"Nükleer Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli'' raporu açıklandı

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, Akkuyu Nükleer Güç Santrali için Rusya ile yapılan anlaşmanın çok önemli bir ekonomik avantaj sunduğunu belirterek, ''Görülüyor ki riskler önemli olsa da kontrol edilebilir seviyede. Ama bu risk kontrolünün nasıl gerçekleştirileceğini, sivil toplum ve kamu yönetimi birlikte tartışmalı'' dedi.

06 Aralık 2011 Salı, 13:05
Abone Ol google-news

The Plaza Otel'de düzenlenen basın toplantısı ile EDAM Başkanı Ülgen'in koordinasyonunda, Prof. Dr. İlhan Or, Prof. Dr. Hasan Saygın, Doç. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve Doç. Dr. İzak Atiyas'ın katkılarıyla hazırlanan ve Türkiye'de nükleer enerjinin güvenliğinin sağlanması için uygulamaya konulan politikaların değerlendirildiği ve önerilerde bulunulduğu ''Nükleer Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli'' başlıklı rapor açıklandı.

Toplantıda konuşan Ülgen, raporun bağımsız akademisyenler tarafından hazırlanmış olmasının Türkiye için bir ilk objektif değerlendirme anlamına geldiğini söyledi.

Nükleer enerji santrallerinin tartışmalı bir alan olduğunu ve maalesef sunduğu çok önemli ekonomik avantajların yanı sıra ciddi bir risk de barındırdığını ifade eden Ülgen, ''Bu nedenle Türkiye'nin nükleer enerjiye geçiş sürecinin toplumun çeşitli kesimleri tarafından ideolojiden uzak şekilde tartışılması ve bir ortak akıl yaratılması büyük önem taşıyor'' dedi.

Ülgen, raporun araştırma sürecinin 9 ay sürdüğünü ve rapora katkıda bulunan bilim insanlarının, dünyadaki nükleer enerji santralleri parkını, kazaları, alınan güvenlik önlemlerini, insan kaynakları eğitimini titizlikle irdelediğini vurguladı.

Akkuyu Projesi için Rusya ile yapılan anlaşmanın ekonomik avantajları ile güvenlik dezavantajlarının da aynı titizlikle incelendiğini aktaran Ülgen, şunları kaydetti:
''Sonuçta da Akkuyu için sürdürülen tartışmaların doğru bir zemine oturması için iyi bir başlangıca imza attığımızı düşünüyorum. Bu rapor ışığında bundan sonra neye odaklanmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Güvenlik riski üzerine titizlenmeye devam edelim, ama avantajları da doğru değerlendirelim. Akkuyu için Rusya ile yapılan anlaşmanın çok önemli bir ekonomik avantaj sunduğu açık. Görülüyor ki riskler de önemli olsa da kontrol edilebilir seviyede. Ama bu risk kontrolünün nasıl gerçekleştirileceğini sivil toplum ve kamu yönetimi birlikte tartışmalı.''

''Türkiye nükleer enerji kapasitesi yönetiminde deneyimli değil''

Prof. Dr. Hasan Saygın da nükleer enerji santrallerinin şu ana kadar tasarlanmış en sofistike ve karmaşık enerji sistemleri olduğunun söylenebileceğini belirterek, yakın geçmişte, dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkelerinden olan Japonya'nın Fukuşima'daki nükleer kazayı önleyemediğini ve yönetemediğini hatırlattı.

Öte yandan, nükleer güç santrallerinden çıkan atıkların yüzyıllar boyunca aktif kaldığını, nükleer enerji santrali kazalarının küresel çevre ve kamu sağlığı açısından büyük bir tehdit haline geldiğini ifade eden Saygın, ancak Akkuyu Nükleer Santrali'nden çıkan atıkların Rusya'ya gönderileceğini ifade etti.

Saygın, Türkiye'nin nükleer enerji kapasitesini yönetme konusunda deneyimli bir ülke olmadığını ifade etti. Ancak bu sorunun nükleer enerjiye geçen tüm ülkelerin ortak sorunu olduğunu vurgulayan Saygın, bunun çözümü için uzun vadeli bir insan kaynağı geliştirme politikasının hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Saygın, Türkiye'nin, nükleer santrallerinin denetimi ve bu alandaki sorumluluklarını net bir biçimde tanımlaması için, yeterli derecede gelişmiş ve sofistike bir yasal ve düzenleyici çerçeveye de sahip olmadığını ve nükleer güce geçişi gözetebilecek bağımsız bir düzenleyici kurumun da henüz oluşturulmadığını belirtti.

Ek denetim sistemi, insan kaynakları eğitimi, ikinci nükleer santral teknolojisinin seçimi, şeffaf bilgilendirme ve iletişimin önemini vurgulayan Saygın, aynı zamanda Akkuyu'nun tekil niteliğinin bir fırsat olduğunu, çünkü enerji alanında açıklanan hedeflerin gerçekleşebilmesi için güvenlik açısından gerekli kurumsal ve beşeri altyapının oluşturulması gerektiğini söyledi.

Rapordan


Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'nin enerji birim fiyatı, yatırım finansman modeli ve güvenlik analizi gibi kamuoyunca merak edilen boyutların ele alındığı raporda, söz konusu projenin, ekonomik açıdan avantajlı olduğu, güvenlik açısından da kontrol edilebilir riskler taşıdığı ifade edildi.

Raporda, Akkuyu Projesi'nin Türkiye'ye elektrikte önemli bir düşük birim fiyatı sağlayacağı, ayrıca tüm finansal risklerin Rusya'ya aktarılarak önemli bir yatırım modeli avantajı sunduğu belirtildi.

Diğer yandan, Akkuyu Projesi'nde önerilen teknolojinin bugüne kadar denenmemiş olduğuna dikkatin çekildiği araştırmada, Türkiye'nin sahip olduğu bazı kurumsal, hukuki ve beşeri altyapı yetersizliklerinin güvenlik konusunda riskleri artırdığına da işaret edildi.
Raporda, Akkuyu Projesi'nde öngörülen elektrik fiyatının, 2010 yılı toptan elektrik fiyatına oranla yüzde 60 ila yüzde 284 oranında düşük bir fiyat olduğu vurgulandı.

Akkuyu için seçilen reaktör modeli olan ''VVER-1200''ün, dünyanın hiçbir yerinde daha önce işletmeye alınmadığı belirtilen raporda, ''VVER-1200' bir üçüncü nesil teknolojisi olup, dünyanın mevcut reaktör filosundan daha güvenli olarak görülebilir, ancak bu kanıtlanmamıştır. Bu eksiklik güvenlik risklerinin artmasına neden olmakta ve güvenlik yönetimini daha zor kılmaktadır'' görüşüne yer verildi.