Modern öncesine yolculuk

Modern öncesine yolculuk

10 Mayıs 2015 Pazar, 19:38
Abone Ol google-news

Geçen hafta sonu özel bir tur ekibi ile çok özel bir yaşam alanını görmeye gittim. Cava Adası’nda Cakarta’ya 180 km. mesafede ancak yalıtılmış yaşam tarzlarıyla günümüzden çok uzak bir diyara. Endonezyalı olduğunu kabul etmeyen nevi şahsına münhasır insanlarla tanıştım.

Cakarta’da yaşayan yabancıların gönüllü çalıştığı Heritage Society’nin düzenlediği inceleme gezisine katılacak 6 kişiden biriydim. Baduy bölgesini epeydir biliyor, gitmek için fırsat kolluyordum. Birlikte gidelim diyen Endonezyalı arkadaştan iş çıkmamıştı. Geziye istekli çoktu, listeye girmek için hızlı davrandım ama neden 6 kişide ısrar ettiklerini sonradan anlayacaktım.

İki Amerikalı, İngiliz, Tayland, Endonezyalı ve benimle 6 kadın, rehberimiz Pak Don ve şoförle renkli bir grup olduk. “Yol 5 saat sürecek” dedi Pak Don Hasman. Pak baba anlamında, büyük erkeklere hitap şekli dayı, amca gibi. 35 yıldır bölgeye aynı turu defalarca yapan Pak Don’un eski bir gazeteci olduğunu, Time’da da yazdığını ve bu turlara ücretsiz eşlik ettiğini çok geçmeden öğrendim.

Teknolojiden uzakta...

Büyük kısmını ormanda inişli, çıkışlı ve pirinç tarlaları arasındaki uzun yürüyüşlerin oluşturduğu gezi süresince bölge ve insanına ait engin bilgisini paylaşmayı esirgemedi 69 yaşındaki genç delikanlı Pak Don.

Orman içindeki Baduy bölgesinin özelliği orada yaşayan insanların uygarlığa karşı direnmesi, inanç, gelenek ve kültürlerini hiçbir etki altında kalmadan yıllardır sürdürmesi. Günümüz insanı için vazgeçilmez olan hiçbir teknolojiyi kabul edip kullanmıyorlar. Elektrik yok, TV, buzdolabı gibi ürünler, cep telefonu, internet hepsi yasak. Sabun, şampuan, diş macunu, ilaç kullanmak yasak, yaşam süreleri kısa, anne-bebek ölümleri fazla! Erkek ve kadın için ayrı olan kendi dokumaları tek tip kıyafet ile onları kolayca ayırt etmek mümkün. Ayakkabı giymiyor, araca binmiyor, her yere yürüyorlar. Köylere aracın girebileceği en yakın mesafe 2 saat uzaklıkta.

Baduy, Cava Adası’nda Cakarta’ya 180 km. mesafede ancak yalıtılmış yaşam tarzlarıyla günümüzden çok uzak bir diyar. Bölgeye ulaşım ise ormanda inişli çıkışlı, pirinç tarlaları arasındaki uzun yürüyüşlerin ardından...

Okul yok

Nehirlerin üzerindeki köprüler bambu ağacından tamamen kendi el emekleri, adeta birer şaheser, her yıl yenileniyor. İlk asma köprüden geçerken İngiliz arkadaş ilerleyemiyor arkasındayım elini tutuyorum yavaşca yürüyerek ulaşıyoruz karşıya. Okul yok, çocuklar okulsuz! Köylerden geçerken çocukların kendi yaptığı oyuncaklarla oynadığına tanık oluyoruz. Okulun insanı zeki yaptığına, zeki insanların ise fakirleri ezdiğine inanmaktalar. Doğal olarak okuryazar değiller. Kendilerine ait özel bir takvimleri var, yılda 2 kez sayım yapıp bunu bir ağaca centik atarak işliyorlar. Çok çeşitli törenleri, yıldızlara bakarak karar verdikleri şanslı günleri pirinç ekimini, düğün tarihini belirliyor.

600 yıldır buradalar

Baduy insanın 1600 yıldır var olduğu ve 600 yıldır bu bölgede yaşadığı sanılıyor. Bir görüşe göre 16. yy.’da Endonezya’ya İslamın gelmesiyle birlikte kendi inaçları şamanlıktan vazgeçmeyip ormana saklanıp yalıtmışlar kendilerini, Hollandalılar tarafından 1840’ta bulunana kadar... Baduylular topraklarının kutsal olduğuna ve doğadaki herşeyin bir ruhu olduğuna inanıyor. Atalarının sade hayat tarzını sürdürerek bu kutsallığı korumak yaşam amaçları. Bölgede İç ve Dış Baduy olmak üzere iki tip köy var. İç Baduy’daki 3 köyün toplam nüfusu bin kadar ve kendilerini üst sınıf görmekte tam anlamıyla ilkel yaşamaktalar.

67 köyü olan Dış Baduy ise biraz daoanna’nın daha dışa açık, modern bazı şeylere izin var sabun, cep telefonu, para, güneş enerjili lambalar gibi.

İç Baduy’a giriş yasak

İç Baduy’da kurallara karşı gelen dışarıya atıldığı gibi kendi rızasıyla çıkanlar da olabiliyor, Dış Baduy’da hayat kuruyor, asla geri dönemiyorlar.

İç Baduy’a yabancı giremez o yüzden Dış Baduy’da kaldık. Konakladığımız köylere araç giremediğinden yürüyecektik. Eşyalarımızı taşımak için Pak Don Baduylu taşıyıcılar ayarlamıştı ekip birden 12 oldu. Yanımızda uyku tulumları hariç 2 günlük yiyecek ve su da vardı, yükümüz ağır sayılırdı.

Görmek istediğimiz insanlar işte öylece karşımızdaydı; lacivert çizgili kumaş peştemal gibi bele dolanmış, üstte eskiden beyaz olan gömlek, baş beyaz bezle sarılmış, yalınayak bize bakıyorlardı, iki günlüğün işverenleriydik. İzin almadan fotoğraf çekmek de yasak. Onlarla bol bol çektirdik. Görmesem yalınayak o dağlar taşlardan nasıl yürüdüklerine inanamazdım. Ona rağmen ayaklarının altı yara bere içinde değil, sanki daha kalınlaşmış.

Yalınayak 6 günde Cakarta

Azıcık konuştuğum dilleri ile Cakarta’ya gelip gelmediklerini sordum. Üç hafta sonra görücü usulü evlenecek olan Karmin 6 kez gittiğini söyledi, arkadaşını görmek için. Üç gün sürmüş Cakarta yalınayak yürüyerek! Kişiye göre değişiyor bu süre, 1.5 gün duyduğum en kısası. Don yola çıkmadan önce atalardan yardım istediklerini ve ruhların gelip onlara yardım ettiğini söyledi. Sevip sevmedikleri ve orda yaşamak istemelerine dair soruma ise kesinlikle hayır cevabı geldi.

Pansiyon filan yok, Pak Don’un özel ilişkileri sayesinde ayarladığı evlerde kalıyoruz. İlk gün salonda altı kadın uyku tulumları ile yan yana dizildik. İkinci gece kaldığımız yerde evin önündeki terasa açtık yataklarımızı, dışarda uyuduk bu sefer. Kahvaltı ve öğlen yemeğimiz haşlanmış yumurta, patates, akşamları ton balık ve meyve. Halbuki onlar hiç bıkıp usanmadan her gün, her öğün pirinç ve azıcık kızartılmış kuru-tuzlu balık yiyor. Verdiğimiz meyvelere hayır demediler. İç Baduylular doğadan topladığı meyveleri pazara götürüp tek protein kaynağı kuru balık ile değiştiriyor.

Kaldığımız iki gün içinde mahrum olduğumuz konfor gözümüzde tütse de Cakarta’ya girer girmez özledik Baduy’u, ormanı, doğayı ve daha iyi anladık yeni arkadaşlarımızın niye orda saklı kalmak istediklerini.

Evde önce duş ve kesintisiz bir uykunun ardından uyandığımda çocuklara kalkın, şükredelim sahip olduklarımıza, evde tuvalet, musluktan akan su var ve birazdan okula gideceksiniz cümleleri döküldü ağzımdan. Baduy daha ne kadar direnecek uygarlığa bilinmez.

[email protected]