‘Nâzım şiiri budur’

Bilkent Üniversitesi’nin görkemli açık hava tiyatrosundaki Fazıl Say’ın “Nâzım” oratoryosunda eser, yeni kadrolar tarafından seslendirildi. Yepyeni, dipdiri, coşku dolu ve derinlikli bir “Nâzım” izledik. Alçılı koluna karşın, yaşam içinde (yani sahnede) gücünü pekiştiren Genco Erkal, şiirleri her zamanki gibi inandırıcı, teatral bir havada sunuyordu.

31 Ağustos 2015 Pazartesi, 05:31
Abone Ol google-news

Dış basından ve yurdumuzdan eleştirmenler, Fazıl’ın “Nâzım” adlı oratoryosu üzerinde yeterince durduğu için, söylenecek söz pek kalmadığını düşünüyorum. Oysa, 29 ve 30 Ağustos akşamları, Bilkent Üniversitesi’nin “Odeon” denen görkemli açık hava tiyatrosunda verilen “Nâzım” konserinde eser, bütünüyle değişmiş olan yeni kadrolar tarafından seslendirildi. Böyle olunca esere can katma yönünü belirleyen şef Naci Özgüç başta olmak üzere, yeni kadroların nasıl bir yorum çıkardığı sorusunu yanıtlamak gerekir. Açıkçası, yepyeni, dipdiri, coşku dolu ve derinlikli bir “Nâzım” izledik. Solistlerin yanı sıra, koro ve orkestradaki sanatçıların hepsi birer Genco kesilmişti: Kırılan kolu alçıya alınmış olmasına karşın, yaşam içinde (yani sahnede) gücünü pekiştiren Genco Erkal, şiirleri her zamanki gibi inandırıcı, teatral, gürül gürül bir havada sunuyordu.

Şef Naci Özgüç...

İnsana, “İşte Nâzım’ın şiiri budur!” dedirten bir havada.

2014 yılında yine Fazıl’ın “Hermiyas/ Yunusbalığı Sırtındaki Çocuk” adlı eserinin dünya prömiyerini yapan Şef Naci Özgüç’ün, son yıllarda konulu müziğin atmosferini nasıl bu denli başarıyla verebildiğini size şöyle açıklayabilirim: Naci Özgüç, 2009’dan başlayarak hem İstanbul hem Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde orkestra şefliği yapmış ve yapmaktadır. Onun müzikal kavrayışında, opera ve bale sanatlarının, bir orkestra şefi üzerindeki etkilerini sezinliyorum.

Geçirdiği kaza, Genco Erkal’ı duraklatamamıştı; tersine, daha duyarlı, akıcı, hızlı ve kendinden emin... Eser boyunca bakmıyor kendisini bu havadan çıkaracak dış etkilere, aldırmıyor seyircinin alkışlarına! Eser sona erince gösterdiği büyük sevinçle sanatçı arkadaşlarını kucaklamasını izlerken de düşündüm bunu. Genco’nun “Nâzım”daki üstün başarısını, yıllar önceki bir yazımda şöyle tanımlamıştım:

“Bütün bu çokseslilik içinde başrolü, şiirleri sunan Genco Erkal üstlenmiştir. Çünkü bu tür konulu müzik formlarında SÖZ, eserin belkemiğidir.”

Solistler Serenad Bağcan ve Arda Aktar için ancak şu söylenebilir: Rollerinde bu denli başarılı bir ikili görmemiştik 29 Ağustos akşamına kadar... Gelelim, koroya: Anlatıldığına göre, “Nâzım Hikmet Korosu” adlı bu topluluğun üyelerini, tek tek Fazıl arayıp bulmuş. Sonuç olarak ben ülkemizde böylesi düzeyli bir bağımsız karma koro gördüğümü hatırlamıyorum. “Müzikal kafadarlık” denen nitelik, ancak bu denli yaşatılabilir. Müthiş bir içtenlikle canla başla ve severek yapıyorlar işlerini, dinleyici de bunu duyumsuyor. Koro, bir bütün olarak Türkiye’mize örnek gösterileceği gibi, futbol takımlarımıza da örnek gösterilebilir. Ayrıca, koro müziğimizde görünüm yönünden hem yeni ve hem güzel olan abartısız koreografik hallere kimin ne diyeceği olabilir? Peki, bu güzelim adlı koroyu kim çalıştırıyor olabilir? Söyleyin, İbrahim Yazıcı’dan başka kim olabilir? Evet, müziğimize yepyeni bir soluk getirdi Nâzım Hikmet Korosu!

Bilkent Senfoni Orkestrası’nı özellikle son iki yıl içinde birçok kez dinledim. Ayırt edici çok yönlü niteliğiyle ve yorgunluk tanımayan son derece çalışkan tarafıyla bu düzeyli topluluğu, yurdumuzun müzik yaşamına katkı getiren, disiplinli bir orkestra olarak görüyorum.

‘Her zamanki gibiydi..’

En büyüğü 11 yaşında olan İdil Bursa, Gökçe Çatakoğlu ve Çetin Özen adlı çocuk şarkıcılar da başarılıydı. Onlar, aynı zamanda çalgılarındaki görevi de kusursuz yerine getirdiler. Peki, aynı zamanda eserin yaratıcısı olan piyanistimiz için ne söyleyebilirim? “Her zamanki gibiydi..” desem yetmez mi?

Ve hemen ekleyeyim: Bu sahne eserinin en başarılı öğesi seyircilerdi: Binlerce müzikseverden oluşan bu çok geniş topluluk, “Nâzım”a olağanüstü sevgi, bağlılık gösterdi.