Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş: Vicdana yatırım yok

Prof. Dr. Acar Baltaş "Anne-babalar, çocuklarını koruyup, kollayarak, her sorunu onlar için çözerek, onların 'psikolojik bağışıklık' geliştirmelerine engel oluyorlar" diyor.

27 Nisan 2021 Salı, 11:49
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: Vedat Arık

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş'la yaptığım röportajdan sonra girişi yazmakta, başlık çıkarmakta çok zorlandım. Baştan sona o kadar önemli saptalamalarda bulundu,  belki bildiğimiz, hissettiğimiz ama ifade edemediğimiz öyle çok konuda net açıklamalar yaptı ki seçim yapmak çok zor geldi.  ''Her konuşmama çocuk ve genç psikoloğu değilimdiye başlıyorum'' diyen Prof. Baltaş, gördüğü  teveccühü ''premortem otopsi'' yapmasıyla açıklıyor. Yani bugünün çocuklarını yetiştiren kuşağın sıkıntılarını çok iyi görüyor, onların yetişme ve yetiştirme biçimlerine bakarak, kendisi de iki çocuk babası olarak ne olabileceğini gördüğünü, ''öncesinde otopsi'' yaptığını söylüyor. Anne baba olmayı düşünen, yeni çocuk sahibi olan, çocuk büyüten  herkesin  Prof. Dr. Acar Baltaş'ın önerilerine kulak vermesi dileğiyle soru-cevaplara geçelim. 

Psikolojik bağışıklık ne demektir ? Ne işe yarar? 

Psikolojik bağışıklık sistemi en basit şekliyle mücadele etme becerisidir. Pazarlık etmekten tutun da kaba bir davranışla karşılaşıldığında karşı çıkmaya kadar. Genel olarak toplumda annelerin çoğunluğu, babaların da azımsanmayacak bir bölümü çocuklarının hayat karşısında karşılaştıkları sorunları çözmeyi  iyi anne babalık zannediyor. 

Bugün Y kuşağı diye adlandırdığımız 1980 ve sonrası doğumluların kendi sorunları var. Çoğunluğu anne babalarına kıyasla görece daha az para kazanıyorlar, beklentileri yüksek ama bunu karşılama şansları sınırlı bir grup. Bu bu sebeple de  sorumlulukların altında eziliyorlar, mağduriyet duygusu yaşıyorlar. Bunlar çocuklarına kol kanat gererek hayatın zorluklarından korumaya calışıyorlar. Bu da çocukların  psikolojik bağışıklık sisteminin gelişmesini yani hayatla mücadele etme becerilerini engelliyor.

Sınav sistemi nasıl etkiliyor çocukları?

Sınav sisteminin uzantısı olarak başarıyla zehirliyoruz çocukları. Başarılı olurlarsa değerliler, başarısız olurlarsa değersizler algısı  yerleşiyor. İşin ilginç tarafı sınav sisteminin başarısı hafıza gücüne dayalı. Hafıza zekanın fonksiyonlarından biri. Dolayısıyla biz hafızası kuvvetli çocukları başarılı kabul ediyoruz. Halbuki 21. yüzyılın 2. çeyreğinde geçerli olan yetkinlikler açısından bakarsak yüksek bilişsel beceriler açısından bu çocuklar o özelliğe de zaten sahip değil. O sebeple en iyi okullarda okuyanların dışında kalan bölüm,21. yüzyılın 2. çeyreğinde geçerli olan becerilerin hiçbirine sahip değil. Türkiye'deki 208 üniversitenin 175 tanesini kapatsanız memleket entelektüel birikim açısından hiçbir şey  kaybetmez. Tam tersine bu çocuklar hayata atılmak için 4 yıl kazanır, özel okullara gidenlerin aileleri maddi olarak rahatlar. 

Geleceğin neye benzediğini anlamak istiyorsanız 3 insana bakacaksanız; felsefi anlamda Harari, teknik anlamda Kevin Worvick ve Ray  Kurzweil.

Harari diyor ki,  önümüzdeki 25 y ıl içinde mesleklerin yüzde 60'ı ya ortadan kalkacak ya dönüşecek ama 4 tane özellik var. Bu özelliklere sahip olanlar ne iş olursa olsun yapabilecek.Bunlar; -işbirliği, ilişki yönetimi, eleştirel düşünce, yaratıcılık.  Bizim eğitim sistemininiz başarıyı başkalarının önüne geçmek olarak tanımlıyor. İlişki yönetimi konusunda hiçbir sistemli şey öğretilmiyor. O sana vuruyorsa sen de ona vur!  5 seçenekli sınav sistemiyle esir alınmış bir öğrenci  topluluğunun eleştirel düşüncesi nasıl olacak? Görünenin arkasına geçmek, verilenlerden verilmeyini sorgulamak nasıl mümkün olacak? Geriye kalıyor yaratıcılık. Bunlar olmadan yaratıcılık olmaz. 

Başarı kavramının çocukları zehirlediğini söylüyorsunuz. Bunu biraz anlatır mısınız? 

Potansiyellerini zorlayacak işlere girmekten kaçıyorlar. Bu hem yetenek hem zeka alanında geçerli. Onu zorlayacaksa 'istemiyorum' diyor. Potansiyel konfor alanının dışında çıkar.

Başarı gurur verir, başarısızlık geliştirir. Çocuklara başarısız olmadan başarı gelmeyeceği anlatılmalı.

Bir de helikopter anneler var...

Ben bu tanımı hiç kullanmıyorum. Benim bir yolculuk hikayem var. Everest yolculuğu. İnsan sınırının ötesine geçmek. 40 gün sürüyor. Ölümden dönülüyor, ölüler görülüyor. Çoğunlukla kalıcı bir iz kalıyor. Zirveye çıktığınızda bir resim çektiriyorsunuz. Berbat bir resim çıkıyor, sisli puslu bir yer. Bir de oraya  helikopterle gelenleri düşünün. Onlar da ayrı resmi çektiriyor. Bunlar diploma. İkisi de aynı diplomaya sahip gibi gözüküyor ama aynı yolculuğu yapmamış oluyorlar. Oraya çıkanlar, 'ben artık değiştim, dönüştüm. Fiziksel değil zihinsel ve duygusal mücadeleydi' diyor. Helikopterle gelenlerin o fotoğraftan başka bir şeyi yok.

Psikolojik bağışıklık nasıl kazanılır? Anne babalar ne yapmalı? 

5 seçenekli sınav sistemiyle esir aldığımız, başarıyla zehirlediğimiz çocuklar, başarısız olduklarında sebebi kendileri dışında arıyorlar veya yalan söylüyorlar. İş hayatının en temel özelliklerinden biri yalan söylemek. 

Fırsat varsa hile yapıyorlar, yan yollara sapıyorlar, yakalandıkları zaman da utanmıyorlar. 

Psikolojik bağışıklık sistemi, hayatın içinde mücadele ederek kazanılır. Çocuk ödevini kaybettiği zaman anne baba okula getiriyor, servis kaçırdığı zaman anne baba okula taşıyor, serviste, sınıfta sorun yaşadığı zaman aynı şey. Çocukların tek yönlü beyanlarıyla  anne babalar öğretmenler hakkında ileri geri konuşuyorlar. Özel okullardaki disiplinsizliğin en önemli sebeplerinden biri anne babaların öğretmenlerle ilgili bu tür beyanlarıdır. Devlet okullarındaki disiplinsizliğin önemli sebeplerinden biri de anlatılan konuların hayatla bağlantısının olmaması. Anne-babaların yapması gereken son derece basit: Çocuğunuzun yapabileceği hiçbir şeyi onun adına siz yapmayın.

Psikolojik sağlamlığın özellikleri neler? 

Psikolojik sağlamlığın dört özelliği var: 

  • UMUT: Bunun da 3 faktör içermesi gerekiyor; hedef plan ve eylem.
  • OLUMLU TUTUM: Enerjiyi olacak olana vermek. Bir sorun yaşandığı zaman 'neden oldu, kimin yüzünden oldu?' demek yerine önüne odaklanmak.
  • YILMAZLIK : Bu da düşe kalka kazanılır. Düşmemek değil, dayanıklılık değil. Düşünce kalkıp devam etmek.
  • ÖZ YETERLİLİK: Bunlardan sonra gelişecek özellik öz yeterlilik. 

Geçmişte başarmış  olmaktan kaynaklanan yapabilirim tutumudur. geçmişte yapılandan alır kaynağını. 

En yüksek kendine güven manyaklarda, psikopatlarda ve narsistlerde var. Bunlar sahip olmadıkları özelliklere sahip olduklarını düşünür, sahip oldukları özelliklerini abartırlar. 

Bunlardan siyasette, sporda , iş hayatında , sosyal çevrenizde tonla görürsünüz. 

Öz yeterlilik bundan farklı bir şey. Yaptım gene yaparım. Nasıl kazanılır? Aynen spor salonunda olduğu gibi kazanılır, terleyerek. 

Hayatta bize en çok lazım olan şeyler anaokulunda öğretiliyor. Bu da  nezaket ve kibarlık. ''Lütfen'' demek, teşekkür etmek. Bunlar farkedilmeyi sağlar. Çocuk, konuşmaya başladığı zaman anne, baba, dededen sonra 'lütfen'  ve 'teşekkür ederim' demeyi öğrenmeli.

Çiftçi, esnaf çocuklarının psikolojik bağışıklıkları daha güçlü diyorsunuz. Neden? 

Potansiyelini hayata yansıtan çocuklar yetiştirmek için eğitimli anne baba olmaya gerek yok. Sağduyu eğitimle gelen bir özellik değil. Hatta eğitimle giden bir özellik. Bu ailelerde çocuk hayatın bir parçası,  yaşına göre kendinden büyüklere de bakarak roller üstlenmeye başlıyor.  Aile bunu 'çocuğumu böyle eğiteyim de ilerde şöyle olsun' diye yapmıyor. Doğal ortam böyle. Çocuk, 1,5-2 yaşında yemeğini yemeye başlıyor, 4-5 yaşında kardeşini yedirmeye başlıyor, düğmesini ilikliyor, ceketini kazağını giyiyor, yapabildiği kadar aileye katkıda bulunuyor. Çocuğun hayata katılması 1 yaşından başlayarak kendi işini kendisinin yapmasıyla başlar. 1 yaşında çocuk ne yapar? bezini sepete atar, oyuncaklarını toplayarak yatağa gider. 

Çocukları hayata nasıl katalım? 

Anne babalar çocuklarına ev işi yaptırmalı. Bunun çocuklara kazandıracağı dört özellik; düzen ve disiplin, estetik, aile hayatına katılım ve emeğe saygı.Bunlar iş hayatında da başarılı olmak için gerekli olan özellikler. Ev işi yapanlar, yazın çalışanlar, sıradan gibi görünen işleri yapanların emeğine saygı göstermeyi öğrenir. Eğer kuryeler olmasaydı, eğer yardımcı sağlık personeli olmasaydı, eğer temizlikçiler olmasaydı halimiz nice olurdu?  O insanlara saygı göstermemiz gerektiği bir dönemden geçiyoruz. Bu özelliklere sahip olan insarlar, ilerde iyi yönetici, iyi patron olurlar. Aksi takdirde insanlara kızarak yöneten, işlerine yarıyorsa araç gibi, yaramıyorsa engel olarak gören, kimsenin çalışmak istemediği insanlar olurlar.

Hayat başarısı ne demek? Nasıl kazanılır? 

Eğitim başarısı ile hayat başarısı arasındaki ilişki ortayla zayıf arasında. Eğitim başarısı bireyselliğe dayanıyor, hayat başarısı başkalarıyla birlikte yaptıklarınıza bağlı. Sınıfın en başarılı öğrencisi olabilirsiniz ama iyi yönetici, iyi patron olamazsınız. Anne-babalar okullara bu kadar büyük değer atfetmesinler. En tepedeki okullara girecek kapasitede olanlar zaten belli oluyor. Onların dışındakiler için bu kadar zorlamanın alemi yok.

Hayat başarısı insanın yatkın olduğu işi yapmasına bağlı. Başkaları da o işte iyi olduğunu söyleyecek. O işi yaparkan zaman akıp gidecek. Yorulmayacak, az gayretle sonuç alacak. Zora ve zahmete katlanacak. 

Olumsuz duygu insanı geliştirir. Whatsup gruplarıyla yönetilen okullardan potansiyelini hayata yansıtan çocuklar çıkmaz. Anne baba 'çocuk istemiyorsa yapmasın, bu kadar zorlamak doğru değil' anlayışında.

Çcuklarınızı yaz okuluna göndermeyin. Onun yerine çalıştırın. Çocuklar 15 yaşında kontrollü bir şekilde çalışmaya başlayabilir. 

Salgın çocuk ve gençleri nasıl etkiledi?

Çocukların, gençlerin, arkadaşa ilişkiye ihtıyacı var. Sınırlanmanın çocuklar üzerinde olumsuz etkisi var. Diğer taraftan orta ve üst sınıf aileler anne babalıklarını keşfediyor. Çocuklar da anne babalarını keşfediyor. Zor olduğunu biliyorum ancak insanlar tarihin kendileriyle başladığı gibi tuhaf bir kabul içindeler. Çocuklara tarihin kendimizle başlamadığını, bizim payımıza düşenin bu  olduğunu, isyan ederek bir yere varamayacağıımızı anlatmamız lazım. 'Bunu nasıl kendi adıma gelişim yoluna çevirebilirim?' demek gerek. 2020 yılı hepimizin hayatında kitap ayracı gibi bir yere sahip olacak. Hiç unutmayacağız. Son bir yıla bakın. Ana, baba, evlat, eş rollerimiz açısından kendimize kaç not veririz? Beğeniyorsanız devam, beğenmiyorsanız bir kere daha düşünün.

Tutum değişikliği nasıl gerçekleşir? 

Hayattaki her türlü değişiklik disiplinle olur. Türk kültürüne uyan bir kavram değil. Dışarı çıkıp disiplinli komutan, disiplinli yöjnetici, disiplinli hoca deyin baskı, dayatma, zorluk, zorbalık olarak anlaşılır. Disiplin tutarlılıktır. Hedeflerde, ilkelerde, davranışlarda tutarlılıktır. Aile içinde öğrenilmesi gerekir. Çocuğun yatağa gönderilmesi hadise olmamalıdır, 3 yaşında kendiliğinden yatağa gitmelidir. 

Tutum, olmuş olana değil olacak olana odaklanmaktır. Enerjimizi nereye koyarsak hayat orada gelişiyor. Haklılık hastalığımız var. Bu da kurban rolü oynamayı getiriyor. 'Başkaları konumunu hak etmiyor, benim kıymetim bilinmiyor. Hayat adil değil.'  Bunun arkasında küçük yaştan itibaren 'teksin, biriciksin' diye yetiştirilmek var. Köylü çocukta 'teksin biriciksin' diye yetiştirme yok. 

Vicdan sahibi çocuk nasıl yetiştirilir?

Vicdan sahibi çocuk, kendi dışında bir dünyanın varlığında haberdar edilerek yetiştirilir. Nasıl olur? yaşadığınız yeri  6 kilometrelik bir çap içinde bulunduğunuz yerde sizin hayatınızın tam zıttını yaşayan insanlar var. 

Sahip olduklarınıza sahip olmayan insanların sesini duymak ve onların hayatına katkı yapmak. Pamukkale Belediyesi'nin bir projesi var. ihtiyacı olanlara yemek dağıtmak. bu yemeği lise öğrencileri dağıtıyor. Bu yemeği dağıtan çocukların hayatında bir aydınlanma, bir dönüşüm oluyor. 'bir tas çorbanın, bir somun ekmeğin bu kadar değerli olduğunu bilemezdim', 'bu koşullarda yaşayan insanların yaşama sevincini görünce kendimden utandım' diyor. Anne babalar, 'çocuk militana dönd,  hiçbir şeyi attırmıyor, ziyan ettirmiyor' diyorlar. Bunlar nasihatla olmaz yaşayarak olur. 

Özel okullar saçma sapan projeler yapacaklarına çocukları ihtiyaç sahibiyle karşılaştırmalılar ki sahip olduklarının kıymetini bilsinler ve dünyaya borçlu olduklarını hissetsinler. 

Çocukların ezici çoğunluğu nedeni belli olmaksızın kendilerini alacaklı zannediyor. hayat kendilerine borçlu zannediyor o yüzden de pandemiyi tolere edemiyorlar. 14 yaşındaki çocuklar ya toplama kampına götürülmüş ya bir delikte saklanmışlar yıllarca. Anne Frank'ın hatıra defterini okusunlar ya da daha iyisi Çanakkaleyi ziyaret etsinler, 15 yaşındaki çocukların ne yaptığını görsünler. 

Vicdan azap vermek için var rahatlatmak için değil. Aydınlar da toplumun vicdanıdır. Onların da topluma azap vermesi gerekir.Düşündürecek, sorgulatacak. Topluma azap vermeyen, otoriteyle bütünleşen, ezilenden değil ezenden yana olan adaleti işine yarıyorsa kullananana da aydın denmez. 

Ailelerde vicdan gelişimine yatırım yok başarıya atırım var. O yüzden de yalan hile yolsuzluk bu kadar yaygın. 

Nasihat  hiç mi işe yaramaz? 

Bilgi davranışı değiştirmez. Bir şeyi ne kadar çok söylerseniz etkisi o kadar azalır. Bağ kurmak lazım. Bu da yargılamadan yanına oturmakla oluyor, dinlediği müziği dinlemek, oynadığı oyuna katılmakla.

Esneklik önemli ama tutarlılık daha önemli. Disiplin yolculuğu 1 yaşında başlıyor. Çocuğun yemek, yatak, diş fırçalama, kişisel bakımdaki tutarlılıkla başlıyor. Bunlar sert olmadan kararlı olmayı gerektiren şeyler. Çocuk bunları severek yapmalı.5 yaşında çocuk yatağını yapmalı. Bu, günün ilk görevidir ve başarı duygusu yaşatır. O yaşlarda başlayınca daha kolay. 

Ne işte ne okulda olan çocuklar için ''sosyal molozlar'' tanımlaması yaptınız. Bunu açıklar mısınız? 

15-26 yaş arasında ne okulda, ne işte, ne yetiştirmede olan genç var. Bunlara 'sosyal moloz' deniyor. Moloz inşaatların altını doldurmaya yarar. Sosyal molozlar, toplumdaki çarpık düzenden nemalananlardan damlayanları topluyorlar. Ya faşizmin altını dolduruyorlar ya mafyanın tetikçisi oluyorlar. 

Bunun çözümü için tek ümidim, uzaktan eğitimin, Türkiye'nin gerçek beka sorunu olan nitelikteki eğitime ulaşmaktaki fırsat adaletsziliğini çözme ihtimalidir. Her alanın en iyi hocası en geç gelecek yıl o alanda ünlü olacak.

Ya küçük bir ücretle ya ücretsiz bu derslere ulaşmak mümkün olacak. Bunun önünde iki engel var. Birincisi cihaz. Ben bunun çözümlenebileceğine inanıyorum. İkincisi fiber optik altyapı. O konuda da Türkiye'nin yatırım yapması lazım. 

ŞİKAYETİN FAYDASI YOK

Çiftçi, küçük esnaf, küçük memur çocukları şunları biliyor: 

1- Şikayet ederek bir yere varamazsın.

2- Bir şey istiyorsan onun için mücadele edeceksin ve hakedeceksin.

3- Hızlı öğrenmeye bakacaksın.