Prof. Dr. Yeldan: Kurumların özerkliği güvence altına alınmalı

Prof. Dr. Erinç Yeldan: İşsizlikle mücadele ana gündem olmalı. İdari atamalarda keyfiyet ve siyasi otoriteye bağlılık yerine, liyakat ve deneyim esas olmalı.

14 Kasım 2018 Çarşamba, 22:00
Abone Ol google-news

Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Türkiye’de yaşanan krizin, salt bir iktisadi konu değil, siyasi, hukuksal ve toplumsal örgütlenme hakkı alanlarını da kapsayan topyekûn bir süreci içerdiğini söyledi. Krizin iki ana bileşeni olduğunu anlatan Yeldan, bunları şöyle özetledi:

-Birincisi, piyasaların, özellikle finans piyasalarının kuralsızlaştırılması, denetim dışı tutulması ve ulusal ekonomilerin devasa finansal sermaye akımları karşısında edilgen ve korunaksız kılınması bu sürecin ana etkenidir. Aşırı borçlanma, sanayisizleşme ve kronikleşen cari işlemler açığı krizin iktisadi boyutlarının açık tezahürüdür.

-İkinci boyutu ise hukuk sisteminin tahribatı, siyasal örgütlenmenin parçalanması ve merkezileştirilmesi; ve yılların birikimleriyle elde edilmiş olan teknik / bürokratik deneyimlerin tahrip edilmesidir. Bürokratik örgütlenmede deneyimli yönetici kadrolar tasfiye edildi. Liyakat yerine, siyasi otoriteye bağlılık ön plana çıkarıldı.
Yeldan, Türkiye’nin sürüklendiği iktisadi ve hukuksal / sosyal krizden çıkış için de şu reçeteyi önerdi:

-Kurumların özerkliğini ve bağımsızlığını yeniden güvence altına alacak ve hukukun üstünlüğünü gözeten, yargı - yasama - yürütme ayrılığına dayalı şeffaf ve demokratik bir yönetişim modeli tesis edilmeli. İdari atamalarda keyfiyet ve siyasi otoriteye bağlılık yerine, liyakat ve deneyim esas alınmalı.

 

<haber-dikey:1139172>

 

Mega projeye son

-İşsizlikle ve enformal istihdamla mücadele istikrar programının ana gündem maddesi olmalı. Enflasyonla mücadele finans kapitalin stratejik çıkarları doğrultusunda, emeği ile geçinen geniş halk kesimlerinin reel gelirleri ve refahına el konulması pahasına değil, toplumsal adalet ilkeleri doğrultusunda sürdürülmeli.

-Kamu mali dengelerinin sağlanması, sermaye ve rant gelirlerinin vergilendirilmesi ilkesine dayandırılmalı. İmar rantlarının ve finansal işlemlerin vergilendirilmesi bu doğrultuda uygulanabilecek ilk yaptırımlar olmalı.

-Kamu mali dengelerinin sağlanması ve korunması için “mega projeler” derhal durdurulmalı.

 

<haber-dikey:1140172>

 

Kaynaklar sanayiye

-Merkez Bankası bağımsızlığını korumalı, ancak sadece fiyat istikrarı hedefi ile sınırla kalmayarak, genel anlamda finansal istikrarı gözeten ve kredi tahsisinde reel sektörün yatırım ve istihdam gereksinimlerini ön planda tutan bir para politikası izlemeli. Sadece fiyat istikrarını sağlamanın tek başına makro istikrarı karşılamaya yetmeyeceği unutulmamalı; Merkez Bankası’nın bu temel gerçek karşısında, “benim görev alanım değil” anlayışıyla edilgen ve pasif bir tutum sergilemesine müsaade edilmemeli.

-Türk sanayiinde 2000’lerden bu yana yaşanan sanayisizleşme (sanayi üretimi ve sanayi istihdam payının görece gerilemesi) olgusunun önüne geçilmeli, kamu kaynakları yol ve konut inşaatı yerine, sanayi ve tarım sektörlerine yöneltilmeli.

-Dış ticaret rejiminde “gümrük birliği anlaşmasının” Türkiye’nin üçüncü ülkelere yönelik bağımsız ticaret politikaları izlemesini sınırlayan ilkeleri red edilmeli, Avrupa ülkeleriyle ticaretimiz ikili anlaşmalar çerçevesinde sürdürülmeli.

Sorumlu iktidar bedeli de ödesin

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu enflasyon artışının ücret artışının çok üzerinde olduğunu belirterek asgari ücretin 2018 yılı son 3 ayı için yeniden belirlenmesi ve 2019 asgari ücretin de bu rakam üzerinden tartışılmalması gerektiğini vurguladı.
Çerkezoğlu, krizi fırsata çevirenlere karşı toplu işten çıkarmaların tamamen yasaklanması gerekektiğini ve Mecliste bununla ilgili bir düzenleme istediklerini, bu süreçte işsizlik sigortası fonunun işçiler ve işsizler için kullanılması, işsizlik sigortasından yararlanma şartlarının kolaylaştırılması, sürenin ve miktarın artırılmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.

Zamlar geri alınsın

Çerkezoğlu, DİSK olarak diğer acil taleplerini ise şöyle özetledi: “Dünyanın en adaletsiz vergi sistemi Türkiye’de. Devletin topladığı verginin bütün yükü işçinin, emekçinin üzerinde. Adaletli bir vergi sistemi istiyoruz, çok kazanandan çok vergi alınan, kârın, faizin, rantın vergilendirildiği bir sistem istiyoruz. Elektrik, su, doğalgaz gibi temel tüketim maddelerine yapılan zamların geri alınmasını istiyoruz.”  

 “Krizin bedelini ödemeyeceğiz, krizde yüzde 1 değil, yüzde 99 korunsun” talebi etrafında ortak bir mücadeleyi örgütlemek üzere de çok sayıda sendika, meslek örgütü, siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün bir araya gelidğini ve 81 ilde eylemler yaptıklarını anlatan Çerkezoğlu’nun krizden çıkışla ilgili diğer önerileri şöyle:

-En yetkili ağızlar ‘kriz’ sözcüğünü kullanmaktan özenle kaçınsalar da, bizler için krizin anlamı birbiri ardına kapanan dükkanlardır, marketlerde sürekli yapılan zamlardır, kabaran elektrik-su-doğalgaz faturalarıdır, ödenemeyen borçlardır, evlere gelen hacizlerdir, işsizliktir, iş cinayetleridir. Krizin anlamı, yaşamımızın giderek sürdürülemez hale gelmesidir. Enflasyon, büyüme, milli gelir, bütçe açığı, reel sektör borçları ve işsizlik göstergeleri, durumun vahametine işaret etmekte.

-İktidar çevreleri şimdiye kadar yaşanan tüm krizlerde olduğu gibi bu krizin faturasını da işçi sınıfına, emekçilere, yoksul halk kesimlerine çıkartmak niyetinde.

Ülke yıkımın eşiğinde

Sendikal örgütlenmenin engellendiği, onbinlerce kamu emekçisinin ihraç edildiği, grevlerin yasaklandığı, hak aramanın bastırıldığı bir ortamda elde edilen yüksek kâr oranlarını paylaşmayanlar bugün zararlarını ve borçlarını halkın sırtına yıkmakta. Faturayı ödemesi gereken sadece patronlar değil, aynı zamanda siyasi iktidardır. Ülkemizi büyük bir yıkımın eşiğine getiren neoliberal politikaları yıllardır kimler hayata geçirdiyse krizin sorumlusu da onlar. Krizin sorumlusu, Türkiye’yi sermaye için cazip bir ülke yapmak adına emeğin en temel haklarını gasp edenlerdir. Krizin sorumlusu kamu birikimini özelleştirmeler yoluyla talan edip Türkiye’yi ithalata mahkûm edenlerdir.

Yüzde 99’a yükleniyor

Üçte ikisi özel sektöre ve bankalara ait 450 milyar doları aşkın dış borç ve bunun devasa sonuçları 81 milyona ödetilmek isteniyor. Küçük bir azınlığın borcu, zamlarla, adaletsiz vergilerle, işsizlik tehdidiyle halkın yüzde 99’unun sırtına yıkılmakta. İşsizlik fonuyla bankalar beslenmekte, kıdem tazminatına göz dikilmekte, iş güvencesi ortadan kaldırılmakta.

Geçim koşulları yurttaşı zorluyor

Son 15 yılın zirvesine çıkan yüzde 25 enflasyon ve dövizle ücretler erirken geçim koşulları da giderek zorlaşıyor.

Asgari ücret 2017 yılı aralık ayında Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından 2018 için 199 TL artırılarak 1.603 TL olarak belirlenmişti. Buna karşın yoksulluk sınırındaki artış asgari ücretteki artışın yaklaşık 6 katı. Dolayısıyla asgari ücretli bu süreçte ciddi bir yoksullaşma yaşadı. Yıllık artış açlık sınırında 349 TL yoksulluk sınırında 1.206 TL oldu.

Asgari ücretli enflasyon hedefleri denilerek iki yıldır enflasyona ezdirilmiş durumda.
Yurttaş bir yandan yüksek zamlar karşısında ayakta kalmaya çalışırken kazandığı paranın da büyük kısmını kira ve faturalara harcıyor. Hanehalkı bütçe araştırmasının 2017 sonuçlarına göre; Türkiye genelinde hanehalklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı yüzde 24.7 ile konut ve kira harcamaları alırken, ikinci sırayı yüzde 19.7 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları aldı. Toplam tüketim harcamalarında en düşük payı ise yüzde 2.2 ile sağlık ve yüzde 2.3 ile eğitim hizmetleri alıyor.