Pazar Günleri

Irene Nemirovsky'nin, çoğunu, yarım kalan ünlü romanı Fransız Suiti ile eşzamanlı yazdığı hikayelerinden oluşan Pazar Günleri okurla buluşmaya hazır.

21 Mayıs 2013 Salı, 13:16
Abone Ol google-news

Irene Nemirovsky'nin 'Pazar Günleri' adlı kitabı Can yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.


…Neyse ki edebiyata ömür biçilmiyor?!

Némirovsky, otuz dokuz yaşında Auschwitz’de öldü. 1934-1942 yılları arasında kaleme alınan bu on beş etkileyici öykünün yaratıcısı Némirovsky, 1903’de Kiev’de dünyaya gelir. Ukrayna asıllı bir Rus Yahudisi olan yazar, Ekim Devrimi’nin ardından ailesiyle Fransa’ya göç eder. 1935’de Fransız vatandaşlığına geçme talebi reddedilir, 1939’da, Yahudiler için yaklaşmakta olanı fark edip Katolik olur. Fakat bu sonuçsuz bir girişimdir: Otuz dokuz yaşında Auschwitz Kampı’nda ölür, cesedi hiç bulunamaz...

Némirovsky’nin edebiyat hayatına girişi 1926’da yayımlanan romanı Yanlış Anlama’yla olur, asıl fark edilişiyse 1929’da basılan ikinci romanı David Golder’la gerçekleşecektir. Geniş kitlelere ulaşması ölümünden sonra çocuklarının bulduğu ve 2004 yayımlattığı Fransız Süiti romanıyla olur, bu romanla ilk kez ölmüş romancıya verilen Renaudot Ödülü’nü alır.

Némirovsky, Yahudi karşıtı ve Vichy Hükümeti’ni destekleyen milliyetçi haftalık dergi Gringoire’da yazması ve kitaplarında Yahudileri daha çok olumsuz yanlarıyla aktarması dolayısıyla çok eleştirilir. Daha otuzlu yılların başından itibaren edebiyat dünyasının prensesliğine yükselen, üslubunu, daha ilk sayfalardan kendilerini dayatan kişilikleri tasvir etmede kullandığı tutumlu dil kullanımını öven büyük eleştirmenlerce göklere çıkarılan Irène Némirovsky bir Fransız yazar olarak kabul edilir. Rus duyarlılığıyla yazan bir Fransız yazardır, öykü ve romanlarında iki savaş arasındaki Fransız toplumunun son derece isabetli analizlerini yapar.

İrène Némirovsky iki ana tema çevresinde yazar; anne ve Yahudilik. Tehlikeli olduğunu bildiği toprakları keşfe çıkan bir avcı gibi, silahına davranmadan, yaklaşabileceği kadar yaklaşarak yazar onları. Korkularını işler. Onları bize güçsüz düşmüş, nefesi kesilmiş ama asla yere yığılmamış halde gösterme şeklinin kaynadığı da budur.  Anne kraliçedir; güzelliğinin doruğunda olduğunda bile kızı onu ağır, kasvetli ve hastalıklı olarak yansıtır. Hem kızının kusurlarını vurgulayan hem de kızının varoluşunda dahi kendi yaşlanmasının ve bir rekabetin doğuşunun işaretini gören bir annedir bu. Kendi soyunu böyle yüzüstü bırakma hali, Némirovsky’nin öykülerinde kendini hep hissettirir. Anne-kız çatışmasında görünürde daima sevginin icapları yerine getirilir ama maskelerin sırıttığı da aşikârdır. Ama hakikati söylememek daha iyidir; çünkü hakikat yaralayıcıdır.

Sevilmemiş bir çocuk olan yazarın, bunun açtığı derin yaraların izlerini taşıdığı bilinir. İnsanı ve onun hassas varoluşunu çok iyi tanıyan yazar, bunları etkileyici, sabırlı ve taviz vermeyen dürüstlükle dile getirir. 

Irene Nemirovsky


Irene Nemirovsky, 1903’te Kiev’de doğdu. Ekim Devrimi nedeniyle ailesi Fransa’ya göç etti. 1926’da ilk romanı Le Malentendu’yü (Yanlış Anlama) yayımladı. İkinci kitabı David Golder’le meşhur oldu. Bunu diğer kitapları izledi. Ama İkinci Dünya Savaşı kopmuştu. 13 Temmuz 1942’de Irène Némirovsky Fransız jandarması tarafından tutuklandı, Pithiviers Kampı’na kapatıldı ve sonra da nakledildiği Auschwitz’de 17 Ağustos 1942’de öldü.