REDD grubunun solisti Doğan Duru: Herkes siyaset yapmalı

REDD grubunun solisti Doğan Duru sosyal medyadan TİP’e üye olduğunu açıkladı. Bu kararı TİP ile herhangi bir iletişime geçmeden aldığını ve evde bilgisayardan partinin internet sitesine girerek üye olduğunu söyleyen Duru ile Cumhuriyet Pazar için söyleştik.

03 Mayıs 2021 Pazartesi, 14:00
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: Vedat Arık

İki hafta kadar önce REDD grubunun solisti Doğan Duru sosyal medyadan bir açıklama yaptı ve TİP’e (Türkiye İşçi Partisi) katıldığını söyledi. Meclis içinde sadece 3 sandalyeye sahip olsa da (Başkan Erkan Baş, Barış Atay ve Ahmet Şık) etkisi yüksek bir muhalefet yapan TİP bir süredir siyasi arenanın yükselen yıldızı konumunda. Doğan Duru’nun da TİP’e katılması aslında partinin yaptığı muhalefetin kamuoyunda da bir karşılığının olduğunu gösteriyor. “Babam Ecevit hayranıydı” diyen Duru ile mail üzerinden bir söyleşi yaptık ve çeşitli konularda görüşlerini sorduk.

Öncelikle siyasete atılma nedeninizden bahsedelim istiyorum. REDD her zaman belli bir muhalif duruşu olan ve müziğinde de bunu hissettiren bir gruptu zaten. Ama aktif siyaset sizi neden çekti? Ve tabii neden özellikle TİP?

Muhalif yanım, yaşadığım sürece olacak. Sanat ve iktidarı yan yana görmüyorum. “Sanatçı dünyaya ayna tutar”. Bugün geldiğimiz noktada toplumsal muhalefetin güçlenmesi, örgütlenmesi ve kendini ifade edebilecek yeni bir dil geliştirip bu uyku halinden insanları çıkarması şart. Öncelikli konu, AKP’nin ilk seçimlerde gitmesidir. Bu iktidarı yenmek için her zaman olduğu gibi örgütlü bir muhalefete ihtiyaç vardır evet, ama daha da güçlü ve daha da çok yönlü olmasının gerekliliği artmıştır. Bütün bu yazdığım nedenlerden ötürü kendimi “bugünkü haline” fikren daha yakın bulduğum, her zaman cesur ve kararlı muhalefetini artıran TİP’e üye olmaya karar verdim. 

Bir sanatçı olarak ‘politize’ bir bireye dönüşmeniz tepki çekecek mi, ya da bununla ilgili tepkiler nasıl oldu?

Sanatçı zaten doğası gereği politiktir. Peki, neden siyaset sanat ilişkisinde sanatçıyı zararlı çıkartma derdinde insanlar? Ben siyaset yapacağım dediğinizde, etrafınızdan “sakın” diye sesler yükseliyorsa ortada bir tuhaflık yok mudur? Bu tuhaflığın nedeni çok önemli ve üstüne çok daha fazla konuşulması gereken bir konu. 

Aslında tam da belki bu konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bir şey yaşandı geçenlerde. Erkan Oğur’un İbrahim kalın ile birlikte çalışması politik duruş anlamında çok eleştirildi. Bu bağlamda neler söylenebilir?

Gerçekten de Platon’un mağara alegorisi günde belki iki üç kez karşımıza çıkıyor. Sosyal medyada Erkan Oğur olayı hakkında paylaşımları okuduğumda, neden insanların siyasetten bu kadar korktuğunu, neden sanatçının fikrini ifade ettiği için diğer sanatçılar ve dinleyenler tarafından ötekileştirildiğini ve sahnesinin sessiz sanatçıya göre dara ve zora girdiğini düşündüm. Neden REDD’i kavgacı gördüklerini anlamaya çalıştım.  Erkan Oğur konusuna geri dönelim. Bu konu hakkında fikirlerimi paylaşmıştım, çok yazıldı çizildi. Erkan Oğur, yanlış yapmıştır, sonrasında yanlış yaptığını kendisi daha da fazla hissedecektir. Vicdanının ona bizim verdiğimiz tepkiden çok daha fazla tepki gösterdiğine eminim. Bu hatası eminim çokça duygusunu alıp götürmüştür. Müziği, sesleri notaları kalacaktır ama benim nazarımda tarifsiz kabahat içindedir. Bu topluma bir özür borcu vardır. Nasıl yapar bilemem.

Sosyal medyada aslında çok aktifsiniz ve gündeme ilişkin hemen her meseleye dair görüşlerinizi dillendiriyorsunuz. Bu anlamda gerçek bir muhalifsiniz. Ama herkes sizin kadar açık, ya da cesur değil, oysa artık konuşmanın zamanı gelmedi mi? Genco Erkal örneğin, o da sizin gibi sözünü sakınmıyor, ama ona bedel ödetmeye çalışan bir iktidar var karşısında…

Benim görüş bildirdiğim birçok konuda sessiz olmayı tercih edenler ve savunanlar var, doğrudur.  “Konforlu muhalefet pratiği” diyorum ben buna. Bunu hakkıyla yapan bazı arkadaşlarım var. Ne kadar gol yedilerse de toplum onları affediyor bir şekilde. Dedim ya konforlu şekilde yapıyorlar bu işi. Bileşenleri arasında doğrudan iktidar olmamasına karşın, sektörümüzde sermayenin gücü büyüktür ve sermaye de iktidar sempatisiyle hareket eder. Ahmet Kaya’ya çatal fırlatanların sürekli yanladığı iktidar “şarkıcılığı” karşısında, muhalif sanatçı rolünün giderek apolitik sanatçıya dönüşmesi istendiği açıktır. Emeğin, üretimin değerinden çok kopyanın, suretçiliğin daha fazla alkışlandığı bu dönemde yaşadığı korkunç travmalarla kendini ifade etmekten ayrı tutan, konfor alanı yaratma çabasında olan, susan, o veya bu şekilde iktidar ile ilişki kuran kimse, benim için sanatçı değildir. Yapay bir sempati duygusuyla şekillenen ortamda “ciddi konular beni sıkıyor, geriyor insanları” söylemlerinin ve türlü soytarılıkların sanat dünyası tarafından alkışlanması, hele ki, müzisyenlerin pandemi koşulları yüzünden hayatlarına son verme yolunu seçtiği bir dünyada müzik emekçileri adına olumlu adımlar atılmazken, korkunçtur. Bunun bitmesi için konuşan sanatçı sayısının artması gerektiği ortadadır. Dizilerde oynayan güzel arkadaşlarımız Genco Erkal’ın davasının peşinden gitseler, ses çıkarsalar, destek olsalar, kimse terörist falan ilan edilmez, edilemez. Bu sessiz sanat camiası yüzünden sesi çıkanların yaftalandığı bu dönemin sorumluluk ortaklarından biri de maalesef bu arkadaşların konfor tercihleridir. Bu koşullarda sessiz kalan da, şaklabanlık peşinde koşan da, onlarla türkü söyleyen de benim gözümde aynıdır. Toplumsal belleğimizi silmek isteyen, unutturma gayretinde olanlara teslim olmaktır bu. Barış, özgürlük, eşitlik, demokrasi ancak hafızalarımızı korursak ulaşabileceğimiz kavramlardır.

REDD bu konuda geride duran bir grup olmadı, ama mesela müzik sektöründeki bir takım başka isimler için her zaman aynı şeyi söylemek zor. Bunun nedeni korku mu?

Uzun yıllardır zaten bireysel olsun grup olarak olsun kendimizi ifade ediyor, olaylar ve tepki göstermemiz gereken durumlar karşısında sözümüz varsa söylemekten geri durmuyorduk. “Geri durmuyorduk” diyorum çünkü geri durmamızı bize sürekli hatırlatan bir küçük sektördeyiz. Verdiğimiz tepkiler, gösterdiğimiz hassasiyet yüzünden bu sektörcük sizi sevmemeye başlar. Sektörün kokusuz, fikirsiz görünmesi gerektiğine kendini inandırmış olan tüm bileşenleri, sizi onun dışına itmeye başlar. Kimisi eleştirdiğiniz için “sinirli” kimisi “sıkıcı” yaftası yapıştırır; kimi de eleştiri hakkını kendinde gördüğü halde buna cesaret edemediği için başkasının yapmasını unutturmak ister, küçümser ve sizi “kavgacı” gösterir. Aslında bizim “mahallede” insanların kendini ifade edememe nedenleri iktidardan çok, küçük sektörcüğün kendi zayıflığından ve soytarılığı alkışlayanların çokluğundan gelir. Mesela bu cümleyi okuyunca sizi karalamak isterler oysa karalamaları gereken kendi korkularıdır. Vicdanları onları kemirir ve bunu yenmek için size saldırırlar, sizi negatif göstermek için de ellerinden geleni yaparlar. Kulisler, dedikodular, şehir efsaneleri... Bunlara yıllarca maruz kaldık.

Siyasette ve partide kendinizi nasıl konumlandıracaksınız, hangi meselelerde aktif rol oynayacaksınız?

Bu üyeliğin kararını, yukarıda anlattığım çerçeveden bakınca, insanlara cesaret vermesi, sanatçılara örnek olabilmesini düşleyerek verdim. Benim siyasette nasıl bir rol üstleneceğim, ne kadar içinde olacağım kısmı ilk konum değildir; hatta hiç konum olmadı. Hâlâ da değil. Aktif bir görev beklentisi içinde değilim, vatandaşlık hakkımı kullanıp partiye üye olma kararını kendi kendime aldım. Bu karar öncesinde fikrimi TİP’li arkadaşlarımla da partiye aynı hafta katıldığımız Ahmet’le veya başkasıyla da paylaşmadım ama zamanlama olarak ne güzeldir ki Ahmet Şık’ın da partiye katılımına denk gelmiştir. Şık’ın katılımının duyurulduğu basın toplantısına gittim ve orada kısa bir süre tanımadıklarımla tanıştım, belki daha sonra konuşacak, fikir alışverişi yapacak zaman veya ortam olur. Nasıl bir katkım olur bilmiyorum, bunlar konuşulması gerekirse konuşulur ama ben üye olarak da bir katkım olacağını düşünüyorum.

Siyaset ve müzik bir arada yürütülebilecek işler mi sizce? Siyaset sizin solo ya da grupla olan çalışmalarınızı nasıl etkileyecek?

Benim bildiğim ve yaşama sarılmamı sağlayan en önemli şey üretmek.  Daha çok üretmeye ve kendimi sanatsal olarak ifade etmeye fazlasıyla devam edeceğim şüphesiz. Bir partiye üye olduğum için REDD zarar görebilir, bu konuda üzgünüm ama zaten bunu yıllardır yaşıyoruz ve değiştirmek için fazlasını yapmamız gerekiyor. Herkes konuşursa, konuşanların susturulmaya çalışıldığı bu iktidar yanlısı sektörcük belki değişir. Kendini ifade edenleri dışarı atmaya çalışan, sahnelerini azaltan, emeğini değersiz gören, gösteren bu sistemin dönüşeceği; insanların kendilerini ifade etmekten şu veya bu nedenle çekinmeyecekleri günleri görmeyi istiyorum. Bu da iktidar seçimi kaybettiğinde olacak. Herkes siyasete girsin gibi bir cümle kurmuyorum ama herkes bu zamanlarda siyaset yapmalı diyorum. 

Nasıl bir gençliğiniz oldu? Hem müzikle olan ilişkinizi hem de politik anlamda bilinçlenmenizi merak ediyorum. Neydi (ve kimlerdi) sizi şekillendiren olaylar, ortamlar ve kişiler?

Müziğe maalesef çok geç yaşta başladım 18 yaşlarında diyebiliriz daha öncesinde sadece dinlerdim. Bir gün müzik yapma fikri aklıma geldiğinde hiç müzikal birikimim yokken hayal kurdum ve bu konuda eğitim almam gerektiğine karar verdim. Sonrasında kendimi konservatuvar sınavında buldum. O dönemde bu sınavların katılımı 300-400 kişi oluyordu. Tek girebileceğim bölüm, bana yakın olan Opera ve Sahne Sanatları Bölümü’ydü. O sene yedi kişi alındı, biri de bendim İstanbul Üniversitesi Konservatuarı’nı kazanmıştım. 

Babam gençliğinde CHP gençlik kolu başkanlığı yapmış bir Ecevit hayranıydı. Bizim (Güneş’le) çocukluğumuz 80 darbesine denk gelir, o dönemde (1983, 10 yaşındayız) Özal’ın seçim konvoylarını görene kadar pek siyaset nedir bilmezdik. Özal küçük kasabamıza gelmişti, inşaat hafriyatından kalma bir tepede elimde sokakta bulduğumuz tozlu bir şarap şişesi vardı ve doluydu. Özal’ın konvoyunda daha önce görmediğim arabalar vardı, Mercedes vs., konvoyun başı sonu belli değildi, elimdeki şarap şişesini kaldırdım konvoya gösterdim, belki de Güneş yapmıştır bunu hatırlaması zor. Sonra zaten babamın İstanbul’a gidince sürpriz olarak Tahtakale’den aldığı şeylerin hepsi Türkiye’ye gelmeye başladı. Çocukluk, televizyonda gördüğü şeyleri hayatında bulur oldu. Hamburger, Pizza vs…  Açıkçası AKP iktidara gelene kadar siyasetle ilişkim pek olmadı ama ilk oy verdiğim seçimlerde Ecevit kaybetmişti. 80 darbesi sonrası apolitik bir dönemin mahsulü çocukluğun tuhaf bir eğitimsel ve toplumsal baskılanması vardır, bu yüzden çekingendir bizim nesil, özgüven problemleri de vardır. Ayrıca o dönem Gülen cemaatleri de bu sırada sürekli etrafımızdaki arkadaşlarımızı toplayıp bizlerden uzaklaştırıyordu. AKP iktidara geldiğinden bu yana muhalifim, eskiden Türkiye’nin sorunları vardı evet ama o sorunlar çözülmediği gibi üstüne çok daha fazlası geldi.

Doğan Duru, Emrah Kolukısa'nın sorularını yanıtladı 

Sosyal medyada bazen aryalar, bazen de rock parçaları seslendiriyorsunuz. Profesyonelliğin ötesinde şarkı söylemek ayrı bir keyif veriyor sanki size…

Şarkı söylemeyi seviyorum, beni rahatlatıyor. Pandemi yüzünden sahnelerden uzağız bu yüzden birçok arkadaşımız intihar etti. Gerekli destekler yapılamadı, gerekli tedbirler alınamadı sonuç fiyasko oldu. Daha ne kadar dayanacağız bilmiyorum ama bu sürede evdeyken evet başka şarkılar söylemek hoşuma gidiyor ama bunlar tamamen hobi amaçlı, profesyonel olarak üretmek daha uygun ve tatmin edici geliyor bana.  Aryalar kısmı da, eski mesleğim ve özlüyorum bazen.

Aslında isteseniz yurt dışında kolaylıkla bir kariyer sürdürebilirdiniz. Bu fırsatı geri çevirdiğiniz için hiç pişmanlık duydunuz mu?

İtalya’ya İtalyan Dışişleri Bakanlığı’nın özel yetenek ve bilimsel araştırma bursunu kazanarak gittim, gittiğim yıl babam iflas etti (Çiller dönemi) yine de cebimde para olmadan gittim, orada güzel insanlar, hocalarla çalıştım. Verdi Konservatuarı’nda araştırma bursuyla çalışmamalarıma devam ediyordum. Türkiye’deki hocamın ısrarıyla İstanbul Devlet Opera ve Balesi sınavına girdim. Solist olarak kazandım, ama kontrat imzalamak istemedim o zaman kadro yoktu. “Kontrata imza at İtalya’yı kapat” diyen müdür yardımcısı kontrata imza atıp İtalya’ya eşyalarımı toplamaya gidince kontratımı başkasına vermiş, dönünce öğrendim, oysa ben o sınavla ve sözleşmeyle solist olarak alınmıştım ama çok geçti ve sözleşmeli korist olarak kontrata imza atmaya zorlandım. Hem solisttim hem korist, ama aynı kişinin mobingleri yüzünden İstanbul Operası’nın 9 ay sonra “La Traviata” genel provasında solist sanatçıyken bırakma kararı aldım, önemli bir karardı benim için.  Dönmemem gerekiyordu İtalya’dan evet… O adam hala orada, gittiğinde eminim sadece ben değil çok kişi sevinecek. Böyle insanların sanat dünyasında yeri olmamalı. Tacizci, mobingci insanlar maalesef davalarla atıldıkları yerlere geri dönmeyi başarıyorlar.  Benim kadar rock’n’roll yaşayan bir operacı olsa şu an arya söylemek bir yana ismini bile söyleyecek sese sahip olamaz. Neyse ki iyi hocalarım vardı ve tekniğim iyi ve hala çalışıyorum.