapan şamanlar… Müziğimin dünyasını böyle hayal ediyorum. ‘Gerçek ütopyamıza varalım!’ “Kendi karanlığımızdan çok kendi ışığımızdan korkarız.” Babylon’daki albüm tanıtım konserinizde Nelson Mandela’dan alıntılamıştınız bu sözleri. Sonrasında ise kendi sözlerinizle devam etmiştiniz: “Ve ben diyorum ki kendi ışığımızdan korktukça biz bu dünya oyunu benzeyecek bir kara kabareye.” Bu sözleri yeni albümünüzde yer alan Kara Kabare şarkısının hemen öncesinde söylemiştiniz. Sizden bu şarkının çıkış noktasını ve dert edindiklerini dinleyebilir miyiz? Çok yalnız ve çaresiz hissettiğim bir anda yazmıştım o şarkıyı. Bu dünyada yaşamak bazen zor geliyor. Haksızlıklar, mazlum insanlar, haykırışlar… Öbür tarafta “insan” kelimesini yakıştıramadığım bir avuç dolusu varlık. Dünyayı kukla tiyatrosu gibi yönetiyorlar. İnsan ırkını köleleştirmişler. Öyle bir sistem yaratmışlar ki, insan kendini özgür sanıyor. Bu yanıl- gıdan çıkıp hepimizin içinde olan o parlak ışığı görme vakti geldi. Korkuyla yönetiliyoruz, içimizden gelenlerin çok azını yapıyoruz, çünkü hep bir korku var. Başkala- rı ne düşünür? Ne derler? Bu çok büyük bir mahkûmiyet. En çok da kendi gücümüzden korkuyoruz, onu tanımaktan, keşfetmekten, taşımaktan. Sistemin parçası olmak çok daha kolay geliyor, çünkü o bizi yönlendiriyor. Tam tersi, bizim yönlendirmemiz gerekiyor artık. Bunları herkesten önce kendime söylüyorum. Dünyanın tüm güzel insanları birleşsin, gerçek ütopya- mıza varalım! Uyanıyoruz, Gezi bunun ispatı… Albümdeki Siyah Zürafa isimli parçanızı Attilâ İlhan’ın “Baki’ye Gazel” isimli şiirine ithafen yazılmış. Türk ve dünya edebiyatından sevdiğiniz şairlerden ve şiirlerinden bahseder misiniz? Sylvia Plath ve Ahmet Haşim beni çok etkiliyor. Külliyatını okuduğum şair sayısı henüz az. Attilâ İlhan’ı çok seviyorum, “Baki’ye Gazel” bir şaheser. O şiiri ilk okuduğumda melodi anında geldi. Siyah Zürafa bestesini o şiire yazdım aslında. Sonradan kendi yazdığım sözlerin yapısı, o şiirinkiyle aynı. Gezi’de, direnişte Albümde Gezi Parkı’na selam gönderdiğiniz bir parçada yer alıyor. Gezi Parkı olayları sırasında İstanbul’da mıydınız? Sizin için süreç nasıl geçti? İstanbul’daydım. Direnişteydim. Unutmayacağım çok özel bir zamandı. Kayıtlarımız da o dönem- de oldu. Birlik olduk Geziciler olarak. Halkın birleşmesi korkutucudur… Bu yüzden bireysel hayatı kutsar devlet. Modern siteler yapı- yorlar her yere, küçük şehirler gi- bi. İçlerinde her şey var o sitelerin. Böylece oradan çıkmayacak oranın sakinleri, kendi küçük ütopik ilüzyonlarını yaşayacaklar, dünya- dan kopuk. Çok işine geliyor tabii devletin. Fakat uzun vadede başarısız olacak bir proje. İnsan, insan ister nihayetinde… Konserlerinizde Tom Waits’in “Call from Istanbul” parçasını da yorumluyorsunuz. Waits’e olan ilginiz nereden kaynaklanıyor? Kendisinin müziğiniz üzerindeki çağrışımlarından bahseder misiniz? Ona olan ilgim, sesinden, sözlerinden, melodilerinden, duruşundan, oyunculuğundan, hikâyelerinden kaynaklanıyor. Müthiş bir söz ya- zarı, Beckett’i andırıyor. Absürd, mantık zincirlerini kıran, aklın sı- nırlarını zorlayan, inanç sistemlerini sarsan, üstüne üstlük güldüren bir tarz. Bu tarzı çok benimsiyorum, Beckett oyunlarını okumaya başladığımdan beri…