Ne Yapmalıyız?

03 Kasım 2009 Salı, 07:02
Abone Ol google-news

Onurlu, bağımsız, özgür bir ülke ve toplum olmak istiyorsak, önce evimizin içinde huzur ve barış olmalıdır, evimizin içi temiz olmalıdır. Asıl önemlisi, ülkemizi yeniden kalkınmasını planlayan, üreten, istihdam yaratan, adil paylaşan ve ihraç eden bir ülke haline getirmeliyiz.

İnsanoğlu toplumsal bir varlıktır. Bugüne kadar toplumda bir arada yaşamak için bulunan en iyi yönetim şekli ise demokrasidir. Elbette demokrasinin de zaafları vardır ama şurası açıktır ki, demokrasinin, kurumları ve kuralları ile tam olarak uygulandığı ülkelerde toplumsal yaşam daha kolay ve hayat daha güzeldir.

İyi bir demokrasi ancak üreten bir ülkede ve toplumda kalıcı hale gelebilir. Gelişmiş bir üretim altyapısı toplumsal refahı ve zenginliği besler; bu da aynı zamanda eğitim, kültür ve demokrasi zenginliğine dönüşür.

Bugün dünyaya baktığımızda Batılı toplumların bunu büyük ölçüde başardığını görüyoruz. Çağımızın en önemli devlet adamları arasında yer alan Mustafa Kemal Atatürkün, ülkesini yağmalamak ve yok etmek isteyenBatıyı, çağdaş uygarlık açısından örnek alması bundandır. Batı, üretim altyapısı, eğitime ve kültüre verdiği önem ve demokratik yönetim tarzıyla, dünyanın diğer bölgelerine göre daha avantajlıdır.

Halkımız umutlu değil

Türkiyenin en büyük potansiyeli, üretime katılmaya hazır insan gücüdür. Batıda nüfus yaşlanırken, daha iyi bir gelecek ve yaşam arayan genç nüfus ülkemizin çok büyük avantajdır. Türkiye toplumu yüksek beklentileri olan bir toplum değildir. Normal bir yaşam sürebilecek koşullar onun için yeterlidir. Bir lokma bir hırkaözdeyişini olumluya çevirecek beklenti içindedir. Ancak burada asıl sorun şudur: Halkımız yönetenlerden umutlu değildir.

Halkın umudunu kazanacak tek çözüm, iyi planlanmış, öncelikleri belirlenmiş, Türkiyeye kısa, orta ve uzun vadelerde önemli gelişmeler sağlayabilecek bir yeni ekonomik programdır. Türkiye, yeni bir ekonomik programla, yeni bir kalkınma stratejisiyle kısa vadede istihdam kaybını durdurabilir, orta vadede kaliteyi ve belirlenen sektörlerde markalaşmayı başarabilir, uzun vadede ise bölgesindeki enerji kaynaklarının nimetlerinden uluslararası hukuku aşmadan yararlanan ve çevre pazarını genişleterek büyüten bir ülke olabilir.

Aile büyüklüğü sınırlandırılmalı

Burada önemli olan, bu üç aşamanın, yani kısa, orta ve uzun vadeli planların içinin doldurulmasıdır. Bu üç aşamada da olmazsa olmaz koşullardan biri, nüfus artışının da planlanmasıdır. Allah rızkını verirdemek gerçekçi değildir. Allah yaratır ve akıl verir, gerisi kulların işidir. En az üç çocuk yapındiyenlerin devlet kesesinden verdikleri ulufe, bu çocukların ahlaklı, dürüst, eğitimli ve sağlıklı yetişmelerine yetmez.

Kentlerinde yüzde 20-25 işsizliğin olduğu ve köylerinde bir ay çalışarak bir yıl geçinen yurttaşların bulunduğu bir toplumun geleceğini kurtarması, onurlu ve başı dik bir ülke olması kolay değildir.

Dengeli bir kalkınmada, kentleşmenin de planlı olması zorunludur. Kentlerimizin bugün olduğu gibi plansız iç göçlerle giderek yaşanmaz hale gelmesi önlenmelidir. Bu bakımdan, örneğin İstanbula göçün planlanması, mesleği ve işi olmayan yurttaşların gelişigüzel İstanbula yerleşmelerinin engellenmesi önerisi doğrudur. Ancak bu önerinin gerçekleşmesinin bir koşulu vardır: O da ülkenin her yanının yaşanır hale gelmesidir. Türkiyenin bütün bölgeleri, eğitim, kültür, istihdam açılarından İstanbul ile benzer koşullara kavuşturulduğunda, İstanbulun nüfusunun dondurulması mümkün olacaktır.

Bugün siyasetin gündeminde yer alan tartışmaların birçoğunun halkın ekonomik geleceği ile, yaşamsal beklentileri ile ilgisi yoktur. Siyasetçilerin az veya çok milliyetçi olması, şu veya bu ölçüde muhafazakâr olması Türkiyenin derdine derman değildir. Bunlar gerçek sorunlar, yani ekonomik gelecek kaygısı ortada durduğu sürece, halk için yapay gündemlerdir.

En iyisi herkesinnormalolmasıdır, makulolmasıdır. Bizler, lafta milliyetçiliğin, muhafazakârlığın ve sözde Atatürkçülüğün ne olduğunu en iyi bilen ve yaşayan bir kuşağın içinden geliyoruz. Halk artık laf değil, yaşam koşullarını iyileştirecek dürüst ve çalışkan bir yönetim istiyor.

Onurlu, bağımsız, özgür bir ülke ve toplum olmak istiyorsak, önce evimizin içinde huzur ve barış olmalıdır, evimizin içi temiz olmalıdır. Asıl önemlisi, ülkemizi yeniden kalkınmasını planlayan, üreten, istihdam yaratan, adil paylaşan ve ihraç eden bir ülke haline getirmeliyiz. Eğitim kalitesini mutlaka yükseltmeli, çocuklarımıza birinci sınıf bir eğitim sağlamalıyız. Siyaseti ise kesinlikle demokratik hale getirmeliyiz.

Siyaset kanalları herkese açık olmalıdır. Hukukun üstünlüğünü sağlayan, hukuku her şeyin üstünde tutan bir ülke haline gelmeliyiz.

Ve hepsinden önemlisi, iktidar sahiplerinin de gelip geçici olduğunun, yönetime kazık çakmalarının mümkün olmadığının bilincine vardıkları, beraberce kardeşçe yaşayacağımız bir ülke olmalıyız.

Rıdvan BUDAK DİSK Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı