‘Şarkılarım şerbete batırılmış politik şarkılar!’

Nil Karaibrahimgil ile esin kaynakları, herkesle insanlık adresinde buluşma hayali ve bir adım öne çıkma cesareti üzerine konuştuk.

19 Kasım 2019 Salı, 12:20
‘Şarkılarım şerbete batırılmış politik şarkılar!’
Abone Ol google-news
“Bir yazarı, sokakta çevirip diyorlar ki: ‘Ah, sizin kitaplarınız bana ne iyi geldi. Bütün hayatım değişti diyebilirim.’ Yazar da diyor ki: ‘Gerçekten mi? O zaman ben de bir okuyayım onları!’ Ben de aslında her pazar günü oturup, ilk başta kendime iyi gelmesini umduğum bir şeyler yazıyorum. Sonra siz okuyorsunuz yazdıklarımı...”  Böyle diyor Nil Karaibrahimgil, İyi Gelen Yazılar (Doğan Novus) adlı kitabında. Kendine iyi gelen ne varsa paylaşıyor sadece müziğiyle değil yazılarıyla da... Evrende sezinlediği ve yakaladığı duyguları duru bir ses, yalın bir yorum ve dürüst bir dille aktarıyor.

Aşk, aile, evlat, hak, hukuk, sanat, moral, kişisel gelişim, psikoloji, edebiyat, şiddete isyan, çocuk gelişimi, kentin cangılı kırsalın huzuru arasında kurulan denge, evrendeki seslerin bir sanatçıyı nasıl gelip bulduğu gibi geniş bir alanda yazıyor ve söylüyor!
Hemen her alanda özellikle de insanlık ve kişisel gelişim bağlamında an be an güncellenen bir dünyada; hayata bakışı, vazgeçilmez değerleri... Herkesle insanlık adresinde buluşma hayali... Nelere ve kimlere isyan ettiği, nasıl mücadele ettiği... Memleketteki dayanamadığı erkek yazılımı... Bizden neden bir #metoo (benim de başıma geldi) hareketi çıkmasın inancı... Tüm bu kavrayışla yazılarında ve müziğinde içselleşen tavır...  Her biri bir ruh halinin ifadesi olan sekiz kısa şarkı besteleyip söylediği Ukulelesi... İlkokullarda çalacak zili bestelemiş olmanın heyecanı... Türk Eğitim Vakfı’yla kurduğu ‘Nil’in Kızları’ burs fonu ve açtığı Her Çocuk Bir Evren okulu...  Nil Karaibrahimgil ile tüm bu bağlamlarda, yoğun ve çoklu yaratısal düzleminde; yazıyı, müziği ve insan olmayı konuştuk. Yakında ‘Sakız Adası’ şarkısına da klip çekecek. Ayrıca 2020’de bir konser dizisi olacak.
 

Küçüklüğümden beri neler olup bittiğine kafayı takmıştım. İçime de dışıma da uzun uzun ve bön bön bakıyorum. Bir şeyler bulmak, keşfetmek beni en mutlu eden şey ve paylaşmak zorundayım neden bilmiyorum ama mecburum. Hiç bir şeyi kendime saklayamıyorum.

 
‘DÜŞÜNCESİNİ DEĞİŞTİREN YAŞADIĞINI DEĞİŞTİRİR!’
 
- Hemen her alanda özellikle de insanlık ve kişisel gelişim bağlamında an be an güncellenen bir dünyada; hayata nasıl bakıyorsunuz?

Hayata bakışımı en çok değiştiren şey, bakışımı değiştirebileceğimi öğrenmek oldu. Kitapta da var; düşüncesini değiştiren yaşadığını değiştirir. Hatta akıllarda şarkılı olarak kalsın diye minik bestesini de yaptım. Beyni kilitli sandık sanıyorduk. Çocukluk silinmez bir mürekkepti. Ama işte öyle değilmiş. Beyin plastik diyorlar simdi. Yani eğilip bükülüp değişebiliyor düşünceler. Huylar bile temize çekilebiliyor. Bu, beni çok mutlu etti. Eskiden buzdolabımda ‘mutlu bir çocukluk için hiç bir zaman geç değildir’ yazısı asılıydı. İnsanın kendini yenileme potansiyeli beni çok etkiliyor. Belki de o yüzden en çok satanlar bu aralar hep kişisel gelişim. Demek herkes, daha iyi bir haline çekiştirmek istiyor kendini. Ben hayata nasıl bakıyorum dersen, değiştirebileceğim, mıncıklayabileceğim, şekil verebileceğim bir akis gibi görüyorum. Yolculuğumdan zevk almaya ve onda anlam bulmaya çalışıyorum. Hayat, hayal meyal bir şey, biz netliyoruz bakışımızla.
 
‘KADININ CESARETİNİ KIRAN HER HAREKETE İSYANIM VAR!’
 
- Nelere ve kimlere isyan eder, nasıl mücadele edersiniz?

Tuhaf bir şekilde doğuştan içimde kadınlara karşı yapılan her türlü cesaret kırıcı harekete isyanım var. Şair babaannem Saliha Hanım’dan ve felsefe öğretmeni anneannem Ferhan Hanım’dan yadigar olabilir. Onları hiç tanımadım ama sanki onlardan anneme, annemden de bana bir bayrak geçmiş. Annem de çok güçlü bir kadın. Mücadele etme şeklim hep dil ile oldu. Dile hakim olmak, elimde ışın kılıcı belirmesi gibi silahlandırdı beni sanki. Sonra müzik de girdi işin içine. Aa bir baktım, kelimeyi müziklendirirsen büyü yapabiliyorsun. Daha da güçlenip, ruhun daha da derinlerine indiğini gördüm kelimeleri ve daha çabuk yayıldığını. ‘Tek taşımı kendim aldım’ öyle bir mücadele şarkısı mesela. Aslında şarkılarımı çok politik buluyorum. İngilizcede ‘sugar coated’ diye bir terim var. Şerbete batırılmış demek. Benim şarkılar şerbete batırılmış politik şarkılar.
 
‘GERÇEĞİ ÇİĞ ET GİBİ MASAYA VURABİLMELİYİZ’
 
- Hangi değerler vazgeçilmeziniz?

Özgürlük. Bilezik bile takamıyorum. Birisi beni yakalamış gibi bir his yaratıyor bende. Kilitli kapılardan çok korkarım. İşime de çok karışılması beni rahatsız eder. İstediğimi yapabilmeliyim yoksa solarım. Bir kadının özgürlüğü de en başta kendi parasını kazanmasından geçer. Dürüstlük de vazgeçilmezim. Gerçeği çiğ bir et gibi masaya vuranların yanında güvende hissediyorum. Oğlum 5,5 yaşında. Bugüne kadar bir kere bile yalan söylemedim. ‘Evet, daha sakızım var ama vermeyeceğim çünkü sana fazla gelir dişlerini çürütür’ demek bana ‘sakız bitti’ demekten daha iyi geliyor. Hastalandığımda, üzüldüğümde de hislerimi hep dürüstçe söyledim. Hayata şüpheyle baksın istemem. Sezgileri çok güçlü çocukların ve her yalan onların kendilerinden şüphe etmesine yol açıyor. ‘Hislerim yanlış mı okuyor hayatı? O zaman hislerime güvenmeyeyim en iyisi’ diyor. Başka... Merhamet de önemli değer benim için ama karşındakini küçülten bir merhamet değil, seni bütün canlılarla eşitleyen merhamet.


 

Herkesi zorlayan şeyler beni de zorluyor. herkesi mutlu eden beni de ediyor o konuda zerre kadar farkım yok. Sanatçılık bencillik, narsistlik istiyor. Annelik kendini yetersiz bulma ve kendinden çok sevme duyguları getiriyor. Bunlar arasında mekik dokumakta zorlanıyorum.
 
- Bu kavrayışla yazılarınıza ve müziğinizde nasıl bir tavrı içselleştirir ve yansıtırsınız?

Bu son kitap bende şu duyguyu uyandırdı: Yazıp duruyorum ama bunlara göre yaşıyor muyum? Okudum baştan sona. Daha ben öğrenmemişim ki burada yazanları dedim. Sekiz tane cümle seçtim; unutmamam gerekenleri ve bana iyi gelenleri. Onlardan sekiz küçük şarkı yaptım. Belki birine göndermek istersiniz ya da kendinize içinizden tekrarlamak istersiniz, ya da sokakta yürürken bağıra bağıra söylersiniz, çocuğunuz unutmasın bunu diye ezberlesin istersiniz. Öyle cümleler... İsimlerinden nasıl oldukları belli. ‘İlikle düğme’, ‘yeterince iyiyse yeter’, ‘düşünceni değiştir’, ‘niyet hanım’, ‘like’la mutluluk olmaz’, ‘inşaat var’, ‘rüyasına uyananlara’, ‘kendime teşekkür’. Bunları hatırlamak iyi. İçselleştirmek için yaptığım şey bu oldu bu sefer.
 
‘SÜREKLİ İPUCU ARAYAN BİR HAYAT DEDEKTİFİ GİBİYİM’
 
- “Her pazar günü oturup, ilk başta kendime iyi gelmesini umduğum bir şeyler yazıyorum.” Yazmak size en çok neden iyi geliyor?

Sürekli ipucu arayan bir hayat dedektifi gibiyim. Küçüklüğümden beri neler olup bittiğine kafayı takmıştım. İçime de dışıma da uzun uzun ve bön bön bakıyorum. Bir şeyler bulmak, keşfetmek beni en mutlu eden şey ve paylaşmak zorundayım neden bilmiyorum ama mecburum. Hiç bir şeyi kendime saklayamıyorum. Çok iyi oldu o yüzden şu gazete köşesi ve şarki işi. İkisi de anlat anlat bitmez şeyler. Ben hep bir değişim, terapi ve inşaat halindeyim. Yazılarım da bu yoldaki naçizane adımlarım.
Kimileri yazarak, kimileri dinleyerek, kimileri izleyerek öğrenirmiş ya, ben yazarak öğreniyorum. Okuduğum kitaplardan beğendiğim yerleri temize çekerim. Kenara cümlenin aynısını yazarım. Düşündüğüm şeyleri, bulduğum cümleleri not ederim yoksa uçar. Hayatta en çok aldığım şey; defter ve kalem. Ne düşündüğümü yazınca anlıyorum. Son zamanlarda şöyle bir alışkanlık edindim ve herkese tavsiye ederim: Her sabah uyandığımda oturup, kalemi hiç durdurmadan yani hiç düşünmeden üç sayfa yazıyorum. Kendi manzaranı görmenin en iyi yolu. Okumuyorum bile. Yazması yetiyor.
 

Küçüklükten itibaren kız çocuklarına, kendilerine sözle ve fiziksel şiddet gösterilemeyeceğini bunun normal olmadığını, kabul etmemeleri gerektiğini anlatmalıyız. Erkektir yapar, erkeğin elinin kiri, erkeklik gururu gibi cümleler bizi pasif bir boyun eğişe götürür.
 
‘TERAZİYİM, DENGE ARIYORUM’
 
- Okurlar da aynı fikirde; iyi geliyor bu yazılar çünkü içlerinde samimi üslubun yanı sıra pek çok konuda bir adım öne çıkma cesareti de var. Siz nasıl çıkıyorsunuz bir adım öne, neler zorluyor ve neler mutlu ediyor sizi?

Söyleyeceklerim var ondan parmak kaldırıp öne çıkıyorum, ondan spot seviyorum. Herkesi zorlayan şeyler beni de zorluyor. herkesi mutlu eden beni de ediyor o konuda zerre kadar farkım yok. Sanatçılık bencillik, narsistlik istiyor. Annelik kendini yetersiz bulma ve kendinden çok sevme duyguları getiriyor. Bunlar arasında mekik dokumakta zorlanıyorum. Bir Nil var, o da ağlıyor bazen içimde bebek gibi. İlgi istiyor, dediklerinin yapılmasını istiyor onu çok seveyim istiyor. Bunların dengesini arıyorum. Teraziyim ben. Denge arıyorum.

- Ukulele’yi çok seviyorsunuz.

Basit, çalımı kolay ve benim gibi gitarı çok iyi çalamayan biri için de değişik akorlar çalabilme fırsatı. Bir de tak koluna çık! Hafif.
 
- Ukulele’yle çalıp söylediğiniz sekiz kısa şarkınız var. Onlar hakkında yazdıklarınıza göre de her biri bir ruh halinin ifadesi...

Her biri moral vermesini, güç vermesini dilediğim, kür gibi minik şarkılar. Karaoke de koydum içlerine ki beraber söyleyelim, içimize iyice yerleşsin o düşünce. :)) Cebe atılan zor zaman anahtarları gibi. Arkadaşına da yollarsın duymaya ihtiyacı varsa. Baktım, böyle bir format göremedim, tamamen benim uydurduğum bir şarkı formatı; kısacık, karaokeli! Daha önceki kitaplarda birkaç yazımı bestelemiştim ve sevilmişti: ‘Gençliğime sevgilerimle’, ‘Niltemenni’, ‘süsmüşüm, ilaçmışım, balmışım’lar... Acaba bu kitaptan neyi bestelesem derken, bir uzun yazıyı besteleyeceğime, sekiz yazıdan minik cümleler besteleyeyim dedim.
- İlkokullarda çalacak zili bestelediniz? Neler hissettiniz ve nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Hayatta en gurur duyduğum islerimden biri oldu ilkokul zili. Bütün ülkenin ilkokullarında çalacak zili bestelemek nasıl güzel bir şeydir... Hâlâ düşündükçe inanamıyorum. Sokakta duydukça da gözlerim doluyor. Genelde tepkiler iyi; neşelendiriyor, moral veriyormuş.
 
‘BİZDEN DE BİR #METOO (BENİM DE BAŞIMA GELDİ) HAREKETİ ÇIKABİLİR’
 
- Memleketteki hangi erkek yazılımına dayanamıyorsunuz?

Dayanamadığım belli bir erkek tipi. Bir erkeğin kaba kuvvet kullanmasına asla evet dememeliyiz. Kendimize açıklamaya çalışmamalı ve alttan almamalıyız. Küçüklükten itibaren kız çocuklarına, kendilerine sözle ve fiziksel şiddet gösterilemeyeceğini bunun normal olmadığını, kabul etmemeleri gerektiğini anlatmalıyız. Erkektir yapar, erkeğin elinin kiri, erkeklik gururu gibi cümleler bizi pasif bir boyun eğişe götürür. İnsan kız olsun erkek olsun hep iç açıklamalarına dikkat etmeli. En çok o belirliyor gerçeğimizi.

- Bizden bir #metoo (benim de başıma geldi) hareketi çıkacak mıdır sizce?

Çıkabilir dünyada bilinç yükseliyor. Hem erkek şiddetine hem dünyaya gösterdiğimiz kirlilik şiddetine karşı.
 
‘NİL’İN KIZLARI’ BURS FONU...
 
- Türk Eğitim Vakfı’yla kurduğunuz ‘Nil’in Kızları’ burs fonu... Ondan bahseder misiniz?

Kızların hayatına bir yerinden somut olarak dokunmak istedim. Aklıma eğitim fonu geldi. TEV çatısı altında, lise sonrası üniversite eğitimine devam etmek isteyen kızlara burs veriyor ‘Nil’in Kızları Fonu’. En çok o yaşta meslek edinmekten vazgeçip, evleniyor ya da eve dönüyorlarmış. Hayatın kritik bir durağına gittik yani. Ne iyi yaptığımızı onlarla buluşunca anladım. Hikâyeleri inanılmaz. Hangi rüzgarlara karşı durduklarına hayran kalırsınız.

- Waldorf felsefesini ve bu felsefeyle açtığınız Her Çocuk Bir Evren okulunu anlatır mısınız?

Çocuğumuz olduğunda yuva aradık sonra evin yanına Waldorf felsefesinden ilham alan bir yuva açtık. Basitçe, insanın özüne ve olmakta olduğu şeye saygı gösteren bir felsefe. Öğretme, çekiştirme, değerlendirme yok. Ekmek pişirmek, masal dinlemek ve oyuncaksız oyun oynamak var. Topraklanmak ve yerelleşmek var. Değişik bir felsefe. Rudolf Steiner’ı okumak lazım. Bize söylediği çok şey var.

- Konserlerinize ve yeni tasarılarınıza ilişkin bilgi vermenizi rica ederek bitirelim söyleşimizi.

Erol Evgin’le ‘Canım benim’ şarkısına çektiğimiz klip yayımlanacak.  Bir de ‘Sakız Adası’ şarkıma klip çekeceğim. Ayrıca 2020’de sürpriz bir konser dizisi var.