'Para Politikaları' konferansı Eskişehir'de

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ''Türkiye ekonomisi Çin ve Hindistan gibi durgunluktan erken çıkan ülkeler arasında yer aldı'' dedi.

20 Ekim 2009 Salı, 08:21
Abone Ol google-news

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Eskişehir Sanayi Odası (ESO) ve Dünya gazetesi işbirliğiyle Eskişehir Anemon Otel'de düzenlenen etkinlikte verdiği ''Para Politikaları'' konulu konferansta, her 3 ayda bir Ankara'nın dışına çıkarak şubelerinin bulunduğu yerlerde, Ankara'dan göremedikleri veya duymadıkları konuları bu tür toplantılarda görüp alacakları kararların içine koymaya çalıştıklarını kaydetti.

Küresel krizin finans kesimde ortaya çıktığını, oradan reel ekonomiye, ardından da emek piyasasına sıçradığını anımsatan Yılmaz, ''Dünyada işsizlik oranları toplam talepte olumsuz baskı yapıyor. Bu da ekonomik canlanmayı geciktiriyor. Emek piyasasındaki iyileşmelerin toplam talebi oluşturması ve bunun olumlu sonuçlarıyla krizden çıkılacağını düşünüyorum'' dedi.

Yılmaz, dünyada, risk algılaması ve likidite anlamında bir rahatlamanın söz konusu olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: ''Dünyadaki büyümeye bakıldığında, sanayi üretimi gibi göstergeler küresel ekonominin hala zayıf olduğuna işaret ediyor. Küçülme eğiliminin azalmaya başlamasına karşın ciddi toparlanmadan söz etmek için erken diye düşünüyoruz. Endekslere bakıldığında Türkiye ekonomisi Çin ve Hindistan gibi durgunluktan erken çıkan ülkeler arasında yer aldı. Küresel risk algılamalarındaki toparlanmanın Türkiye'deki piyasalara da olumlu yansıdığını görüyoruz. Bu gelişmeyi döviz ve reel faiz oranlarında, Türk Lirası'nın dolar karşısındaki değerinde görebiliyoruz.''

Finansal istikrar açısından bakıldığında geçen sürede yapılan düzenlemeler sonucu Türkiye'nin, yaşanan oynaklıklardan az etkilenen ülkeler arasında yer aldığını anlatan Yılmaz, ''Kredi notlarına bakıldığında, Türkiye'de kredi notlarının hala yatırım yapılabilir özelliği taşımamasıdır. Küresel dalgalanmalara karşı finansal duyarlılığı kalmadığı halde bunun hala Türkiye'nin kredi notlarına yansımadığını görüyoruz. Düzelmesi gereken bu durumun yanlışlığını uluslararası tüm platformlarda dikkatlere sunuyoruz'' diye konuştu.

Yılmaz, finansal istikrar açısından kurlara bakıldığında Türk Lirası'nın yeniden değerlenmeye başladığının görüldüğünü ifade ederek, şunları söyledi: ''İhracatçılarımızda Türk Lirası'nın değerli olması nedeniyle bazı tedirginlikler söz konusu. Şu anda yaşanan husus tamamen dolar-avro paritesindeki değişkenliklerden kaynaklanıyor. Türkiye'de risk algılanması olumluya doğru gidiyor. Yatırım açısından da olumlu görünüyor. Bu paritedeki değişkenlerde dolar aşağı giderken avro ve TL neredeyse aynı gidiyor. Bu, dolar avro paritesinden kaynaklanan olgu. Türk Lirası'nda bir miktar değerlenme söz konusu, ancak bizden daha fazla parası değerlenen ülkeler var.''

 

'Söylenenlerin içinin nasıl doldurulacağına bakıyoruz'

''Hükümet 2010 bütçe tasarısını Meclise sundu. Bunu krizden çıkış bütçesi olarak ilan etti. Merkez Bankası olarak aynı görüşü paylaşıyor musunuz? Bütçedeki hedef ve rakamları yeniden mali disiplini sağlamaya yeterli görüyor musunuz?'' yönündeki soruya karşılık Yılmaz, şöyle konuştu: ''Sunumumda kamu maliyesiyle ilgili bölüm yoktu, bilmem farkına vardınız mı? Buradan acaba (Merkez Bankasının kamu maliyesiyle ilgili söyleyecek sözü mü yok, yoksa Merkez Bankasının kamu maliyesinde her şey düzeldi artık her şey yolunda mı gidiyor, o nedenle bu konuda bir şey söylemedi) diye düşünülebilir. Bu konuda yeni bir şey söz konusu değil. Mali disiplinle ilgili olarak yapılanları şu andaki kararlarımızın içine yerleştirmiş durumdayız. Dolayısıyla ortaya konulan orta vadeli program kendi içinde tutarlı ve gerçekçi bir program. Artık 2010 ve ilerisi için hükümetin, sadece bizim değil tüm dünyadaki hükümetlerin bunu söylemesi lazım. Mali disipline tekrar nasıl dönüleceğini göstermeleri lazım. Bununla ilgili olarak da orta vadeli programda bir patika çizildi. Bundan sonrası bunun nasıl yapılacağı, içinin nasıl doldurulacağıyla ilgili. Eğer bugün söylenenlerin ağır, kademeli de olsa içi doldurulduğu sürece para politikasının duruşunda çok fazla değişiklik olmayabilir. Eğer bunun içi doldurulmazsa para politikası duruşunu yeniden gözden geçirecektir. O nedenle sorunun cevabı şu; biz bundan sonra söylenenlere değil söylenenlerin altının, içinin nasıl doldurulacağına bakıyoruz. Onlar gerçekleştirebildiği müddetçe, para politikası açısından bir şey görmüyoruz. Ancak, bu belirlenen patikaya dönülmesi ve ortaya konulan rakamların tutturulması gerekir. Bu nedenle mali disiplin, maliye politikası her zaman olduğu gibi önemini koruyor ve korumaya da devam ediyor. Bizim ne yapacağımız konusuyla da çok yakından ilgili.''
 

Merkez Bankası'nın bağımsızlığı

Yılmaz, etkinliği yöneten gazeteci Osman Arolat'ın yönelttiği ''Başbakan'ın Merkez Bankası'nın bağımsızlığına yönelik olarak getirdiği eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?'' sorusunu da şöyle yanıtladı: ''Merkez Bankasının bağımsızlığı TBMM tarafından kanunla verildi ve bugüne kadar da uygulandı. Artık bu noktadan sonra bunu tartışmanın ya da tartışmaya açmanın bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Bundan sonra Merkez Bankasının bağımsız olup olmaması Merkez Bankasını yönetenlerin tavrına ve Merkez Bankasının yaptıklarıyla, kendisinden bekleneni verip verememesine bağlı. Merkez Bankası kendisine verilen finansal fiyat istikrarını ve bununla çelişmemek üzere hükümetin ekonomi politikalarını destekler ve kendisinden istenileni ortaya koyabilirse toplumsal destek kendiliğinden gelecektir. Bu dışarıdan ziyade bizim ne yaptığımıza ve ne yapacağımıza bağlı. Bunun sorumluluğu bize ait. Biz işimizi doğru düzgün yaptığımız sürece Merkez Bankasının bağımsızlığıyla ilgili bir şey görmüyorum.''

 

'Özel yatırım talebinde gerileme devam etmektedir'

Konferansta, Türkiye ekonomisinin 2009 yılının ikinci çeyreğinde hızlı bir toparlanma gösterdiğini kaydetti. Bu toparlanmanın büyük ölçüde vergi teşviklerinin uyarıcı etkisiyle iç tüketim kaynaklı olarak ve iç talebin öne çekilmesiyle gerçekleştiğini ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu: ''Özel yatırım talebinde gerileme devam etmektedir. Sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranı 2009 yılının ikinci çeyreğinden itibaren istikrar kazanmakla birlikte iç ve dış talep yetersizliği firmaların üretimlerini kısıtlamaya devam etmektedir. Tüketim talebinin ikinci çeyrekte sergilediği kayda değer yükselişten sonra vergi indirimlerinin sona ermesiyle birlikte yılın ikinci yarısında daha zayıf bir seyir izlemesi beklenmektedir. 2008 yılının son çeyreğinden itibaren başlayan stok eritme süreci tüketim talebinde son dönemde görülen artışın geçici olduğu beklentisiyle sürmektedir. Yatırım göstergeleri önümüzdeki dönemde yatırım talebinde belirgin bir canlanmaya vurgu yapmaktadır.''

Yılmaz, reel ihracatın son dönemde istikrarlı bir eğilim sergilediğine de değinerek, ''Dış talebe ilişkin sipariş beklentilerinde bir miktar toparlanma gözlendi. Küresel ekonomideki büyüme beklentilerine paralel olarak ihracattaki toparlanmanın da yavaş yavaş ve kademeli gerçekleşmesi beklenmektedir'' dedi.
 

'Veriler sanayi istihdamında toparlanmaya işaret etmektedir'

Ürün pazarlarının çeşitliliğinin artmasının ihracatta daha yüksek bir gerileme yaşanmasını engellediğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti: ''Geleceğe dönük beklentiler yakın dönemde iktisadi faaliyette kısmi bir toparlanma yaşanabileceğine işaret etmektedir. İş gücü piyasasında son dönemde sınırlı bir iyileşme gözlenmektedir. Ancak, toplam talebe ilişkin belirsizliklerin devam etmesi ve atıl kapasite fazlalığı yatırımlarla birlikte istihdam kararlarını da olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Tarım dışı istihdamda yıllık bazda gözlenen gerileme, büyük ölçüde sanayi sektöründeki istihdam kaybından kaynaklanmıştır. Ancak, açıklanan son veriler sanayi istihdamında hafif de olsa bir toparlanmaya işaret etmektedir. Bankalara olan kredi borcunu ödemeyip temerrüte düşen firmaların sayısı son bir yıl içinde belirgin bir artış göstermiştir. Takipteki bireysel kredilerdeki artış, teminat kalitesinin yüksek olduğu konut kredilerinde sınırlı kalırken kredi yaşlanmasının görüldüğü taşıt kredilerinde daha belirgindir.''

Yılmaz, gerçekleştirilen faiz indirimine karşın finansal koşullardaki ek sıklığın kısmen sürdüğünü anlatarak, parasal gevşeme sürecinin uzun vadeli repo imkanı ve politika faizlerinin orta vadeli seyrine ilişkin verilen mesajların, bankaların fonlama maliyetleri üzerindeki baskıyı hafiflettiğini, benzer görünümün daha sınırlı olmakla birlikte kredi faizlerinde de görüldüğünü bildirdi.

Karşılıksız çıkan banka çekleri ve yeni kurulan şirket sayısındaki olumsuz görünümün son dönemde azalmaya devam ettiğine işaret eden Yılmaz, ''Cari dengedeki göreceli iyileşme, finansman ihtiyacını belirgin bir biçimde azaltarak küresel krizin olumsuz etkilerini sınırlayıcı rol oynamıştır'' diye konuştu.
 

'Ekim enflasyonunun biraz fazla çıkacağını tahmin ediyoruz'

Enflasyon gerçekleşmelerinin öngörüleriyle uyumlu gerçekleşmesinin beklentileri olumlu etkilediğini anlatan Yılmaz, enflasyonun orta vadeli görünümünün iyileşmesine destek verdiğini bildirdi. Yılmaz, bu yıl sonu itibariyle yıllık enflasyonun belirsizlik aralığı alt sınırına yakın gerçekleşeceğinin tahmin edildiğini belirterek, şöyle konuştu: ''2010 yılının ilk yarısında baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonda dalgalanmalar gözlenebilecektir. Enflasyon rakamlarını Türkiye İstatistik Kurumu açıklıyor. Merkez Bankası olarak biz de bu yönde çalışmalar yapıyoruz. yaptığımız çalışmalarda ekim ayı enflasyonunun biraz fazla çıkacağını tahmin ediyoruz. Ancak, bunun yıllık beklentide bir sapmaya neden olacağını düşünmüyoruz.''

Genel görünüm

Küresel finansal piyasalarda iyimserliğin devam ettiğini, küresel ekonomide toparlanma sinyallerinin görüldüğünü anlatan Yılmaz, ''Ancak, parasal ve mali tedbirlerin etkisinin azalacağı 2010 yılına ilişkin belirsizlikler önemini korumaktadır'' dedi. Yılmaz, son dönemde açıklanan verilerin Türkiye'de iktisadi faaliyette toparlanmanın başladığını teyit ettiğini vurgulayarak, şunları söyledi: ''Bankaların kredi verme iştahında kayda değer bir artış gözlenmekte, finansal koşullardaki sıkılık azalmaya devam etmekte, iş gücü piyasasında sınırlı ölçüde iyileşme işaretleri alınmaktadır. 2008 yılı Kasım ayından bu yana sürdürülen faiz indirimlerinin etkisi ve küresel risk algılamalarındaki iyileşmenin desteğiyle önümüzdeki dönemde kredi kanalının toplam talebe olan desteğinin artacağı değerlendirilmektedir. Bununla birlikte iktisadi faaliyetteki toparlanmanın yavaş ve kademeli olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Özel tüketim talebinde belirgin bir artış büyük ölçüde dönemsel teşviklerden kaynaklanan kısmi bir canlanmayı yansıtmaktadır. Dış talep ve yurt içi yatırım talebi zayıf seyrini sürdürmektedir. Özel tüketim harcamalarının ikinci çeyrekte sergilediği kayda değer yükselişten sonra daha zayıf bir seyir izlemesi beklenmektedir. Ekonomideki kaynak kullanımının uzunca bir süre potansiyel düzeyinin altında seyredeceği ve enflasyonun düşük seyrini koruyacağı tahmin edilmektedir. Sonuç olarak para politikalarının aşağı yönlü esnekliğini uzun bir süre koruyacağı bir çerçeve öngörülmektedir.''

 

'Tarih vermek son derece riskli'

''Krizin önceki günlerine ne zaman dönebiliriz. Bir tarih verebilir misiniz?'' sorusuna karşılık Yılmaz, şunları söyledi: ''Tarih vermek son derece riskli. Merkez Bankası Başkanı ihtiyatlı olmak durumunda ama görevimiz piyasaya da yön vermek. Böyle bir sorumluluğumuz var. İçerdeki gelişmeler, dışardaki gelişmelerle çok yakından ilgili. Şu ana kadar dışarda çok önemli kararlar alındı. Piyasalar likiditeye boğuldu, ancak bütün bunlara rağmen özellikle bankaların istenilen ölçüde sermayelendirilemediği, sıhhat ve sağlığa kavuşturulamadığı ortada. Dolayısıyla kredi piyasalarında sıkılık devam ediyor. Dış talepteki gelişmeler son derece önemli. İçerde bir ekonomik canlanmanın işaretlerini alıyoruz, ancak bunun kademeli ve zayıf olacağını düşünüyoruz. Dışarıdan ikinci bir darbe gelmezse 2010'un ortalarına doğru bugünkü bulunduğumuz noktadan daha iyi olacağımızı söyleyebilirim.''

IMF ile ilişkiler

Bir katılımcının ''Merkez Bankası olarak IMF ile ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusunu da yanıtlayan Yılmaz, şunları söyledi: ''Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan (benden ve Hazine Müsteşarımdan bir şey duymadığınız sürece duyduklarınızın spekülasyon olduğunu kabul edin) dedi. Bunun üzerine (acaba Merkez Bankası bu işin dışında mı tutuluyor) diye yorumlar yapıldı. Hayır, biz bu işin dışında tutulmuyoruz. Herhangi bir anlaşma yapılıyorsa altına imza koyanlardan biri de biziz, ancak iletişim açısından Sayın Bakan böyle bir yol tercih etti. Biz bu işin dışında değiliz olmamız da mümkün değil.''

Yılmaz, küresel krize karşın bugün Türkiye'de bir bankacılık krizinin yaşanmadığına dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Bunu 2001'den sonra aldığımız kararlara ve uygulamaya koyduğumuz tedbirlere borçluyuz. Bunu yaparken de zor olan birtakım kararlar alındı. Biz bu karaları neden 2001 sonrasında aldık da 2001 öncesinde alamadık? 2001'de yaşanan kriz bize bir ders verdi, oradan bir ders çıkardık. Önceden alamadığımız kararları kriz sonrası alabilir hale geldik. Bunu yaparken de (IMF'nin bu karaları almamızda faydası olmadı) diyemem. Ancak, sorulması gereken soru şu; (Biz toplum olarak kendi iç dinamiklerimizle, aklımızın söylediği, başkalarının da söylediği doğruları kendi kendimize yapamaz mıyız?) Yapabiliriz ve yapmamız gerekir. Dolayısıyla biz sürekli IMF ile birlikte çalışıp sistemimize, ekonomimize yön vermemeliyiz, veremeyiz. O nedenle, olandan, bitenden dersimizi alarak kendi iç dinamiklerimizle yapmamız gereken, almamız gereken tedbirleri almaya kesintisiz olarak devam etmeliyiz. Çünkü bunun bir sonunun olması lazım. Bir anlaşma yaptınız, bir anlaşma daha, bir anlaşma daha... Bunun sonu nerede bitecek? Bir yerde bunun artık bitmesi lazım. Buradan mezun olmamız lazım. kendi ayaklarımızın üzerinde dikiliyor olmamız lazım. Şu ana kadar geçirdiğimiz badireler de bize yeterli bilgi birikimini verdi. Artık kendi kendimize, doğru ve rasyonel kararlar almayı becerelim.''

'Ülkeye giren döviz. kurlar üzerinde değerleme baskısı yapacak'

Yılmaz, ''IMF ile anlaşma olursa Türk Lirası'nın değer kazanacağı ve döviz fiyatının aşağı düşeceği yönünde spekülasyon var, buna katılıyor musunuz?'' sorusuna da şöyle cevap verdi: ''İster IMF ile olsun ister IMF'siz, Türkiye'ye sermaye girişlerindeki artışın döviz kurlarında bir etkisi olacak, bu inkar edilemez. Ancak, bunun yönetilmesi gerekiyor, böyle bir şey olacak olursa. Hazine Müsteşarlığıyla yakın temas halindeyiz. Bizim elimizde de birtakım araçlar var. Bunlarla bunu, mümkün olduğu kadar ekonominin menfaati için yönetmeye çalışıyoruz. Ülkeye giren döviz, kurlar üzerinde değerleme baskısı yapacak.''
 

'O günden beri Galatasaray'lıyım'

Konuşmaların ardından ESO Başkanı Savaş Özaydemir, Merkez Bankası Başkanı Yılmaz'a üzerinde isminin yazılı olduğu bir Eskişehirspor forması hediye etti. Bu sırada konuşan Yılmaz, ''Ben bir itirafta bulunmak durumundayım. Futbol konusunda son derece cahilim. Çok fazla zevk almıyorum. Belki futbolseverleri kızdırmış olabilirim. Ancak fiili olarak Galatasaray'lıyım. Niçin Galatasaray'lıyım onu da söyleyeyim'' dedi. Bu sırada söze giren etkinliğin yöneticisi Dünya gazetesi Başyazarı Osman Arolat, tebessüm ederek ''Orada da Başbakan ile ayrılıyorsunuz'' dedi.

Yeniden konuşan Durmuş Yılmaz, 2007 Mayısta Uluslararası Ödemeler Bankası'nın toplantısına katıldığını anımsatarak, şunları söyledi: ''Öğle yemeğiydi. Bir boş masa gördüm. Avrupa, İngiltere ve Hollanda Merkez Bankalarının Başkanlarının bulunduğu masaya oturdum. O günlerde İngiltere'de uluslararası tenis turnuvası vardı. İngiltere Merkez Bankası Başkanı iyi bir tenis oyuncusu aynı zamanda da bir futbol takımının da yöneticisi. Tenisten ve futboldan iyi anlıyor yani. Bana tenisle ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Ben de ilgilenmediğimi ve oynamadığımı söyledim. Tekrar bana dönerek sporun hangi dalıyla ilgilendiğimi sordu. Zor bir soruydu. Yalan söyledim ve (futbol) dedim. Aslında ilgilenmiyorum. Arkasından (Hangi takımı tutuyorsunuz) diye sordu. (Eyvah) dedim. Aklıma gelen ilk takım Galatasaray oldu. Üçüncü bir soru sorsaydı ve (takım oyuncularından üçünün ismini söyle) deseydi tıkanıp kalacaktım. Dolayısıyla o günden beri Galatasaray'lıyım.''