Savcı ‘AKP - Cemaat ortaktı’ diyemedi

Fethullah Gülen’in de arasında bulunduğu 73 kişiye açılan davada, cemaatin özellikle AKP döneminde nasıl örgütlendiği, ‘AKP iktidarı direkt suçlanmadan’ anlatıldı.

15 Temmuz 2016 Cuma, 21:29
Abone Ol google-news

Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, “Fethullahçı Terör Örgütü”ne lişkin yürüttüğü ana soruşturma sonunda hazırladığı 660 sayfalık iddianameyi, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu. Bir numaralı sanığın Fethullah Gülen’in olduğu iddianamede; Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı, Akın İpek ve eski milletvekili İlhan İşbilen’in de arasında bulunduğu 73 sanık hakkında anayasal düzeni değiştirmek, hükümeti devirmeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üyesi olmak gibi suçlardan ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 65’er yıl süreli hapis cezası istendi.

İddianamede, cemaatin örgüt olarak gelişiminin, üç aşamada incelendiği kaydedildi. İlk aşamanın 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar süren Işık Evleri ve dershaneler üzerinden yürütülen “sızarak kadrolaşma” hareketi olduğu belirtilen iddianamede, ikinci aşama 12 Eylül 1980 askeri darbesinden hemen sonraki serbest serbest pazar ekonomisine geçilmesi ile buna uygun hoca profili olarak Gülen ve cemaatinin kendini gösterdiği kaydedildi.

İddianamede, 3. aşama olarak da “Cemaatin, korkunç bir deve dönüşmesi ve terörizme giden üçüncü aşaması 28 Şubat 1997 post modern darbe vakasından sonradır” denildi. Ancak iddianamede, cemaatin asıl büyüdüğü AKP dönemi anlatılırken iktidarın rolü görmezden gelindi. Sadece, “Türkiye’de geçmişteki bütün siyasi iktidarlar, muhalefet, diğer dini cemaatler, kamu ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ordu, kısaca toplumun her kesiminin, elbirliğiyle Fetullahçı Terör Örgütünün bu büyümesinden ve kadrolaşmasından sorumlu olduğu” savunulurken “Bu terör örgütü, toplumun her kesimini aldatarak saflığından yararlanıp veya iyi niyetini sui-istimal ederek gelişip güçlenmiştir” ifadesi kullanıldı.

2007’den sonra

İddianamede, cemaatin en büyük kadrolaşmayı AKP döneminde yaptığı üstü örtülü olarak şöyle anlatıldı: “Örgüt, 2007 yılından sonra örgütlenmesini tamamlamış, güç dengesini lehine çevirmiş ve operasyon hünerini ortaya koymuştur. Anayasa değişikliği örgütü devlet içinde çok ileriye taşımıştır ve 12 Eylül 2010 sonrasında artık örgüt kendini devletin tek fiili hakimi olarak görmeye başlamıştır. Bu durum 17 Aralık 2013 gününe kadar devam etmiştir. Bu örgütlenme dini bir cemaat sanılarak devletin bütün sistemi ve siyasal iktidarlar tarafından kuruluşundan beri korunup kollanmıştır. Siyasal iktidara gelen bütün partiler, dini cemaat olarak gördükleri yapının kusur ve hatalarını görmezlikten gelmişlerdir. Bu yapılanma hiçbir zaman ciddi bir araştırma ve soruşturma konusu yapılmamıştır.”

Devletin arşivi elinde

Örgütün devletin bütün hafızasını kopyalayıp elde ettiği vurgulanan iddianamede, “Bütün arşivlerini ve depolanan her türlü gizli veya gizli olmayan bilgiyi, devlet sicillerini, depolanan her belgeyi ve tapu, nüfus, okul, üniversite, hastane, adli sicil, istihbari bilgiler ve her türlü bilgiyi 1995 yılından beri elde etmiştir. Devletin her tür bilgisi halen bu örgütün de elinde bulunmaktadır” denildi.

FETÖ’nün devletin bütün kurumlarına sızarak fark ettirmeden kadrolaşıp buralara ele geçirdikten sonra bütün devleti yönetmek istediği aktarılan iddianamede, “FETÖ nihayet devleti ele geçirecek oranda kadrolaştıktan sonra asker ve yargı ve emniyetteki mensuplarını kullanarak 17 Aralık’ta harekete geçmiştir” değerlendirmesinde bulunuldu.

İddianamede, örgütün “mahrem yerler” olarak nitelendirdiği ve özel olarak kadrolaştığı kurum ve kuruluşlar, “Askeri Harp Okulları, GATA, TSK, Polis Kolejleri, Adalet Akademisi, Yargı Kurumları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, TİB, ÖSYM, TÜBİTAK” olarak sıralandı.

Nereye, nasıl sızdılar?

İddianamede, bazı kurumlara ilişkin kadrolaşma şöyle anlatıldı:

EMNİYET: Bu kolluk gücü ile örgütün yasama, yürütme ve yargı erklerini ele geçirene kadar sürecek geçiş döneminde, tüm kamu birimlerinin fethedilmesinde koçbaşı gibi kullanılan emniyet teşkilatı ile örgüt devlet içerisindeki paralel yapılanmasına yeni mevziler kazandırmıştır.

MİT: Kurumda FETÖ’nün örgütlü yapısının olduğu buraya müstakil imam tayin edilmesinden anlaşılmaktadır.

YARGI: Türkiye’de yargı ve özel yetki ve görev verilen yargı bir dönem tamamen cemaat denetimindedir... FETÖ, 12.09.2010 günü, yapılan anayasa referandumu sonrasında yeni oluşturulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda seçimle gelen üyelikleri elde etmiştir. Bu HSYK örgüte mensup 160 hakim ve savcıyı Yargıtay üyeliklerine atamıştır. Yeni seçilen 160 üye ile örgüt, çoğunluğu ele geçirdiği Yargıtay’da, tek söz sahibi oluvermiştir.

TSK: Gülen ve cemaati, 1971 yılından itibaren TSK içerisinde örgütlenmeye çalışmaktadır. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen öğrencilerin birçoğu şu anda kurmay albay veya general rütbesindedir. TSK içerisindeki bu yapı ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaşmıştır. TSK içindeki bu yapılanmaya güvenerek kimi örgüt mensupları iç savaş ve askeri darbeden söz etmektedir. Örgütün en fazla kadrolaştığı ve egemen hale geldiği devlet kurumu TSK olmuştur. TSK içinde organize ve güçlü bir yapılanma olmasına rağmen suç işleyen askerler dışında kalanlara sırf cemaatten oldukları için bir suç isnadı yapılamadığından bu konu ayrıca incelenmek üzere kişilerin suçlandığı genel örgüt yapısından ayrı tutulmuştur.

Gülen’in iade dosyası ABD yolunda

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Fethullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanmasına” (FETÖ/PDY) yönelik ana soruşturmanın şüphelisi Fethullah Gülen’in iadesi için hazırlanan dosya, ABD adli makamlarına iletilmek üzere Adalet Bakanlığı’na ulaştı. Fethullah Gülen’in iade dosyasıyla ilgili işlemleri Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü yürütecek. İade dosyasında, Gülen’in kimlik bilgileri, suçlamalar, suç tarihleri ve yerleri, bahse konu suçlar için kanunda öngörülen ceza türleri ve miktarları ile Pensilvanya’daki adresi yer alıyor. Dosyada, Fethullah Gülen’in “nitelikli dolandırıcılık”, “resmi belgede sahtecilik”, “iftira”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “zimmet”, “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kaydedilmesi”, “özel hayatın gizliliğini ihlal” ile “kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmek” suçlarını işlediği belirtiliyor.