Kriz Kapıyı Çalınca

20 Ocak 2009 Salı, 06:48
Abone Ol google-news

“Çürüme Kaliforniya’nın her yerine yayılıyor.. aç halkın kendi ürününü yiyebilmesine bir çare bulunamıyor.. ürünler fiyatları düşürmemek için yok edilecek.. milyonlarca halk aç, halka meyve lazım.. dağlar gibi yükselen sapsarı yığınlara gaz püskürtülüyor.. kanunun suç saymadığı bir cinayet bu.. çünkü portakal kâr getirmiyor… İnsanların bakışlarında bir şaşkınlık vardı ve açların gözlerinde de artan bir kızgınlık, bir gazap.”

John Steinbeck’in 1929 büyük ekonomik krizinde Amerika’yı anlattığı “Gazap Üzümleri” adlı romanında bu satırları okuyoruz. Tarım ürünleri fiyatları yüzde 60-80 arasında düşmüş idi. Şimdilerde bu düzeyde olmasa da bir ekonomik çöküşün olmayacağını kimse söyleyemez. Bu krizler kapitalist sistem için kaçınılmaz. Her 30-40 yılda bir böyle derin kriz çıkıyor. Krizin derinleşmesi, yuvarlanan bir kartopu benzetmesiyle anlatılabilir. Kriz nedeniyle işçilerini atan işyerleri bu işçilerin gelirlerini sıfırlayarak genel mal talebinin düşmesine yol açarlar.

Bu da başka işletmelerin mallarına olan talebi düşürerek onların da iflas etmelerine ve işçilerini atmalarına yol açar. Böylece bu kartopu büyüyerek hızla aşağı inmeye başlar. Sonunda dibe vuran ekonomi -bazen bu yok oluşiçin 2. paylaşım savaşı gibi savaşlar da gerekiyor- tekrar genişlemeye başlar.

ABD’de 1929 krizinde işsiz kalan kentliler hem gıdalarını üretecekleri hem de psikolojik çöküşlerini önleyecek bahçeler geliştirmişlerdi. Daha sonra savaşta askerler cepheye gidince zafer bahçeleri adı altında bu deneyim genişletilmişti. Böylelikle cephedeki askerlere daha çok gıda gönderilebiliyordu. ABD’de hâlâ yaşayan kent bahçelerinin bir kökeni de bu kriz ve savaş yıllarıdır. Şu anda New York’ta bile ciddi anlamda bu tür bahçelere sahip Amerikalılar çok.

Şimdi Türkiye’de ne görüyoruz. İşverenler çıkaracakları işçilere ödeyecekleri kıdem tazminatını işsizlik sigorta fonlarından almak istiyorlar. İşçileri işten atmak kolaylaşınca bu durum kartopunu arkadan itmek demek oluyor. Her işyerinin bir kişiyi işe alması gibi önerilerin ise hayatın buz gibi gerçeğine çarpıp yok olacağını söylemeye bile gerek yok.

Çalışanlar dünyanın hiçbir yerinde bu krizin nedeni değildi. Ancak sistem şimdi birden serbest piyasa masallarını unuttu ve işyerlerini kurtarma maskesi altında zenginleri kurtarmaya sarılıyor. Liberal denilen iktisatçılar işsizleri düşünmüyorlar. Daha doğrusu işsizleri kurtarma adı altında gene toplumun yüzde 5’ini kurtarmak istiyorlar. Bu nedenle de işsizlik fonlarına el atmayı düşünüyorlar. Formül gene çok açık. Kârlı alanlar özelleştiriliyor, zararlılar ise kamulaştırılıyor.