"Orta vadede Türkiye balonu oluşmasından korkuyoruz"

Türkiye İhracatçılar Meclisi(TİM) Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ı konuk ettiği toplantıda kur politikasını tartışmaya açtı.

17 Eylül 2010 Cuma, 14:54
Abone Ol google-news

 Toplantıda bir konuşma yapan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, "Türkiye'ye ciddi sermaye girişlerinin beklendiği bir dönemdeyiz. Merkez Bankası'nın kurlarla ilgili pozisyonunu açıklamasını bekliyoruz. Orta vadede bir Türkiye balonu oluşmasından korkuyoruz. Dışarıdan kontrolsüz bir şekilde Türkiye'ye akan para varlık fiyatlarını şişirecek. Borsayı şişirecek. Nominal kurları daha da düşürecek. En büyük tehlike budur. Dışarıdan gelecek finansmanın rekabet gücümüzü geriletmeyeceği bir mekanizma kurmamız lazım. Bunun üzerine bütün kurumların kafa yorması lazım. Merkez Bankası bizzat bizimle bu tartışmaya katılmak zorundadır" uyarısını yaptı.

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi konuşmasında dünya ve Türkiye ekonomisinin kriz sürecindeki performansına değinerek, "Mevcut paradigma, ekonomik istikrarı sağlamaktan aciz düşmüş bir yönetişim sisteminin disipline edilmesi üzerine kuruldu. Hükümetimiz bu programı hiç taviz vermeden son derce başarılı bir biçimde uyguladı. Günün şartlarına göre yorumladı ve geliştirdi. Deyim yerinde ise vücudu sarmış olan iltihabı antibiyotik tedavisi ile kuruttu. Bütçe denkliğine karşı sorumluluğu kamuda bir refleks haline getirdi. Ama artık başka bir noktadayız. Yıllar boyunca reel sektöre kemer sıktırdık ve finans sektörümüze ciddi kaynaklar aktardık. Küresel krizde finans sektörümüz parlak bir sınav verdi. Bu gün Türkiye dünyanın yükselen değerlerinden ve cazibe merkezlerinden birisi olmak yolunda hızla ilerliyor. Hala antibiyotik tedavisi refleksleri ile hareket etmeyi sorgulamak durumundayız. Çünkü bugün rüzgar bizden yana ve soru şudur: Bu rüzgarı teknenin direğini kırmadan, yelkenimizi yırtmadan, tekneyi yatırmadan nasıl kullanacak ve rotamıza doğru hızla nasıl ilerleyeceğiz" diye sordu.

"Kırıcı olmadan derdimizi anlatmaya çalışıyoruz"


Büyükekşi, ihracat ithalat ilişkisini ele alan konuşmasında "İhracatın ithalata oranla daha az artmasında ve cari açığın çok hızlı yükselmesinin ardındaki temel nedeni mevcut paradigmanın oluşturduğu kur politikasıdır. Biz durumu açık yüreklilikle paylaşmak istiyoruz. Derdimizi anlatmak istiyoruz. Anlaşılmak istiyoruz ve birlikte bir çözüm bulmak istiyoruz. Şimdi burada bizim dışımızda oluşan bir sermaye hareketi var. Yıldızı parlayan ülkelere müthiş bir sermaye girişi yaşanıyor. Kurlarını serbest piyasada dalgalanmaya bırakmış rejimlerde ve tabidir ki bizde de kur bunun sonucundan doğrudan etkileniyor. Hemen altını çizelim, biz yabancı sermayeye karşı değiliz. Ülkemizi çok daha fazla sermayenin girmesini arzu ediyoruz. Ama bunun en azından önemli bir kısmının doğrudan yatırıma dönüşmesini istiyoruz" dedi.

Büyükekşi "Durduk yerde, çok hızlı bir şekilde rekabet gücü kaybediyoruz" derken bu süreçten çok fazla etkilendiklerini belirterek şöyle devam etti:

"Biz bu durumdan etkileniyoruz ve canımız yanıyor. 'Yapacak bir şey yok, ülke kabuk değiştiriyor, sizlerin bir kısmı da bitecek' denirse biz üzülürüz. Biz Türk ihracatçıları, Türkiye'deki rekabetçiliğimizi kaybedince başta tekstil ve konfeksiyon olmak üzere yatırımlarımızı Mısır veya başka yerlerde yaparak ayakta kalırız ama ülkemiz kaybeder. Bu ülkenin sadece hizmetler sektörü ile ayakta kalması mümkün değil. Bakın Yunanistan'ın durumu ortada. Bizim üretmemiz ve satmamız gerekiyor. Bizim bu imkanımız elimizden gidiyor. Biz bunun için sesimizi yükseltiyoruz. Kırıcı olmadan derdimizi anlatmaya çalışıyoruz."

"İhracatçımızın çığlığı duyulmalı"


Kurların ihracatçılar üzerindeki olumsuz etkilerine değinen Mehmet Büyükekşi "İhracatçımızın yüzde 72'si en büyük sorunum kur diyor ve bu sebepten fiyat veremiyorum diyor. Bundan daha büyük bir çığlık olabilir mi. Bu çağrıyı nasıl karşılayacağız ve çözüm bulacağız? Temel sorunumuz budur" diyerek konuşmasına şöyle devam etti:

"Dalgalı kur uygulanmasına rağmen, güçlü döviz girişleri ulusal paranın sürekli değerlenmesine yol açıyor, bu da sert ve maliyetli düzeltme gereği ortaya çıkarıyor. Dünya yavaşladı. Yavaşlıyor. Para kazanacak bakir ülke ve sektör arayışları hız kazandı. Sermaye, yani kapitalist sistem Türkiye'den para kazanmak istiyor. Bu çarkın devam etmesinin en önemli aracı döviz kuru. Peki en büyük dayağı kim yiyor? Türk sanayicisi ve ihracatçısı yiyor. Türkiye yükselen ülke. Döviz girişleri artacak. Merkez Bankası döviz girişini en iyi gören kurum. Bu girişleri sterilize etmesi gerekiyor. 2010'da tarihi döviz girişleri görüyoruz. Ülkeye toplam 24,7 milyar dolar döviz girişi var. Aynı dönemde döviz alım ihaleleri ile alınan tutar 5,7 milyar dolar, döviz girişlerinin yüzde 23'ü. Peki Merkez Bankası bu dönemde döviz rezervlerini ne kadar artırmış; sadece 985 milyon dolar. Oran olarak döviz girişlerinin yüzde 3.8'i. Biz bu oranın çok düşük olduğunu düşünüyoruz. Merkez Bankası döviz alıyor, ama bunları Hazine'ye kullandırdığı için rezerv biriktiremiyor. Merkez Bankası ülkeye döviz girişlerinin daha fazlasını sterilize edebilir ve döviz rezervlerini daha fazla artırabilir. Döviz alımlarının miktarı artırılarak daha etkin döviz sterilizasyonu yoluna gidilebilir." dedi.

"Zararına ihracat istemiyoruz"


Türkiye'nin cari açığının yılın ilk 7 ayında 24,2 milyar dolar olduğunu ve yıl sonunda 40-42 milyar dolar olacağının altını çizen Büyükekşi, "Türkiye bu cari açığı rahatça taşır. Belki 2016-2017'ye kadar Türkiye cari açığı taşıyabilir. Çünkü Türkiye'ye para girmeye devam edecek.  Varlık fiyatları artacak. Şirket değerleri artacak. Bu politikanın devamı bizi İspanya yapar. Yunanistan yapar" uyarısında bulundu.

Bu uyarısını örneklerle açıklayan TİM Başkanı "Otomotiv sektörü düşük kurdan en çok şikayet eden sektörümüz. Geldiğimiz nokta şu: Almanya ile rekabet edemiyoruz. Yerli girdi üreten yan sanayi rekabet edemiyor, üretimini durduruyor. Ana sanayiye mesela fren balata sistemleri artık Almanya'dan gelmeye başladı. Çünkü Türkiye'de üretilenler artık pahalı. Euro düştüğü için Almanya avantaj elde ediyor. Yıl başında 100 bin Euro'luk bir aracı almak istediğinizde ödeyeceğiniz rakam 220 bin TL idi. Şimdi ise 192 bin TL ödüyorsunuz. Tüketiciler için sevindirici bir durum. Tersini ihracatçı için düşünelim. Yılbaşında katıldığı fuarda 100 bin Euro'luk ihracat bağlantısı yapan, sonra bunu üreten ve günü geldiğinde ödemesini alan ihracatçı var. Dövizini TL'ye çevirdiğinde aldığı karşılığın 220 bin TL'den 192 bin TL'ye gerilediğini görüyor. Piyasada karların yüzde 6 - 7 seviyesinde olduğu bir dönemde zararına ihracat yapılmış oluyor. Biz zararına ihracat yapmak istemiyoruz. Ülkemiz cari açık versin istemiyoruz" diye konuştu.

"Buyurun işin içinden birlikte çıkalım"

Kurun gelişim seyriyle ilgileri bilgileri de aktaran Büyükekşi şöyle dedi:

"İlginç bir istatistik vereyim. 2001 yılında dolar kuru 1,45. Brüt asgari ücret 205 lira. 1000 dolar ile 7 işçi çalıştırmak mümkün. 2010'a geliyoruz. Dolar kuru 1,50. Brüt asgari ücret 856 lira. Şimdi 1000 dolar ile 1,7 işçi ancak çalıştırılabiliyor. 9 senede işçilik maliyetleri yüzde 311 artmış. Aynı dönemde enflasyon yüzde 151 artmış. Dolar ne kadar artmış? Hiç. Tablo bu. Gerçeklik bu. Buyurun işin içinden hep beraber çıkalım. Merkez Bankası'nın gelişen şartlar karşısında aktif davranması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Türkiye'ye ciddi sermaye girişlerinin beklendiği bir dönemdeyiz. Merkez Bankası'nın kurlarla ilgili pozisyonunu açıklamasını bekliyoruz. Orta vadede bir Türkiye balonu oluşmasından korkuyoruz. Dışarıdan kontrolsüz bir şekilde Türkiye'ye akan para varlık fiyatlarını şişirecek. Borsayı şişirecek. Nominal kurları daha da düşürecek. En büyük tehlike budur. Dışarıdan gelecek finansmanın rekabet gücümüzü geriletmeyeceği bir mekanizma kurmamız lazım. Bunun üzerine bütün kurumların kafa yorması lazım. Merkez Bankası bizzat bizimle bu tartışmaya katılmak zorundadır."

"Döviz alımıyla kurlara müdahale"

TİM Başkanı belirttiği bu tehlikeye karşı neler yapılması gerektiğini de şu sözlerle ifade etti :

"Kısa vadeli bir önlem olarak Merkez Bankası rezervlerini arttırabilir. Bu IMF dahil herkesin kabul ettiği bir gerçek. Merkez Bankası'nın rezervlerinin 75 milyar dolardan 100 milyar dolara veya gerekiyorsa daha yüksek bir düzeye çıkarılması mümkün. Merkez Bankası günlük alım ihalelerinde miktarı 30 milyon dolardan 40 milyon dolara çıkardı. Ancak görülüyor ki bu düzeyde bir alım etkili olamıyor. Tıpkı Japonya'nın iki gün önce yaptığı gibi, Merkez Bankası gerektiğinde ciddi alımlarla kura müdahale etmelidir. 700 milyar dolar ihracatı olan Japonya Yen'deki değerlenmeye müdahale etti. Japon yetkililer, Merkez Bankasının piyasaya ne kadar Yen sürdüğü konusunda bir rakam telaffuz etmiyor. Güçlü Yen'in, denizaşırı bölgelerde ürünlerinin rekabet gücünü azalttığı için Japon ihracatçılarını olumsuz yönde etkilediğini ifade ediyorlar. Bizde de aynı şekilde kuvvetli bir şekilde kura müdahale edilmelidir. Her gün belli bir miktarda alım olduğunda piyasa beklentisi oluşuyor ancak ani ve miktarı değişen oranlardaki müdahaleler etkili sonuç verecektir." dedi.
 

"Merkez Bankası'na bankacılığını öğretmek değil"

TİM olarak, döviz istikrar fonu kurulmasını talep ettiklerini hatırlatan Büyükekşi "İhracatçının döviz kuru riskini hedge edecek bir fon kurulursa ve bunun için gerekli kaynak ta kısa vadeli sermaye hareketlerinden sağlanırsa, ihracatçının kendisi dışında gelişen şartlardan etkilenmesi telafi edilecektir. Merkez Bankası'nın reeskont kredisinin vadesini uzatması ihracatçılar için önemli avantajlar sağlayacaktır. Daha uzun vadeli finansman ihtiyacının olduğu büyük bir gerçektir. Biz Merkez Bankasına nasıl daha iyi Merkez Bankacılık yapılır diye öneri getirmiyoruz. Biz gelin mevcut paradigmayı tartışamıyorsak hiç değilse acı yan etkilerini tartışalım ve yol bulmaya çalışalım diyoruz. Bizim sesimiz artık bir çığlık. Bizim ciddi bir sorunumuz var. Bunun çözümü büyük oranda sizde. Siz de bizim bu hayati sorunumuzu çözecek tedbirleri alın. Bizim ve ülkenin bu en temel sorununa bir çözüm bulunamazsa Merkez Bankası'nın amaçları ile ilgili çok ciddi bir tartışma olacaktır." şeklinde ifade etti.