'Sessizliğin yankısı'na çağrı

Bugüne dek İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Kapadokya, Efes, Afrodisias, Nemrut gibi zenginliklerimizi objektifine taşıyan Ertuğ, bu kez ‘Su Kenti’ Sagalassos’u ele alıyor. Ertuğ’un bu yılın ikinci yarısında çıkacak kitabı ise Anadolu’daki antik tiyatroları kapsayacak.

25 Şubat 2014 Salı, 11:16
Abone Ol google-news

Fotoğraf sanatçısı ve mimar Ahmet Ertuğ yayımlamış olduğu fotoğraf kitaplarıyla Türkiye’nin arkeolojik mirası üzerine önemli bir koleksiyonun oluşmasına neden olmuş bir isim. Şimdiye kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonları, Kapadokya, Efes, Afrodisiasis, Nemrut gibi mimari ve arkeolojik zenginliklerimizi objektifine taşıyan Ertuğ son çalışmasında Burdur’da yer alan Sagalassos’a odaklanıyor. Fotoğraflarıyla seyircisini ‘sessizliğin yankısını’ duymaya davet eden sanatçı ile Ertuğ ve Kocabıyık Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Sagalassos: City of Water” (Sagalassos: Su Kenti) üzerine konuştuk.

- Söze Sagalassos’a olan ilginizden başlayabilir miyiz?

İlk olarak Sagalassos antik kentinde yer alan dev boyutlu heykeller ilgimi çekti. Ardından Antoninler Çeşmesi’ni görünce buranın kitabını yapmam gerektiğine karar verdim.

 

8 aylık bir uğraş

- Amerikalı fotoğrafçı Ansel Adams büyük format makinesi ile milli parklarda çekim yaparken haftalarca karavanında kalıyordu. Siz Sagalassos çekimlerinizde nasıl bir yol izlediniz?

Sagalassos’ta 8 ay içinde yaklaşık 12 sefer beşer günlük çekim ziyaretleri gerçekleştirdik. 20x25cm formatında sinar kameram ile arazide çalışırken kendimi 5 günle sınırladım. Bu süreden sonra yorgunluk başlıyor ve yapılan işin kalitesi düşüyordu. Kaldığımız pansiyondan sabah güneş doğmadan yola çıkıyor ve çekimlere güneşin doğuşu ile başlıyorduk. Yazın güneş doğduktan sonraki ilk iki saat ve batışına doğru olan zamanlar fotoğraf çekimi için en verimli anlardı. Sonbaharda ise olağanüstü yatay açıyla gelen ışıklar ve yakıcı yaz sıcağı olmadan 10 saat çalışabildiğimiz günler oldu. Herhalde en etkileyici fotoğrafları bu dönemlerde çektim.

 

Sagalassos aşkına

- Sagalassos hakkında yüzlerce makale yazmış, bu kentteki kazıların yıllarca başkanlığını yapmış olan Profesör Marc Waelkens ile tanışmanız nasıl oldu? Kendisiyle unutamadığınız bir anınız var mı?

Sagalassos kazılarının ilk dönemlerinde antik kente ulaşmak için bir yol olmadığından Marc Bey’in sırtında ağır kamera ve malzeme çantası ile antik kente tırmanmaktan omuriliği zedelenmiş. Kendisiyle İstanbul’da tanıştığım zaman artık zor yürüyebildiğini belirtti. Sürekli ağrı kesici aldığını ve baston yardımı ile yürüyebildiğini anlatmıştı. Kendisiyle bir ay sonra Sagalassos’ta kazının başlayacağı zaman arazide randevulaştık.

Onun bu sefer bambaşka biri olarak Sagalassos’ta yıkıntıların üzerinde bastonuyla bir keçi gibi çevik hareket ettiğini hayretle izledim. Kendi kazdığı Sagalassos’ta işine olan aşkı bu acısını unutturuyordu. 30 yıllık bir Sagalassos aşkından sonra Marc Bey 2013 sonunda üniversiteden emekli oldu. Ama Sagalassos üzerinde çalışmaya fahri olarak devam edecekmiş.

 

Hamamdaki heykeller

- Sagalassos’ta “yukarı şehir” olarak anılan kısım mimari anlamda daha zenginken, aynı zenginlik “aşağı şehir”de söz konusu değil gibi. Öte yandan kitabın sayfaları arasında gezinirken “aşağı şehir”de ise muazzam bir heykel zenginliği dikkat çekiyor. Zeus, Poseidon, Hadrian, Afrodit ve beş imparator tanrının sonuncusu olan Marcus Aurelius. Sizce iki şehrin bu şekilde ayrışmasının nedenleri nelerdir? “Aşağı şehir”de bulunan bu heykelleri nerede ve nasıl çektiniz?

Sponsorların verdikleri maddi destek karşılığında Antoninler Çeşmesi gibi kendi başına gösterişli eserlerin kurtarılmasına öncelik verilmiş olabilir. Doğal afetlerle yıkılmış olan anıtsal yapıların taşlarının çoğu yerinde bulunduğu için bunlar tekrar bir araya getirilebilmiş. Bu taşların üzerinde hangi sırada yer aldığını belirten numaralar olduğu için hangi taşın nerede olması gerektiğini arkeologlar, projeyi yöneten mimar ve mühendisler bulabilmiş.

Aşağı şehirde de Anadolu’daki en büyük hamam gibi muhteşem yapılar yer almakta. Heykellerin birçoğu hamamda bulunmuş. Restorasyonları sonrası Burdur Müzesi’nde sergilemeye alınmış. Birçok eser müzede sergilendiği ortamlarda ve müzenin deposunda stüdyo ortamı kurularak çekildi. 2,2 metre çapında “parabolik”, simetrik ışık veren dev bir ışık yansıtıcısı kullanarak fotoğrafları çektim.

- Son olarak bundan sonraki kitap projeleriniz üzerine bilgi verir misiniz?

Bu yılın ikinci yarısında çıkacak olan yeni kitabımız Anadolu antik tiyatroları hakkında. İÖ 3. yüzyıla tarihlenen Priene Tiyatrosu ile başlayan ve 16 tiyatronun yer aldığı kitapta kronolojik olarak Pergamon, Afrodisias, Efes, Miletos, Hierepolis, Aspendos, Side, Perge, Selge, Sagalassos, Termossos, Phaselis, Myra, Patara, Xanthos tiyatroları yer alıyor. Kitapta bir de bu tiyatrolarda sahne dekoru olarak kullanılmış muhteşem heykeller, mermer frizler yer alacak.